Liselerde meydana gelen elim hadiseler bütün dikkatleri genç evlatlarımıza çevirdi. Ne oluyor? Gençler nasıl ve neden şiddete yöneldiler? Onları bu şiddete ve onlarca gencin hayatına mal olan çılgınlığa iten sebepler ne? Bu bir organizasyon mu yoksa başka şeyler mi tezgâhlanıyor? Herkesin dikkat etmesi, üstüne düşeni yapması lazım.
EVLADINIZI GÖZ HAPSİNE ALIN: Birinci görev elbette ailelerindir. Evlatlarını yakın göz ve gönül hapsine almaları şart. Bilgisayarda hangi oyunlarla meşgul, kimlerle oturup kalkıyorlar? Sosyal medyada kimleri, ne tür yayınları izliyorlar? Bütün bunları takip etmek lazım. Zaman zaman evlatlarınızı uyarın, dikkatlerini çekin. İnsan hayatına kıymanın, intiharın, şiddetin dinimizce büyük günah sayıldığını anlatmak lazım. Bir insanın canına kıyan, bütün insanlığı öldürmüş gibi vebal alır. Aileler, evlatlarını suç ortamları konusunda uyarmalı.
ŞİDDET OYUNLARI YASAKLANMALI: Yetkililerin; tehlikeli, şiddete yönlendirici oyunları denetlemesi ve gerekirse yasaklaması lazım. Yaşatmaya endeksli bir ahlak ve kültüre sahip olması gereken evlatlarımıza bu illet nereden bulaştı? Tez elden tespit edilip gereken adımlar atılmalı.
MÜFREDAT YENİLENMELİ: Milli Eğitim ve ilgili müesseselerin müfredat konusunda yeni hamlelerde bulunması şarttır. Yeni problemlere karşı yeni akıl ve tecrübeyle tedbir alınmalıdır.
DİNİ UYARIDA BULUNULMALI: Radikal, kışkırtıcı, tahrip ve tahrif edici oluşumlara karşı bilimsel veriler de göz ardı edilmeden ahlaki ve dini uyarılarda bulunulmalıdır. Dinin; merhamet eden, bağışlayan, yaşatan, koruyan ve kollayan dinamizmi bütün eğitim süreçlerinde mutlaka yer almalıdır. Zihin, karın, vicdan, okul ve din birlikteliği ancak bir arada bulunduğunda süreç doğru işler ve kişi doğru bir erdemle kuşandırılır. Bunlardan hiçbirisi ihmal edilmemelidir.
AKRAN ZORBALIĞI ÖNLENMELİ: Okullarımızda zaman zaman görülen ve bazen mahalleye kadar sıçrayan akran zorbalığı tedavi edilmelidir. Acımasızca bir kavgayı dehşetle izliyoruz. Büyükler büyüklük edip bu kavgayı sonlandıracaklarına, çoğu kez sürecin parçası oluyorlar. Aileler bu hususta da evlatlarını uyarmalı. Hele de kız çocuklarının saç saça kavgaları, hiç alışık olmadığımız bir faciaya dönüşüyor. Okullar ve etrafında denetimler sıklaştırılmalıdır.
ELLERİNDE KURAN, STETOSKOP, TELESKOP OLMALI: Evlatlarımız çok önemlidir. Pırıl pırıldırlar, dünyadırlar, saf ve temizdirler. Aman kirletilmelerine, gaddarlaşmalarına müsaade etmeyin. Bu konuları sosyolojik, psikolojik, dini ve ahlaki perspektifle düzeyli bir şekilde tartışmalıyız. Bugün silah tutan tertemiz evlatların ve kendini öldüren gençlerin elinde stetoskop olmalı. Ellerinde teleskop olmalı. Ellerinde Kuran-ı Kerim ve İslam ahlakı olmalı. Doğru kaynaklardan alıp aktaran hikmetli; ölü düzen değil, yaşayan düzen anlayışı olmalı. Bir direktifle genç insanlara "öldür, yok et" gibi talimatlar veren oyunlar masum olamaz. Çocukların beynini yıkayan bu yayınlar sıkı takip altına alınmalı. Evlatlarını kaybeden ailelere sabır, vefat eden gençlerimize ise Allah'tan rahmet dilerim. Allah tüm gençlerimizi korusun.
HZ. MUHAMMED'İN (SAV) AHLAKI İSLAM'DI
Hz. Peygamber'in ahlakı sorulduğunda Hz. Aişe, Kuran'ı işaret eder ve şöyle derdi: "Kuran okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kuran'dı." Kuran-ı Kerim'de onaylanmış bütün erdemli tavırlar Efendimizin ahlakında, günlük yaşantısında görülürdü. O, söylediğini fiilen uygulardı. Kuran-ı Kerim'in onayladığını onaylar, Kuran'ın yerdiğini yererdi. Zira o da Kuran-ı Kerim'le muhataptı.
Bir hadisinde şöyle buyurmuştu: "Ben güzel ahlakı tamamlamaya geldim." Diğer peygamberlere de emredilmiş ama zaman içinde unutulmuş veya terk edilmiş güzellikleri hatırlatmaya, yeniden işlevlendirmeye gelmişti.
ÇİRKİNLİĞE TEPKİ VERMEZDİ: Kendi şahsına yönelik çirkin hareketlere sabreder, gülümserdi. Herhangi birimizin karşılıksız bırakmayacağı bazı nahoş hareketleri görmezden gelirdi.
KABA VE SERT DEĞİLDİ: Yumuşak ahlaklıydı. Bulunduğu mecliste ağırlığı hemen hissedilse de ortamı yumuşatırdı. Hiçbir soruyu abes görmezdi. Soru soranı ayıplamazdı.
HARAMDAN İĞRENİRDİ: Torununun elinde bir hurma parçası gördü. Hurmanın devlete ait depodan düşmüş olma ihtimalini hissedince torununa o hurma parçasını ağzından tükürttü. "Benim ehl-i beytim sadaka ve zekât alamaz" dedi.
AŞIRI ÖVÜLMEKTEN RAHATSIZ OLURDU: Daha yeni Müslüman olmak için gelen ve liderlerine secde eden bir topluluk, Hz. Peygamber'e secde etmeye yeltenince son derece hiddetlenmiş, o kişileri ayağa kaldırıp "Sadece Allah'a secde edilir" diyerek uyarmış ve kendisini aşırı övmeleri karşısında ise, "Yeter, yeter, yeter" diyerek şirke bulaşmalarına karşı uyarıda bulunmuştur.
ARKADAŞLARINI KOLLARDI, CESURDU: Mekke'de Müslüman olup eziyet çeken dostlarını Medine ve Habeşistan'a göç etmeye yönlendirdi, onları korudu. Onlara karşı uygulanan boykotu kırmak için mücadele etti. Silahla karşı koyma müsaadesi Allah tarafından verilmediği için silah dışında bütün tavırları koydu. Taif halkına İslam'ı tebliğ için kapı kapı dolaştı. Kendisini öldürmekle tehdit edenlere aldırmadı. Mekke'yi en geç terk eden O oldu.
UMUMİ AF İLAN ETTİ: Mekke'yi fethettiğinde umumi af ilan etti. Hz. Hamza'nın ve kızı Hz. Zeynep'in katilleri dâhil olmak üzere İslam'a giren herkesi affetti.
GÜNAHKÂRI DIŞLAMAZDI: Bizim gibi değildi. Bizler kendi günahımızı görmez, başkalarının günahını dedektörle ararız. Kusurları mikroskopla görmeye çalışırız. Mahallenin en günahkârları kendilerini en ahlaklı olarak görürler oysa... "Hımar" denen ve içki içen bir zat, Efendimizin huzuruna getirildi. Oradakilerden biri "Hımara lanet olsun" deyince Efendimiz sinirlendi ve "Hayır, o Allah ve Resul'ünü seviyor" buyurdu.
PUTPERESTLERE KARŞI BİLE VEFALIYDI
HZ. Peygamber, Taif dönüşü Mekke'ye girememiş, Mekkeli putperest liderlerin boykotuyla karşılaşmıştı. Ancak müşrik olan Mut'im bin Adiyy; kendisi gibi müşrik olan diğer liderlere karşın Hz. Peygamber'in Mekke'ye girmesinden yana tavır koymuş ve silahlanarak Hz. Peygamber'i korumuştu. Bu adam müşrik olarak da öldü. Aradan yıllar geçti. Bedir'de müşrikler esir alındılar. Hz. Peygamber, esirlerin diyetle serbest bırakılmalarına karar verdi.
Bu arada bu anlaşmayı sağlamak için de Mut'im bin Adiyy'in oğlu olan Cübeyr görevlendirildi. Hz. Peygamber, Cübeyr'in müşrik babasının bir zamanlar gösterdiği jestini unutmamış, oğluna şöyle demişti: "Eğer baban bugün sağ olsaydı ve bu esirleri fidyesiz bırakmamı dileseydi, onu kırmaz bütün esirleri fidyesiz bırakırdım."
Bu duruş (kadirşinaslık) son derece anlamlıdır. Hz. Peygamber bu tavrı putperest bir adama karşı göstermiştir ve Cübeyr'e son derece ilgi göstermiş, ikramda bulunmuş, değer vermiştir.
MAHŞER GÜNÜ HER GÜNAHIMIZ ORTAYA ÇIKAR MI?
"Zerre kadar iyilik yapan karşılığını görür, zerre kadar kötülük yapan da karşılığını görür." Bu ayet hiçbir şeyin unutulmayacağını gösteriyor. Kişinin amel defterinde her şey bulunacaktır. Ama yüce Allah'ın unutturduğu yani affettiği kötü ameller defterden silinmiş olacak. Netice itibarıyla, Allah sizi affetmişse günahlarınız örtülecektir. Bazı âlimlere göre, affedilen her amel defterde görülecektir.
Vergi, zekât yerine geçer mi? Vergi ile zekât farklı şeylerdir. Zekât verginin, vergi de zekâtın yerine geçmez. Zekât, malın kırkta birinden fakire ayrılan hisseye denir. Vergi ise apayrı bir görevdir.