Türkiye'nin en iyi haber sitesi

KEREM ALKİN

Gıda enflasyonu ile ‘gerçek’ mücadele

Türkiye'nin gıda enflasyonu sorunu artık yalnızca fiyat artışlarıyla açıklanabilecek bir mesele konumunda değil. Doğrudan doğruya piyasa mimarisi, tedarik zinciri ve yapısal reform meselesi olarak yaklaşmamız gereken çok katmanlı bir mücadele alanı. Hazine ve Maliye Bakanlığı'mızı da, Tarım ve Orman Bakanlığı'mızı da, Ticaret Bakanlığı'mızı da ilgilendiren boyutları var. Dünya genelinde yıllık gıda enflasyonu ortalama yüzde 7,6, OECD ülkelerinde ise yüzde 4 seviyesinde seyrederken, Türkiye'de yüzde 34,5'e ulaşmış olması düşündürücü. Başka bir ifadeyle Türkiye, dünya ortalamasının yaklaşık dört katı, OECD ortalamasının ise sekiz katı bir gıda enflasyonuyla, savaşın ortasındaki İran'la aynı gıda enflasyonuyla karşı karşıya.
Üstelik, Türkiye üretmeyen bir ülke de değil. Yaklaşık 74 milyar dolarlık tarımsal hasılasıyla Avrupa'nın birinci, dünyanın ise ilk yedi tarım üreticisinden biri konumunda. Üstelik, bu yıl tarımsal üretimin 80 milyar dolara yaklaşması beklenmekte. Buna karşılık, 2025 yılında 36,4 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatı gerçekleştirilmiş olması, üretim değerinin neredeyse yarısının dünya pazarlarına yöneldiğini gösteriyor. Elbette ihracat Türkiye'nin stratejik gücü. Ancak aynı anda 88 milyon vatandaşın ve yılda 68 milyonu aşan turistin gıda ihtiyacını karşılayacak arz güvenliğinin de korunması gerekmekte.
İşte tam bu noktada şu temel soru akla gel-i yor; Türkiye, güçlü üretimini neden fiyat istikrarına dönüştürememekte? FAO, OECD ve Dünya Bankası raporları bu soruya ortak bir cevap veriyor. Gıda fiyat istikrarı yalnızca daha fazla üretimle sağlanmıyor. Üretim kadar; piyasa şeffaflığı, güçlü rekabet denetimi, etkin stok yönetimi, modern lojistik, soğuk zincir, güçlü ve etkin çalışan üretici kooperatifleri ve gıda israfını azaltan yapısal reformlar da belirleyici konumda. Dünyadaki başarılı örnekler bunu açık biçimde ortaya koyuyor. Brezilya, CONAB sistemiyle üretim, stok ve fiyat verilerini anlık izleyerek piyasayı veriyle yönetiyor
Meksika, SNIIM dijital fiyat izleme sistemi sayesinde üreticiden hale, halden market rafına kadar fiyat oluşumunu şeffaf hale getirmiş durumda. Endonezya, BULOG ve Bapanas aracılığıyla stratejik ürün rezervleri oluştururken, arz planlaması ve piyasa gözetimiyle temel gıda ürünlerindeki fiyat oynaklığını önemli ölçüde azaltmayı başardı. Fransa, marketlerde yenilebilir gıdanın çöpe atılmasını yasaklayarak gıda israfını hukuki zemine taşımış durumda. Hollanda ise güçlü üretici kooperatifleri, modern lojistik ve yüksek katma değerli tarım modeliyle çiftçiyi değer zincirinin en güçlü halkası haline getirmeyi bildi.
Dikkat çekici olan nokta, bu ülkelerin hiçbirinin yalnızca daha fazla üretim yaparak başarıya ulaşmamış olmasıdır. Başarı; dijital piyasa şeffaflığı, güçlü üretici kooperatifleri, etkin rekabet denetimi, stratejik stok yönetimi, modern lojistik, soğuk zincir yatırımları, gıda israfını azaltan yapısal reformlar ve üretimden tüketime uzanan zincirin tamamını kapsayan etkin piyasa gözetim mekanizmalarının birlikte uygulanmasıyla geldi. Diğer bir ifadeyle, tarımda başarı yalnızca tarlada başlamıyor; halden lojistiğe, depolamadan market rafına, rekabet denetiminden tüketicinin sofrasına kadar uzanan bütün sistemin aynı anda doğru işlemesiyle mümkün oluyor.
Türkiye'de ise bu alanların önemli bölümünde ciddi eksiklikler bulunmakta. Hal Yasası yıllardır tamamlanamıyor. Üretici ile tüketici arasındaki fiyat zinciri yeterince şeffaf değil. Bazı aracılar finansman güçleriyle ürünleri hasat döneminde topluyor, depoluyor ve arz zamanlamasını yöneterek fiyat oluşumunda belirleyici hale geliyor. Meyve-sebze hallerindeki yapısal sorunlar, kayıt dışılık ve yetersiz denetim fiyat istikrarını zedeliyor.
Kooperatifçilikte de benzer sorunlar yaşanıyor. Finansman ve sermaye yetersizliği, profesyonel yönetim eksikliği, çoklu örgütlenme, ölçek sorunu, markalaşma yetersizliği ve pazara erişim güçlüğü nedeniyle kooperatifler çiftçinin pazarlık gücünü yeterince artıramıyor. Oysa Hollanda ve birçok Avrupa ülkesinde güçlü kooperatifler, fiyat istikrarının en önemli unsurlarından biri olarak kabul edilmekte.
Bir başka yapısal sorun ise gıda israfı. Türkiye'de kişi başına yılda yaklaşık 93 kilogram gıda çöpe gidiyor. Daha da önemlisi, gıda kayıplarının önemli bir bölümü evlerden önce tarladan markete uzanan tedarik zincirinde yaşanıyor. Soğuk zincir eksikliği, yetersiz depolama, hatalı paketleme ve lojistik yetersizlikleri nedeniyle yaş meyve ve sebzenin yüzde 30-40'ı daha tüketiciye ulaşamadan kaybediliyor. Komünist ülkelerin 1970'lerde, 80'lerde yaşadığı sorunları, biz 21. Yüzyıl'da yaşıyoruz.
Artık yalnızca farkındalık kampanyalarıyla sonuç almak zor. Türkiye'nin reklama değil, sisteme ihtiyacı vardır. Tarladan sofraya kadar bütün zincirin dijital olarak izlenmesi, fiyat ve stok bilgilerinin şeffaflaştırılması, ilgili tüm kurumların zincirin tamamında etkin denetim yapması, güçlü kooperatiflerin desteklenmesi ve soğuk zincir yatırımlarının hızlandırılması gerekiyor. 2030'a giderken Türkiye'nin hedefi yalnızca tarımsal üretimi 110 milyar doların üzerine çıkarmak olmamalı. Asıl hedef, bu üretimi 88 milyon vatandaşın sofrasına makul fiyatlarla ulaştırabilecek, aynı zamanda ihracat başarısını sürdürebilecek güçlü bir gıda piyasası mimarisi kurmak olmalı. Üretimden sofraya uzanan zincirin tamamını yeniden tasarlayacak yapısal reformlara hız vermeliyiz.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA