Türkiye'nin en iyi haber sitesi

OKAN CAN YANTIR

Muhteşem tartışma

Hayırlı uğurlu olsun, Kanuni Sultan Süleyman döneminin anlatıldığı 'Muhteşem Yüzyıl' dizisi sayesinde yepyeni bir tartışma konumuz oldu. Su içinde iki haftamızı kurtarır bu. Mevlüt Tezel dostum sürekli olarak, "Biz meydana çıkıp konuları tartışıyoruz, sen bütün fikirleri analiz edip, kendine göre noktayı koyuyorsun" şeklinde takılır bana. Her seferinde de, "Vallahi benim bir suçum yok. Haftada bir gün yazmanın tek avantajı bu olsa gerek. Ben yazana kadar kimsenin dilinin altında bakla kalmıyor; ben de kendime göre bir final yapıyorum" cevabını veririm. Bu sefer de aynı olacak gibi... Çünkü son bir haftadır, istisnasız her yerde 'Muhteşem Yüzyıl' tartışılıyor. Eskiden bir yapım ekrana geldiği zaman; ilk olarak oyunculuklar tartışılırdı. Kim rolünün hakkını veriyor, kim veremiyor o konuşulurdu. Ama artık devir değişti; şimdi yapımların teknik yeterliliğini (Belki de asıl konuşulması gereken şeyi) kimse konuşmuyor. Artık gündem maddemiz kimin kime kötü örnek olduğu veya kimin kimin aziz hatırasına saygısızlık ettiği.

KİM YÜKLEDİ BU GÖREVİ?
Ben dizilere; topluma örnek olma, iyiyi, güzeli empoze etme görevi yükleyenlerden değilim. Belki de toplum mühendisliğinin en önemli konularındaki ihaleleri, televizyon yapımlarına yüklemenin de fazlaca saflık olduğunu düşünürüm. Bu yüzden 'Muhteşem Yüzyıl' dizisinin kötü örnek olduğunu düşünmüyorum. Dizinin ilk bölümü için televizyonun karşısına, tarihi bir belgesel izlemeyeceğimi bilerek oturdum ve gördüğüm hiçbir şey beni rahatsız etmedi. Koparılan yaygaraya bakarsak, halkımızın önemli bir bölümü ekranda gördüğünden rahatsız olmuş. İnsanların çoğu, Kanuni Sultan Süleyman'ın kadın ve eğlence düşkünü bir padişah olarak gösterilmesine tepkili. Hatta dizi yayımlandıktan sonraki gün RTÜK'e gelen şikayet sayısı, yılın ilk dokuz ayında gelen toplam şikâyet sayısını bile geçmiş. Toplum olarak hassasız anlaşılan; keşke bu hassasiyetin onda birini, yolda yolakta karşımıza çıkan çakma 'ağır abi'lerin kılavuzu olan dizilere de göstersek… Bence asıl sorun, bu dizide Kanuni Sultan Süleyman'ın ne şekilde gösteriliyor olduğu değildir. Bir millet, dünyanın 'Muhteşem' (Sadece biz demiyoruz; Fransız'ı 'Magnifique', İngiliz'i 'Magnificent' diyor) olarak adlandırdığı ecdadını, bir diziden tanıyacak ve onunla ilgili kararını o dizinin bakış açısına göre verecek haldeyse; o işte, çok büyük bir yanlış vardır.

ÖYLE OLSA NE FARK EDER?
Diyelim, Kanuni Sultan Süleyman harem ve eğlence düşkünü değil. Dizi, baştan aşağı yanlışlarla dolu. Bir milleti yanlışa inandırmak bu kadar kolay mıdır? Bu ülkenin standart eğitim sisteminden geçmiş bireyler, Kanuni Sultan Süleyman ile ilgili olarak, en uzun süre tahtta kalmış padişah olduğu ve kılıcıyla tüm Avrupa'yı titrettiği dışında ne biliyor? Hürrem Sultan'ı kimin, nasıl canlandırdığından daha önemli değil midir, bizim kendi tarihimize olan bu uzaklığımız. Öyle ki o uzaklık, bir diziyle tarihe bakış açımızı toptan değiştirecek kadar derinleşmişse, asıl sorun burada değil midir? Lisedeydim. Tarih sınavında hoca tek bir soru sormuştu: 'Sivas Kongresi'nde alınan kararlar nelerdir?' Kararları ezberlemenin mantıksız olduğunu düşündüğümden, sıraya yazdığım kopyadan tüm maddeleri teker teker kağıda geçirip 100 almıştım. Ders çıkışı hocanın yanına gidip, "Hocam, bütün maddeleri ezberleteceğinize tek bir maddenin, örneğin 'Millî sınırlar içinde bulunan vatan parçalanmaz bir bütündür, birbirinden ayrılamaz' maddesinin ne anlama geldiğini sorsaydınız, biz de bunu yorumlamaya çalışsaydık. Diğer türlü ezberden başka bir işe yaramıyor" demiştim. Bana ters ters bakıp, "Bari gel sen hocalık yap!" demişti. O bakışı atan zihniyet yüzünden, ben bugün Sivas Kongresi kararlarını ezbere hatırlamıyorum… Bizim tarihimiz bize öğretilmedi. Tarihimizin önemli figürlerini bir birey olarak; hatalarıyla, sevaplarıyla anlatmadılar bize. Kim nereye sefer düzenlemiş, hangi savaş kaç yılında olmuş? Bunların haricinde bir şey öğretilmedi ki bize…

ALTI ÜSTÜ BİR DİZİ
Kimse, Avrupa neden şaha kalkarken, biz yerimizde saydık anlatmadı… Kimse, Osmanlı'nın o dönem dünya siyasetindeki yerinden, etkilerinden bahsetmedi bize. Kim toprakları ne kadar genişletmiş, iyi biliriz ama… Böyle olunca da eğlencelik olsun diye çekilmiş bir diziden, tarihine olan bakış açısı değişebilecek bir jenerasyon çıktı. Lafa geldi mi Kanuni Sultan Süleyman'ın dünyayı titrettiğini söyleriz ama kaçımız bu büyük padişahın Süleymaniye Camii'nde bulunan türbesini ziyaret etmiştir? Fransızlar, 14. Louis'i (Güneşin Oğlu) itinayla her fırsatta gözümüze sokar ama biz hâlâ en önemli tarihi figürlerimizi hak ettikleri değeri veremeyiz. Çünkü onları en az yabancılar kadar tanımayız. Diyeceğim odur ki; asıl sorun, Kanuni Sultan Süleyman'ın ekranda nasıl canlandırıldığı değildir. Eğlence ve harem düşkünüyse de, bu büyüklüğünden bir şey kaybettirmez. Dünyayı titreten bir adamın, akşamları sobada kestane pişiriyor olması bizi daha mı mutlu edecek? Asıl sorun, bir toplumun kendi tarihine olan bakışını televizyon dizisiyle şekillendirecek tarihi cehalet seviyesinde inmiş olması veya öyleymiş zannedilmesidir. Altı üstü bir dizidir; bu kadar cellalenmenin anlamı yoktur. Siz bana kendi tarihimi, rasyonel, mantıklı, tarafsız bir biçimde anlatın; sonra ben hangi kaynaktan nasıl etkileneceğime kendim karar vereyim. Belki bu tip yapımların yarattığı rüzgar aklımızı başımıza getirir de, resmi tarihin o tozlu yanlışlarından kurtuluruz. Yoksa, I. Dünya Savaşı'nda Almanya yenildiği için bizim de yenik sayıldığımıza inandığımız sürece, bu tartışmayı daha uzun yıllar yaparız…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.