Seçim sonuçları açıklandıktan sonra medyada en çok duyulan sözcük 'şok.' Biz, 'şok' sözcüğüyle 'şoke olmak' sözcüğünü bir tuttuğumuz için sonuçlara da 'şok' diyoruz, sonuçlar karşısında 'şoke olanlar' da durumlarını 'şok oldum' diye açıklıyor. Velhasıl bir 'şok durumu' yaşıyoruz.
Seçimden sonra konuştuğum, hayli aklı başında olduğunu sandığım bazı insanların durumu değerlendirirken 'geldiler' dediğini duydum.
Sürekli olarak aynı sözcüğü tekrarlıyorlardı. Sonunda dayanamayıp, 'affedersiniz uzaydan mı geldiler' diye sordum. 'Geldiler' denen bu insanların 13 yıldır (hatta bir dostumun düzeltmesiyle bin yıldır) burada ve iktidarda olduğunu belirttim, kendime de şaşarak. Anladım ki, bu sürenin iktidarını hiç mi hiç kaydetmemişler.

***

Kimseyi rencide etmek istemiyorum. Ama bu durumu iki şekilde açıklayabiliriz. Birincisi, daha 2002'de 'geldiler' derlerken de 1994'ten beri muhafazakârların, hiç değilse diyelim İstanbul'da ve Ankara'da yerel yönetimlerde iktidar olduğunu unutuyorlardı ve 'büyük korkularını' dile getiriyorlardı. (Bu 'büyük korku' ('la grande peur') Fransız Devrimi sonrasında ortaya saçılan kralcı söylentiler nedeniyle köylünün duyduğu 'büyük korkuya' verilen addır. Tamamen hayalidir. Bence üstünde düşünelim derim.)
Aradan geçen 13 yılda kimin iktidar olduğunu bu kesim, belki gerçeği kabullenememe nedeniyle kaydetmemiş, şimdi, henüz 'geldiler' sanıyor. İkincisi, tam da bu nedene bağlanabilir: 13 yılda bu iktidar o kesimin korkusunu 'gerçekleyecek', doğru çıkaracak bir tutum içinde olmamış. 'Kaydedilmemesi' bu nedenle. Buna rağmen hâlâ bir şeyler yapacaklar korkusu devam ediyorsa ortada cidden sosyal psikoloji açısından önce çözümlenmesi sonra da çözülmesi gereken bir durum var demektir.
Fakat dediğim gibi bu konuyu sadece bir realite olarak tespit etmekle yetinmek ve spekülasyona tabi tutmamak istemiyorum. Nedeni, o kesimi anlayabildiğimi sanmamdır. Ve bütün bu duygunun altında yatan unsur bu kesimin elifi elifine 20 yıldır siyaseten temsil edilmemesidir. Buna alıştıkları, benimsedikleri toplum yapısının, siyasal sistemin dönüştürülmesini ekleyelim. Durum gerçekten ağır, o açıdan bakınca.
Gerçi bahsettiğim şartlarda söz konusu kesimin sorunu kendi ideolojisinde ve onun kendisini bir türlü temsil etmeyi başaramayan partisinde araması gerekir. Ama haydi bunu bir yana bırakalım ve resme daha geniş bir açıdan bakalım. Bir demokrasi problemi olarak görelim mevcut hali, bütün 'sekter' boyutuna rağmen.
***

Bu durumda yapılması gereken sorunu gene bir 'iktidar sorunu' olarak tanımlamaktır. Yani öncelikle iktidarın çözmesi gereken bir problem var ortada. Ne yapalım ki öyle. 'Hiçbir şey yapmadım' veya 'her şeyi yaptım' demek yetmez. Bu kültürel kod üstünden gelişen algıyı dönüştürmek zorunda iktidar.
Yolu, seçim sonrasındaki konuşmalarla ortaya koyduğu politikayı uygulamasıdır. Yani, 'rıza' (consent) alması, içinde bulunduğumuz ve geliştirmeye çalıştığımız demokrasiyi literatürdeki anlamına kavuşturup 'rıza demokrasisine' dönüştürmesidir. Demokrasi, sayısı veya oranı küçük ama manevi ağırlığı yüksek kesimle soyut kabuller düzeyinde ittifak kurmaktır. Hani 'kimsesizlerin kimsesi' derken Akparti'nin şimdi bu kesimi de kapsaması gerekiyor. Ne yapalım ki, böyle...
Yeni dönemin politika planlamasında bu yaklaşımın öncelikli olacağını seziyorum. Onun için belirttim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN