Türkiye'nin en iyi haber sitesi

KEREM ALKİN

Yeni dünya düzeninde saflar yeniden şekilleniyor

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Küresel siyaset, son bir yıl içinde yalnızca güç dengelerinin değil, uluslararası düzenin kurucu mantığının da hızla değiştiği bir eşiğe geldi. Trump yönetiminin ikinci döneminde izlediği sert, Tek taraflı, çıkar–alışveriş odaklı ve güvenlikleştirilmiş dış politika yaklaşımı Atlantik İttifakı'nın tüm sacayaklarını sarsarken, müttefik ülkelerde 'ABD'ye artık tam güvenilemeyeceği' duygusunu da derinleştirdi. Bu şok, Kanada'dan Almanya'ya, Fransa'dan Hindistan'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada yeni arayışları tetikliyor.
Bu kırılmanın en görünür tezahürü, Trump'ın Grönland'a ilişkin çıkışları oldu. Bir NATO müttefikinin egemenliğinin başka bir müttefik tarafından açıkça tartışmaya açılması, yalnızca Danimarka'yı değil, Avrupa Birliği'nin tamamını alarma geçirmiş durumda. Atlantik İttifakı askeri olarak ayakta kalabilecek olsa da; normatif, siyasi ve psikolojik çekim merkezi olma özelliğini hızla kaybediyor. Washington artık bir güvenlik şemsiyesi kadar, aynı zamanda bir belirsizlik kaynağı olarak da algılanıyor.
Tam bu noktada Kanada Başbakanı Mark Carney'nin Pekin'de yaptığı tespitler hayli çarpıcı: 'Dünya henüz yeni düzenini bulmadı; Uluslararası teşkilatların rolü zayıflıyor, çok taraflı sistem oyuluyor ve gelecek evrensel kurallardan ziyade koalisyonlar üzerinden şekillenecek.' Bu dönüşüm yalnızca güç dengelerinin yer değiştirmesi değil; uluslararası düzenin kurucu mantığının da değişimidir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ekonomik, ticari, diplomatik ve hatta askeri kuralları belirleyen çok taraflı teşkilatlar giderek bu belirleyicilik kabiliyetini yitiriyor.
Buna karşılık yeni dünya düzeni, artık soyut 'küresel çıkarlar' ya da tek tip evrensel değerler üzerinden değil; önde gelen süper güçlerle yükselen orta güçler arasındaki yeni ittifaklar, yeni ortaklıklar ve esnek koalisyonların ortak menfaat zemini üzerinden şekilleniyor. Seksen yıldır el üstünde tutulduğu varsayılan evrensel normların yerini, giderek bu yeni nesil ortaklıkların öncelikleri alıyor. Bu yeni ortaklık arayışının en dikkat çekici yanı, Atlantik Blokunun geleneksel cephelerinden biri olan Avrupa'da da somutlaşıyor.
AB Başkanı von der Leyen'in Brezilya ziyareti ve Mercosur ile uzun süredir müzakere edilen serbest ticaret anlaşmasının imzalanacağını duyurması, Atlantik ülkelerinin artık ticaret ve stratejik ilişkilerde ABD dışı seçeneklere hızla yöneldiğini gösteriyor. Von der Leyen, bu anlaşmanın 'küresel ölçekte güçlü bir mesaj verdiğini' ve ortaklık ile açıklığın önemini vurguladı; Avrupa ile Brezilya arasında daha güçlü bir dönemin başladığını söyledi. Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva da bu anlaşmayı her iki bölge için tarihi bir adım ve çok taraflılığın güçlenmesine katkı olarak nitelendirdi; bunun hem Brezilya hem de Avrupa için faydalı olacağını belirtti.
Bu tablo, Kanada'nın Çin'e yönelişini de anlaşılır kılıyor. Carney'nin Pekin ziyareti, Washington'dan gelen baskılara karşı stratejik özerklik arayışının bir göstergesi. Ottawa, temiz enerji, kritik mineraller ve teknoloji alanlarında Çin'le daha dengeli bir ilişki kurmayı hedefliyor. Benzer bir yeniden kalibrasyon Fransa ve Almanya'da da gözleniyor. Macron'un Çin ziyareti ve Berlin'in temkinli ama kopmayan yaklaşımı, Avrupa'nın ABD'nin 'Çin'e mesafe koy' talimatlarını otomatik biçimde izlemediğini gösteriyor.
Aynı anda Asya'da farklı bir denklem şekilleniyor. Geçen eylülden itibaren yeniden canlanan Rusya–Hindistan–Çin (RIC) Hattı, Batı merkezli düzenin dışındaki alternatif işbirliği kanallarını güçlendiriyor. Hindistan, Washington'a mesafeli dururken, Moskova ve Pekin'le ekonomik ve stratejik temaslarını derinleştiriyor. Bu, küresel siyasetin artık tek merkezli olmadığının somut kanıtı.
Enerji cephesinde ise Trump yönetimi, Venezuela ve İran'a yönelik baskılarını artırarak Çin'i köşeye sıkıştırmayı hedefliyor. Ancak bu strateji beklenen etkiyi tam üretmemekte; Çin enerji portföyünü çeşitlendiriyor ve uzun vadeli tedarik anlaşmalarıyla kırılganlığını azaltıyor. Enerji artık yalnızca bir piyasa meselesi değil, küresel güç mücadelesinin çekirdeği haline gelmiş durumda.
Bütün bu gelişmeler, çok taraflı kurumların zayıfladığı, güven ilişkilerinin parçalandığı ve koalisyonların yükseldiği bir döneme işaret ediyor. Dünya, tek bir mimarinin hakim olduğu küresel bir düzen yerine, farklı sektörlerde farklı kurallara sahip çok katmanlı bir düzene doğru sürükleniyor. Saflar yeniden şekilleniyor; ama bu saflaşma artık ideolojilerden çok menfaatler üzerinden gerçekleşiyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.