Bir yanılgıya kapılmamak durumundayız. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'in tarz-ı icrası, Silahlı Kuvvetler'in iç dinamiklerinin huzursuz olduğu gerçeğini henüz örtemiyor. Yani, Orgeneral Koşaner'in, kamuoyu önüne çıkmamaya özen gösteren, kurumsal görüş ve değerlendirmelerini Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la paylaşmayı esas alan özgün çalışma yönteminin TSK'da tam anlamıyla içselleştirildiğini söyleyemeyiz. Anayasal sistemde tanımlı görev ve sorumluluğun, gerektiğinde re'sen genişletilmesine dönük muhakeme biçiminin kökten değiştiğini de savunamayız. Ama bu yönde ciddi bir çaba sergilendiği gerçeğini de görmezden gelemeyiz. "Eskiden olsa filanca Paşa bir telefon açtı mı, akan sular dururdu" ikliminde yetişen muvazzaf ve emekli kadroların, bugünü hazmetmekte zorlandığını pekala anlatabiliriz. Dolayısıyla Silahlı Kuvvetler'in misyonunu, demokratik hukuk devleti çerçevesinde tanımlama çalışmaları devam ederken, geçmişle bağın koparılması sanıldığı kadar kolay olmuyor.
Hani, "Bir beyaz sayfa açılsa" diye temenni edenler olsa bile düne ait hesap görülmeden, yarının ipotek altından kurtarılamayacağı görülüyor. Kaldı ki, ister kırgınlık isterse kızgınlıkla izah edilsin, hatırı sayılır bir grup komutanın "rövanşist duygularını" bastıramadıkları da biliniyor.
TSK, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine aykırı davranışlarda bulunan personelini, 'dayanaksız iddialara göre değil' ancak eylemleri doğrulandığı takdirde içinde barındırmayacaktır.
Emekli ve muvazzaf TSK personeline yöneltilmiş olan ve 'henüz iddiadan ileri geçmeyen suçlamalar' ile açılmış olan soruşturma ve kovuşturmaların bir an önce sonuçlandırılması ve gerçeklerin bir an önce ortaya çıkarılması en büyük dileğimiz ve beklentimizdir.
Demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin yasalarla belirlenmiş sınırları dışında hareket edenler suçları sabit görüldüğünde TSK'da barındırılmayacaktır.