Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Lisans ve yüksek lisans yıllarımda, ülkenin en özgürlükçü ve liberal bilinen okullarında başörtüsü mücadelesi vermiş birisi olarak baktığımda bu soruya gönül rahatlığı ile 'evet' diyemiyorum.
, yasağın aşılmasında kuşkusuz büyük hizmet etti. Eğitim ve kamuda kaldırılan yasak, bugün hâlen özel sektörün büyük kısmında devam etse de Başkan Erdoğan liderliğinde kazanılan esas başarı bir zihniyet dönüşümü idi.
Dün, Boğaziçi'nin meşhur yokuşundan aşağı, bölümüme doğru giderken "Türban üniversiteden defol" sloganı yazan, ampül üzerine başörtüsü takılmış pankartların altında yürürdüm. Bugün ise o pankartları asan gençler, Amerikan Başkanı'na sorduğum soru üzerine beni savunuyorlarsa, biz millî birlik anlamında devasa bir yol kat etmişiz demektir. Bu zihniyet dönüşümü, hepimizin kucaklaması ve kalıcı olması için uğraşmamız gereken bir değerdir.
Fakat duyuyorsunuz işte, özellikle hazirandaki İstanbul seçimlerinden sonra nerdeyse her hafta saldırıya uğrayan bir başörtülü kadın haberi alır olduk. Demek ki mezkûr zihniyet dönüşümünü gerçekleştirememiş, hâlen daha hemcinsine nefretle bakabilen, kızı yaşındaki gençlere nefret kusabilenler mevcut.
Şaşırtıcı değil. İlk de değil. Sadece başörtülülere yönelik de değil. Daha birkaç yıl önce, sarıklı bir genç, Okmeydanı'nda öldüresiye dövüldü. Ya da ODTÜ'de mescitte namaz kılmaya çalışan gençlere çivili sopalarla saldırıldı. İslâm yurdu Türkiye, aynı zamanda İslâm karşıtlığının en şiddetli örneklerini de gördüğümüz özgün bir ülke.
Amerika'da siyahîlere yönelik eğitim ve iş hayatından dışlayıcı yasal uygulamaların kaldırılmasının üzerinden onlarca yıl geçti. Ancak hâlen sistematikleşmiş ırkçılığın devam ettiği, hayatın farklı alanlarında tezahür ettiği tartışılıyor. Hatta bu tartışmanın 2020 seçimlerine bile damgasını vurduğunu görebilirsiniz.
Türkiye'de ise eğitim ve çalışma hayatından kesin biçimde dışlanan (siyahların kendi üniversiteleri vardı, bizim yoktu...) başörtülüler, ne zaman mücadeleden bahsetse 'mağdur edebiyatı' diyerek ağzımız kapatılmaya çalışılıyor. Amerika'daki liberal çevreler 'beyaz suçluluk' (white guilt) dedikleri kavramla, ırkçılığın kendilerine sağladığı avantajlı pozisyondan konuştuklarını defaatle izhar ederken, bizim beyazlarımız ise her saldırıya 'saldırgan ruh hastasıymış' gibi gerekçeler buluyorlar.
Geçen bir arkadaşım, başörtülü bir genç kızla mücadele tarihini konuşurken kendisine ' hadisesi neydi?' diye sorduğunu anlattı şaşkınlıkla. Gelinen bu noktada, aynayı biraz da kendimize tutup, ayrımcılık tarihimizi kendi evlâtlarımıza ne kadar aktarabildiğimizi de sorgulamamız lazım belki... Zira beyazlarımız, 'beyaz'lıklarının gereği, bizi bir leke olarak görmeye devam edecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN