Şimdi, OSTİM'de patlama oldu, İvedik'te canlar yandı ya, bir gürültüdür gidiyor. Düne kadar üstü başı yağ, pas içindeki garibanlara bakmayanlar demeç için sıraya girdi bile. Ne kayıtdışılık kaldı ne de ruhsat. Hayatında organize sanayi bölgesi görmeyenler, masa başı yorumlara hız verdi. Olmadı, iki satır yazılı açıklama ile hükümeti suçlama yarışına girdi. Ve bu isimler, 4 ay sonra halkın karşısına çıkıp oy isteyecekler. Muhtemelen bir hafta dolmadan, OSTİM'i de İvedik'i de hatırlamayacaklar. Belki içlerinden biri, VIP uçuş için Esenboğa Havalimanı'na giderken, OSTİM veya İvedik levhasına şöyle bir bakacak...
Garibanizmden siyasi rant derlemeye çabalayanların kaçı, genel merkezlerine 8, Meclis'e 10 kilometre mesafedeki o atölyelere uğradı acaba? Kaçı, bir cumartesi gününü brunch'a ayırmak yerine, "Selamünaleyküm" diyerek, rastgele dükkânları dolaşıp, o insanları dinlemeyi denedi?
Organize Sanayi Bölgesi özelliği taşımayan bitişik nizam yapılarda riskli üretime siyaseten prim verilmesi bir mesele...
İş dünyası örgütlerinin, koordine olamaması ve birinin reddettiği başvuruya diğerinin aidat alma hırsıyla evet demesi bir başka mesele...
Sanayi olarak adlandırılan yerlerin, fiziki ve insani şartlarını eğitici denetime tabi tutmak yerine, arada bir yıkım müteahhidi tarzıyla teftiş etmek bir başka mesele...
Kayıtdışılığın bilinmesi ama devletin değişik kurumlarının, mevzuat hazretlerinin arkasına saklanıp, körsağır rolü oynaması bir başka mesele.
Akaryakıttaki yüksek vergiler nedeniyle haksız kazanç ihtirasına kapılan işletmelerin merdiven altı oyunlarına duyarsız kalınması bir başka mesele...
Standardizasyon, akreditasyon adına devasa kurumlar yaratıp, piyasa gerçeklerinden kopuk yönetim uygulamaları sergilenmesi bir başka mesele...
Sanayi bölgelerini, üretime gönül verenlerden ziyade, politik beklentisi olanların temsil etmesi yine bir mesele...
Organize sanayiin imalat ve istihdam profili ile ilgili bilimsel çalışmaya yeterince konu edilmemesi ve bunu zul gören üniversitelerin varlığı bir o kadar mesele...