Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Müteahhit Hayati Uzun, 1992'de Erzincan'daki depremde torunu Emrah'ı kaybetti. Aile, İzmir'e yerleşti. Hayati Uzun, Bayraklı'da inşa ettiği apartmana depremde ölen torununun ismini verdi. Ancak İzmir depreminde ilk yıkılan binalardan biri Emrah Apartmanı'ydı. Uzun'un iki torunu ve gelini, hayatını kaybetti.
Hayati Bey'in acısı taze ama Erzincan'daki depremden ders çıkarması gerekirdi. Lakin Hayati Bey de çürük apartman yapıp ailesini orada oturttu. Dedesiyle aynı adı taşıyan ve depremde hayatını kaybeden 17 yaşındaki Hayati Uzun bile "Bu bina yıkılacak" demiş. Dede Hayati Didim'e yerleşmiş, torunlar çürük evde kalmış!



SİSTEM DEĞİŞMELİ
Bu haber, ülkemizdeki müteahhitlik sisteminin neden kökten değiştirilmesi gerektiğine ibretlik bir örnek. Mimar ve inşaat mühendisi olmak için yıllarca eğitim almanız gerekir ama bu eğitimli insanları yöneten müteahhitlerin inşaat yapabilme şartları bile geçtiğimiz yıl değiştirildi. O şartlar da genelde mali şartlar ve çalıştırılacak personellerin özellikleriyle alakalı. Bu kadar hayati önem taşıyan bir işi neden hâlâ parası olan herkes yapabiliyor? Müteahhit olmak için inşaat mühendisi ya da mimar olma zorunluluğu getirilse iyi olmaz mı?
Öte yandan Emrah Apartmanı depreme karşı güçlendirilmiş! Öyle çürük binalarda oturuyoruz ki, güçlendirme bile fayda etmiyor. Apartmanların yapıldığı zeminin altı da balçıkmış. Daha da kötüsü bu ölüm tuzağı apartmanlara mevzuata uygun denmiş, yapı denetim onayı verilmiş. Özetle; denetim mekanizmasında da sorunlar var.
Bazı belediyeler, başta müteahhitlere kar marjını azaltacak imar şartları sunuyor. Sonra da rüşvet çarkı devreye giriyor, gerekli izinler alınıyor. Rüşvete giden paraya karşılık da inşaat kalitesi düşürülüyor.
Türkiye'de yıllarca parası bile olmayan insanlar, arsa sahibi ile kat karşılığı anlaştı, fiyakalı maketlerin üzerinden sattığı birkaç daire, biraz kredi ve biraz borç parayla inşaat yaptılar. Ülkemizde sıfırdan başlayıp lüks araçlara binmenin en kestirme yolu müteahhitliktir.
Birçok ülkede 6.6'lık depremlerde can kaybı yaşanmıyor. Bizde ise genelde evler minimum masrafla maksimum kar elde etme anlayışıyla yapıldığı için can kayıpları yaşanıyor. Ve her depremde İstanbul'da yaşanacak olası bir depremin yol açacağı faciaları konuşup, bir sonraki depreme kadar her şeyi unutuyoruz!

DEPREMDEN SONRA KİRALARIN ARTMASI
İzmir depremiyle ilgili provokatif paylaşım yapanlara ne kadar kızsak azdır. Peki, İzmir'deki depremde kiralık evlerde yaşanan talep sonrası bazı bölgelerde ev sahiplerinin kira fiyatlarını artırmasına ne demeli? İzmirli modern, medeni geçinen arkadaş, insan zorda kalmış hemşerisine bunu yapar mı? Evi yıkılana, bir tekme de sen mi atıyorsun?
Elazığ depreminden sonra da kiralar fırlamıştı! Elbette genelleme yapmamalıyız ama her ülkede, toplumda provokatörler de, modern geçinip fırsatçılık yapanlar da var.

EKMEĞE D VİTAMİNİ EKLENMELİ Mİ?
İngiltere'de bir grup bilim insanı, Covid-19 hastalığıyla mücadele kapsamında hükümete, ekmek ve süt gibi yoğun tüketilen gıdalara D vitamini eklenmesi çağrısında bulundu.
Bazı araştırmalara göre, D vitamini eksikliği koronavirüs kapma riskini ve Covid-19 hastalığının bazı etkilerini artırıyor. İspanya'da Covid- 19 hastası olanlarda genelde D vitamini oranının düşük olduğu tespit edildi.
Bizim Bilim Kurulu ekmeğe 'D' vitamini eklenmesini neden tartışmıyor?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA