Türkiye'nin en iyi haber sitesi

'Kovid-19' küresel virüs salgını, dünyanın önde gelen ekonomileri arasında süregelen rekabeti, 'yeni', ancak daha 'saldırgan' bir aşamaya taşıyor. 'Yeni Rekabet Dönemi'nde sadece mal üretme kabiliyetine sahip olmak asla yeterli olmayacak. Ülkeleri ve firmaları 'yeşil' üretici olmak, 'düşük karbon ayak izine sahip olmak', 'tam dijitalleşmiş', '% 100 hijyen' üretim gerçekleştirmek farklılaştıracak. Bu nedenle, açısından, 'esas savaş' şimdi başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifadeleriyle, 'artık vites yükseltmenin bile yeterli olmadığı, araç değiştirmenin gerektiği' bir döneme giriyoruz.
'Yeni Normal' olarak adlandırılan bu dönemde, Türkiye için artık bir 'kaldıraç' olamaz. İhracat, artık 'içeride sıkıştıkça' başvurduğumuz bir konu, bir alan olamaz. İhracat artık Türkiye Ekonomisi'nin 'yeni felsefesi' olmak zorunda. Türkiye, yeşil, hijyenik, dünya standartlarında, yüksek katma değere dayalı bir üretim başarısıyla, en kısa zamanda, en geç 5 yıl içerisinde 'dış ticaret fazlası' veren bir ekonomi olmaya odaklanmak zorunda. Üretimi arttırarak, üretimde vites yükselterek, Türkiye'yi dünya ekonomisinde ilk 10'a taşımamız artık mümkün değil.
Güçlü sermaye yapısına sahip, gerçek manada 'ölçek ekonomisi'ni yakalamış, dijital alt yapısını tamamlamış, güvenli (hijyen) üretim koşullarını oluşturmuş, düşük karbon salınımı ile üretim yapan bir reel sektör değişimine odaklanmamız gerekiyor. Türkiye'nin konvansiyonel üretim anlayışını, 'yeni nesil' üretim anlayışına taşıması gerekmekte. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifade ettikleri 'araç değiştirme'nin özü de bu. Nitekim, Cumhurbaşkanımız 'bunun için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıyız' diyerek, bu dönüşümün kaçınılmazlığını da net bir şekilde ortaya koyuyor.
Türkiye'nin 'yeni nesil' üretim için gerçekleştirmek zorunda olduğu bu büyük değişim ise, Türkiye'nin yatırım ortamını aralıksız, durmaksınız iyileştirmeye devam etmekten, yatırım ortamını güçlü kılacak reformlara hız verilmesinden geçiyor. Ekonomi, hukuk ve eğitim alanında gerçekleştirilecek reformlarla, bir yandan fiyat istikrarı, finansal istikrar ve makro ekonomik istikrarı sağlayan bir Türkiye; diğer yandan adil, tarafsız ve etkin bir yargı sistemiyle 'güven' duyulan Türkiye; diğer taraftan 'yeni nesil' bir ekonomi için yüksek nitelikte insan kıymetlerini yetiştiren bir Türkiye.
Kovid-19 sonrası dönem, hiç şüphesiz ki, küresel tedarik zincirlerinde yeniden yapılanmaları, Avrupa ve ABD için yakından tedarik arayışlarını (nearshoring) hızlandıracak. Bu süreç, Türkiye açısından, sadece 'güvenilir liman tedarikçi ülke' olmasıyla sınırlı kalamaz. Türkiye'nin sürdürülebilir ihracatı yakalaması ve dış ticaret fazlası veren bir ekonomi olması adına, etkin maliyet yönetimi, yeşil ve hijyen üretimle, tam dijitalleşmiş üretimle, dünya sathına yayılmış onlarca 'Türkiye Lojistik Merkezleri'yle küresel ölçekte bir 'tedarik ağı' oluşturması gerekiyor. Enflasyon-faiz tartışmalarını en aciliyetle gündemimizden çıkarıp, acilen 'yeni rekabet dönemi'ne odaklanmak zorundayız. 'Esas Savaş' şimdi başlıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA