Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ÖMER KARAHAN

Hak hukuk sloganları atan Gezen 50 kişiyi sigortasız çalıştırıyor

Sanatın sahnesi ışık ister, emek ister, disiplin ister. Ama galiba bazı sahnelerde en çok eksik olan şey vicdan. Müjdat Gezen'in yıllardır adını taşıyan, bir dönem sanatın okulu diye anılan kurumundaki 50 kişinin yer aldığı 'Gırgıriye' müzikalinde olaylar bitmiyor. Yok mekan, yok koltuk, yok bilet, yok performans üzerine günlerdir eleştiriler devam ederken bu sefer büyük bir skandal patlak verdi. Çarşamba akşamı sahnelenen oyunda bir metin yok. Doğaçlama değil, trajik bir gerçek var: Dekor çöktü, bir oyuncu yaralandı. Normal bir ülkede bu cümleden sonrası prosedürdür. Ambulans çağrılır, hastaneye gidilir, kayıt tutulur, sorumluluklar incelenir.

UCUZ EMEK DÜZENİ
Burada ne oluyor? Yaralı oyuncu hastaneye bile götürülmüyor. 'Oradaki imkanlarla' müdahale ediliyor. Sanki tiyatro değil de mahalle arası halı saha. Müjdat Gezen gibi bir ismin gölgesinde yürüyen bir kurumda, yaralanan bir oyuncunun hastaneye götürülmemesi başlı başına bir utançtır. Ama asıl mesele dekorun düşmesi değil. Asıl mesele, o dekorun altında kalan insanın sistemde hiç var olmaması.
İddia şu; Gırgıriye Müzikali'nde hem sahnede hem de teknikte yer alan Müjdat Gezen Sanat Merkezi'ne (MSM) bağlı olan 50 kişi sigortasız... Evet, yanlış okumadınız. Türkiye'de tiyatro dediğimiz yapı, hâlâ gönüllülükle profesyonellik arasında sıkışmış ucuz emek düzeninden beslenmeye devam ediyor.

DÜPEDÜZ SORUMSUZLUK
Perde açılıyor, alkış geliyor, sosyal medyada "ne güzel oyun" diye story atılıyor... Ama o sahnenin arkasında çalışan insanların yasal olarak hiçbir güvencesi yok. Bu artık romantik bir sanat fedakârlığı hikâyesi değil. Bu, düpedüz sorumsuzluk. Sanat kurumları yıllardır kendilerini kutsal bir alan gibi sunmayı seviyor. "Biz sanat yapıyoruz" cümlesi, nedense iş hukuku söz konusu olunca sihirli bir bahaneye dönüşüyor.
Oysa sanat, insanı yüceltmekle övünürken, insanın en temel hakkını yok sayamaz. Sigortasız çalıştırılan bir oyuncu ne demek biliyor musunuz? Yaralandığında geçmiş olsundan fazlasını alamayan insan demek. Sahneye çıktığında alkışlanan, ama düştüğünde sistemden silinen insan demek. Şimdi o ekip kazan kaldırmış. Çok geç bile kalmışlar. Çünkü mesele sadece bir müzikal değil. Mesele, Türkiye'de sanat üretiminin hâlâ yarı kayıt dışı bir düzen içinde dönmesi. Türkiye'de sanat dünyasının en rahatsız edici tarafı şu: Herkes kendini çok "duyarlı" sanıyor. Toplumsal meselelere laf var, politikaya yorum var, insan haklarına hassasiyet var... Ama kendi sahnesinde çalışan insanın en temel hakkına gelince derin bir sessizlik.
Sanatın arkasına saklanarak hak hukuk eşitlik demokrasi sloganları atan hocaları Müjdat Gezen tarafından bunu yaşamaları ise paha biçilemez.


BAŞARMAK ONUN KANINDA VAR
Ukrayna ekibi Shakhtar Donetsk'i çalıştıran Arda Turan, takımını UEFA Konferans Ligi'nde yarı finale çıkararak UEFA kulüp turnuvalarında yarı finale yükselen Türk teknik direktörler arasına adını yazdırdı. Arda Turan'ın futbolcu olarak da birçok ilk'leri elinde bulunduran bir isim...
Turan'ın Shakhtar Donetsk'te yakaladığı başarıyı sadece bir teknik direktör çıkışı gibi okumak, meseleyi eksik anlamak olur. Çünkü bu hikâye, bir insanın kendine yeniden söz vermesiyle başlıyor. Gürültünün içinden sıyrılıp kendi sesini yeniden duymasıyla. Futbol dünyası acımasızdır. Dün alkışladığını bugün unutabilir. Hatta bazen bilerek unutur. Ama bazı insanlar vardır, kendi hikâyesini başkalarının hafızasına bırakmaz. Arda'nın yaptığı tam olarak bu: Başarıyı tekrar tanımlamak.

Shakhtar Donetsk'te kurduğu yapı sadece taktiksel bir düzen değil. Bu, bir zihniyet meselesi. Sahaya çıkan oyuncuların sadece topa değil, hayata nasıl baktığını değiştiren bir yaklaşım. Çünkü Arda'nın en çok konuşulan tarafı artık oyun planı değil, oyunculara söyledikleri. "Çocuklar" diye başlıyor cümlelerine. Bugünün futbolunda bu hitap bile başlı başına bir karşı duruş. Çünkü sistem, oyuncuyu bir performans makinesine indirgemeyi sever. O ise önce insanı hatırlatıyor. Hata yapabileceklerini, düşebileceklerini ama tekrar ayağa kalkabileceklerini. Belki de bu yüzden söyledikleri bu kadar yankı buluyor.
Çünkü o konuşmalar taktik değil, tecrübe taşıyor. Kaybetmiş birinin, yeniden kazanmayı öğrenmiş halini.
Bir teknik direktörün oyuncularına "kazanın" demesi kolaydır. Ama "korkmayın" demesi zordur. Çünkü korku, sadece sahada değil, insanın içinde yaşar. Arda'nın farkı burada başlıyor. O, oyunu değil, o oyunu oynayan zihni dönüştürmeye çalışıyor. Shakhtar'daki başarı bu yüzden tesadüf değil. Bu, disiplinle romantizmin garip ama etkili bir birleşimi. Hem sert hem şefkatli bir dil. Hem kontrol hem güven. Ve en önemlisi, samimiyet...


'SANATSEVERLER HİKAYEMİZE ORTAK OLUYOR'
Takashı Murakami, Kenny Scharf, Thierry Noir, Monolo Valdes gibi dünyaca ünlü sanatçıların eserlerini ülkemize getiren sanat danışmanı Arzu Gündoğdu, son günlerde ünlü yıldızların yakın markajında… Oktay Kaynarca, Bülent Serttaş, Varol Yaşaroğlu gibi isimlerin Gündoğdu ile çok sık bir araya geldiğini görünce çalışmalarını merak edip ziyarette bulundum. Gündoğdu'ya son dönemde birçok kişinin sanat eserlerine yatırım yapmasının nedenini ve koleksiyonerliğin püf noktalarını sordum. "Galeri benim için bir sergileme alanı değil.

Her biri ayrı bir hikayenin yerini tutuyor. Özellikle burayı ziyaret eden misafirlerimiz bu hikayeye ortak oluyor. Kendi yaşamlarından parçalar buluyor" diyen Gündoğdu, adeta bir görünmez bir şef gibi sanatseverleri yönlendiriyor. Bence Gündoğdu'nun en dikkat çeken yönlerinden biri sanat eserine nesne olarak yaklaşmaması. Onun için her eser zamanın belirli bir anında donmuş bir düşünce… İşte ünlü danışman, sanat dünyasından birçok isimle de bu özel sohbetlerde buluşup eserler hakkındaki tüm sorularına cevap veriyor.


ORTA AVRUPA'YA GİDECEKLER DİKKAT ETSİN
Dünyanın düzenli, sakin, 'her şey kontrol altında' diye pazarlanan yerlerinde bile doğa bazen "ben buradayım" diye tokat gibi hatırlatıyor. Kene meselesi de tam o hikâye. Almanya, İsviçre ve Avusturya başta olmak üzere Orta Avrupa'da kene kaynaklı hastalıklarda dikkat çeken bir artış yaşanıyor. 2026 verilerine göre Almanya'da 185 bölge "yüksek riskli alan" olarak ilan edildi. Uzmanlar, seyahat eden ailelerin çocuklarını bilgilendirmesi, doğa aktiviteleri sonrası kontrol yapması ve gerekli durumlarda aşılama seçeneklerini değerlendirmesi gerektiğini vurguluyor.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA