Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Türkiye'nin 'iklim değişikliği'ni, 'hijyenik ve güvenilir marka' konseptini, 'AB yeşil mutabakatı'nı, 'sıfır atık' stratejisini ve 'ithalata bağımlılığı sıfırlama' hedefini gözeten üretim ve ihracat süreci, geleceğe yönelik iddialı hedefler, reel sektör ekosistemine de 'katma değerli ekonomi' olarak dönüyor. Bu kavramlar bütünün en önemli anlamı, Türkiye'nin 'obez', 'sağlıksız' bir GSYH büyümesi değil; artık bütünüyle 'sağlıklı' ve 'sürdürülebilir' bir 'yüksek katma değerli' büyüme sürecine odaklandığının tescili. Nitekim, bu başarılı odaklanma süreci, Türkiye'nin 'Kovid-19' küresel virüs salgınında daha da tescillenmiş olan 'güvenilir liman tedarikçi ülke' algısıyla birlikte, 2021 yılı ihracatımızı 200 milyar dolar ile, 2 yıl sonrasının hedefinin dahi üstüne taşımış durumda.
Bir hafta sonra, yine bu köşede, Türkiye'nin bu yılın 2. çeyreğine yönelik GSYH büyüme verisi tahminimizi de paylaşacağız. Şimdiden, tarihi bir rekora kendimizi hazırlayalım. Bu rekor oranı salt, 2020'nin 2. çeyreğinde tüm dünya ekonomisinin olumsuz yönde etkilenmesine bağlı olarak, bir matematiksel düzeltmeyle izah edemeyiz. Nitekim, Çin'in bu yılın 2. çeyreğindeki yüzde 7.9'luk büyümesi, matematiksel düzeltme konusunda gereken ipucunu veriyor. Oysa, Türkiye'nin 2. çeyrek GSYH büyümesi için yüzde 20'nin çok üzerinde bir büyüme konuşuyoruz. Benim öncü tahminin yüzde 28-32. Bununla birlikte, gelecek hafta daha ince ayar büyüme oranı tahminimizi bir yazıyla paylaşacağız.
Küresel pandeminin dünya ekonomisi ve dünyanın önde gelen 40 ekonomisi üzerindeki üretime, hammadde, ara mamul tedarikine, emtia fiyatlarına ve istihdama yönelik etkileri Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası (WB) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) gerek yıllık, gerek ara dönem raporlarında en geniş detaylarıyla izah ediliyor. Keza, BM Uluslararası Çalışma Örgütü'nun (ILO) son küresel istihdam raporundaki analizleri de, kısa bir süre önce bu köşede paylaşmıştım. Tüm uluslararası ekonomi kurumları, bir dönemin neo-liberal ekonomiyi en şiddetli savunan IMF'i dahi, ABD Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) dahi, küresel pandeminin yaralarının sarılmasına yönelik genişletici para ve maliye politikası tedbirlerini sonlandırmada aceleci davranılmaması gerektiğini ısrarla vurguluyorlar.
Üstelik, küresel ölçekte, önde gelen ülkelerin hemen hemen tümünde hem maliyet enflasyonunun göstergesi olan ÜFE ve talep enflasyonunun göstergesi olan TÜFE endeksleri artıyor olmasına rağmen. Çünkü, halen 1-1.5 senede yükseliş etkisini kaybedeceği öngörülen enflasyon ve fiyat istikrarı ile, üretimi, istihdamı ve ihracatı önceliklendirme konusu gündeme geldiğinde; ülkelerin üretimi, istihdamı ve ihracatı önceliklendirmek konusunda hiç bir tereddüdü yok. Bu nedenle, üretim, istihdam ve ihracat için yatırımların devamlılığı ve reel sektörün ayakta kalması elzem ise, enflasyon ve fiyat istikrarı ile faiz politikası arasında, üretimi, istihdamı ve ihracatı önceliklendirecek patikayı iyi rotalamak gerekiyor. Bu anlamda, hazır Türk reel sektörü 'yüksek katma değere' dayalı, 'kaliteli' ve 'sürdürülebilir' büyüme patikası'nı yakalamış iken, uluslararası kurumların raporlarını da iyi takip ederek, 2021'i üretim, istihdam ve ihracat odaklı patikada sürdürmemizde sonsuz yarar var.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA