Darbe ihtimaline dayanarak, emekli ya da muvazzaf subaylar tutuklandıkça, 27 Nisan e-muhtırası, medyada daha sık hatırlanmaya başlandı. Nedense, 28 Şubat sürecinde ortaya çıkan belgelerden ziyade, 27 Nisan üzerinde duruluyor. Oysa Şemdin Sakık'ın sözde itiraflarına dayanarak düzenlenen Andıç belgesi de, son derece vahim bir nitelik taşıyordu. Bu belgede, bazı işadamları, milletvekilleri, gazeteciler, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Fazilet Partisi mensupları PKK işbirlikçisi ilân ediliyor; toplumda itibarsızlaştırılmaları maksadıyla, yakın medya kuruluşlarının kullanılacağı belirtiliyordu. Altında, dönemin İç İstihbarat Şube Müdürü Kurmay Albay Bülent Dağsalı'nın, İstihbarat Başkan Vekili Tümgeneral Fevzi Türkeri'nin ve Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir'in imzası vardı. Andıç, 1998'de, Sabah ve Hürriyet'te manşetten çıkan haberlerle yürürlüğe girmişti. Varlığını, Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da kabul etmişti. Ve bu belge yüzünden, İHD Başkanı Akın Birdal, Türk İntikam Tugayı adına hareket eden Semih Tufan Gülaltay tarafından az daha öldürülüyordu. Ama belgenin altında imzaları bulunması, Çevik Bir'in 1. Ordu Komutanlığı'na, Fevzi Türkeri'nin ise Jandarma Genel Komutanlığı'na terfi etmesini engellemedi.
Bunları neden hatırlatıyorum? Eski defterler karıştırılacaksa, Yaşar Büyükanıt'tan daha öncekilerin de işlediği suçlar var. Fakat bence, konuyu kan davasına dönüştürmemek gerekiyor. Önce, hâlâ aktif durumda bulunan kişilerin önünü kesip, demokrasi karşıtı faaliyetlerini engelleyelim.