Türkiye'nin en iyi haber sitesi

KEREM ALKİN

Yeni ‘Yalta 2025’in taşları örülürken

Şubat 1945'te Yalta'da, o zaman ki yeni dünya düzenin taşları üç büyük gücü, ABD, Sovyetler ve Birleşik Krallık'ın (BK) masasında şekillendi. 1945 sonrasının ekonomi- politik güvenlik mimarisi orada çizildi. 1945 rumuzlu küresel düzen çatısı altında işleyecek ekonomik sistemin detayları Temmuz 1944'de Bretton Woods'ta, uluslararası siyasi ve kurumsal yapı ise Ekim 1944'de Dumbarton Oaks'ta tamamlanmıştı. Bugün ise, 80 yıllık eski küresel düzenin çözüldüğü, dağıldığı bir ortamda,15 Ağustos 2025 Alaska Zirvesi'nden 14 Mayıs 2026 Pekin Zirvesi'ne, yeni küresel düzenin mimarisine yönelik taşlar yeniden örülüyor. Ancak, Şubat 1945 Yalta'ya göre, '2025 Yalta'da, bu kez masada aktörlerden birisi farklı; Washington, Moskova ve Pekin masada otururken, bu defa Londra belirleyici aktör değil.
BK neden bu defa oyunun dışında? Çünkü 20. Yüzyıl'ın Atlantik düzeninde jeoekonomik ve finansal bir çekim merkezi olan Londra; 21. Yüzyıl'da artık merkez değil. ABD ile BK arasında imzalanan Ağustos 1941 Atlantik Bildirisi sonrasında, 1945 rumuzlu küresel düzenin finans dili dolar, güvenlik dili NATO, stratejik dili ise Washington olmuştu. Londra, imparatorluk sonrası dönemde, ABD'nin en yakın ortağı olarak sistem içinde etkiliydi. Ancak, son 10 yılda ABD ile BK arasındaki var olan Anglo-Sakson kardeşlik giderek zayıfladı. Bugün pişmanlık duyulan Brexit sonrası ekonomik daralma, enerji kırılganlığı, sanayi kapasitesindeki aşınma ve küresel stratejik ağırlığın Atlantik'ten Hint-Pasifik'e kaymasıyla birlikte, BK artık küresel düzen kurucu değil, düzen koruyucu bir pozisyona oturdu.
Çin ise, tam tersine, yeri geldikçe, 1944'den bu yana sistemin dışından gelen değil; kurucu masanın tarihsel ortağı olduğunu hep hatırlattı. 1944 Dumbarton Oaks görüşmelerinde, Çin zaten stratejik ortaktı. Bugün, Pekin'in sözleri, sisteme giriş talebi değil; 'kurucu ortaklık statüsünün yeniden tanımlanması' talebidir. Başkan Şi Jinping'in konuşmalarında yükselen ton da buradan gelmekte.
İlginçtir, ister Cumhuriyetçi, ister Demokrat kanat, Washington'un 2010'dan bu yana temel meselesi; yeni bir küresel düzen kurmak değil; kendi kurduğu 1945 rumuzlu küresel düzenin çözülmesini engellemek. Ancak, ABD bu süreci engellemenin artık mümkün olmadığı gerçeği ile yüzleşerek, en azından çözülmeyi yönetmeye çalışıyor.
Yeni küresel düzeni kurmak üzere masaya oturmuş üç süper güç olarak, Çin yüksek kapasiteli üretim, teknoloji, kritik mineraller ve ticaret ağlarıyla; Rusya enerji, nükleer kapasite ve askeri baskı gücüyle; ABD ise dolar, finans sistemi ve güvenlik mimarisiyle konumlanmış durumdalar. İşte bu masa yeni 'Yalta 2025' olarak adlandırılıyor.
Şi-Trump Pekin Zirvesi marjındaki temaslarda, kamuoyuna yansımayan asıl pazarlık başlıkları da işte burada saklı; Tayvan karşılığında ekonomik istikrar, nadir toprak elementleri karşılığında teknoloji erişimi, İran ve Hürmüz üzerinden enerji güvenliği, yapay zeka ile nükleer risk yönetimi. Bunlar artık klasik diplomasi başlıkları değil; yeni çağın jeopolitik haritaları.
Putin'in de, Trump'ın hemen ardından, yarın ve Çarşamba günü Pekin'de olacak olması, bu yüzden kritik önemde. Şi, Trump'a 'benimle istikrar kurarsan, sistem yönetilebilir' derken; Putin'e de 'stratejik arka cephem sağlam' mesajı verecek. Çin, ABD ile rekabet ederken, Rusya'yı yalnızca ortak değil, jeopolitik sigortası olarak görmek istiyor.
İngiltere'nin bu tabloya öfkesi de buradan kaynaklanmakta. Çünkü Londra, 1940-1945 tarihli Atlantik mimarisinin zihinsel tasarımının kendisine ait olduğunu düşünüyor. Fakat, yeni kurulacak olan küresel düzenin pazarlığı Londra'da değil, Alaska ve Pekin arasında gerçekleşiyor. Bir başka ifadeyle; BK bu kez oyunun yazarı değil, seyircisi olma riskiyle karşı karşıya.
İşte, bu yeni '2025 Yalta' sürecinde, Türkiye tam da oyunun köşegenlerini çizen 'Orta Güç' ülke olarak öne çıkıyor. Karadeniz'den Hazar'a, Basra'dan Hint Okyanusu'na uzanan eksende, Türkiye denge kuran, koridor inşa eden, kriz yöneten ve büyük güçler arasında güven üretebilen bir çekim merkezi. 'Yalta 1945'de Türkiye masada değildi. 2040'a giderken, kurulacak yeni düzende ise, Türkiye masanın dengesini belirleyen aktörlerden birisi konumunda. Yeni küresel düzen büyük güçlerin çatışmasıyla mı kurulacak, yoksa Türkiye gibi akıllı ve basiretli 'Orta Güç' ülkelerin denge koruyucu siyasetiyle mi? 21. Yüzyıl'ın cevabı burada saklı.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA