Türkiye'nin en iyi haber sitesi

HİLAL KAPLAN

İran ve Husiler neyimiz olur?

Azerbaycan'a karşı Ermenistan'la, Pakistan'a karşı Hindistan'la, Taliban ve Saddam'a karşı ABD ile işbirliği yapan İran'ın ülkemizdeki yancılarından ahlak nutukları dinlemekten bitap düşmüş birisi olarak dün İran'la alakalı yazımıza kaldığımız yerden devam edelim.
ABD-İran ateşkesi temmuzda çözüldükten sonra Husi füzeleri Suudi petrol tesislerine yöneldi. 6 Ağustos'ta Necran'da 11 sivil yaralandı. Ertesi gün Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladı. 8 Eylül'deki dalgada 73 kişi yaralandı. Ardından Mekke'nin güneyinde bir Husi İHA'sının düşürüldüğü açıklandı; Husiler bunu yalanladı. 19 Eylül'de Riyad'a balistik füze atıldı.
Tam bu sırada Husi sözcüsü El-Buhayti, Türkiye ile Pakistan'a "Kendinize çekidüzen verin" diye seslendi. Pakistan, Tahran'a "Vekilini dizginle" mesajı gönderdiğinde İran'ın cevabı "Husileri kontrol etmiyoruz" oldu. O hâlde sormak gerekiyor: Kontrol etmediğiniz bir yapının füzeleri, İHA'ları ve mühimmatı hangi yoldan Yemen'e ulaşıyor?
İran'ın bilinen bir refleksi var: Kendi politikasına itiraz eden herkese "siyonist" etiketi yapıştırmak. Oysa İsrail siyaseti aylardır Türkiye'yi hedef tahtasına koymuş durumda. Eski Başbakan Naftali Bennett, şubatta "Türkiye yeni İran'dır" dedi. Savunma Bakanı Katz, Cumhurbaşkanı'na hakaret etmekte beis görmedi. Tel Aviv'in hedef tahtasındaki ülkeyi, Tahran'ın vekili tehdit ediyor. Aynı ülkeye iki yönden nişan alanlardan hangisinin "siyonizme hizmet ettiği" sorusunu okura bırakıyorum.
Zamanlama da tesadüf değil. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, PKK'nın Mayıs 2025'te kendini feshettiğini ilan etmesine rağmen silah bırakmada henüz somut adım atılmadığını söyledi. Türkiye onlarca yıllık bir terör sorununu tasfiye etmenin en hassas eşiğindeyken güney cephesine yeni bir gerilim hattı çekiliyor. İran güçlerinin YPG'ye desteğini hatırlatıp parantezi kapatalım, şimdilik.
Ülkemizde de bir Husi romantizmi pazarlanıyor. Bu romantizm, Kızıldeniz'deki eylemleri Gazze dayanışması sanan samimi vicdanları istismar ediyor. Ama ABD ile işine gelince işbirliği yapan, Babülmendep'i ABD ve İsrail için açık, Suudi Arabistan için kapalı tutan ve Esed'den YPG'ye siyonistlerle aynı jeopolitik parçalanmışlığın peşinde koşan bu yapı Gazze'nin değil, Tahran'ın masasındadır. İran'ın propaganda hattını Türkçe'ye tercüme edenler, Madaya'da açlıktan ölen çocukları da hatırlamak zorundadır.
Türkiye, 2015'te Islah zayıf düşsün diye Husileri destekleyen Suudi Arabistan'ı karşısına almıştır. Bugün aynı Husiler, Suudlarla anlaşmazlığa düştüler diye Türkiye bu pozisyonda değildir. Esasında başından beri durduğu yerde olan tek ülkedir.
Ankara'nın bugünkü tutumu da nettir. Dışişleri Bakanı Fidan'ın ifadesiyle Türkiye, hiçbir yere saldırmamış Suudi Arabistan'ın İran-ABD çatışmasının parçası yapılmasını kabul etmiyor. İttifak yükümlülüğünü de, savaşa sürüklenmeme iradesini de aynı anda taşıyor. Bu, 2010'daki Türkiye'nin aynısıdır: İlkeli, bağımsız ve kimsenin taşeronu değil. Değişen Türkiye değildir, İran'dır.
Velhasıl Türkiye'nin 15 yıllık sabrı İran'ın en değerli sermayesiydi. Ancak Tahran o sermayeyi Halep'te, Sana'da ve Gaziantep semalarında harcadı. Yemen'de de harcamayı sürdürdüğü takdirde zararlı çıkan Türkiye olmayacaktır.

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA