Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CHP'nin 35. Olağan Kurultayı, 7 Haziran seçimlerinin sağlamasının neden 1 Kasım'da yapıldığını gösteren ibretlik bir toplantı oldu. Ülkede "muhalefet sorununun" devam ettiğini ispatlaması bir yana, olası koalisyonda ülkede bir de "hükümet sorunu" yaşanacağını teyit etti.
CHP'nin amacının, ülkede en geniş paydada uzlaşma sağlamak olmadığı, iddia edildiği gibi toplumsal tansiyonu düşürme misyonu taşımadığı da anlaşıldı. CHP yönetiminde, (gayretli bir iki isim dışında) asıl ajanda, AK Parti dönemi ile hesaplaşma, dosya arama, koz tutma üzerine kurulu idi! Daha da önemlisi, Cumhurbaşkanı ile sistemin ve milletin bağının zayıflatılması, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında ikilik çıkarılması da öncelikli hedefler arasındaydı!
Öyle zannediyorum ki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 7 Haziran'da kıyısından köşesinden tuttuğunu sandığı iktidarı, 1 Kasım'da kaybetmesinin sorumlusu olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı görüyor! CHP Kurultayı'nda, anamuhalefet partisinin tek başına iktidar reçetesi sunmak yerine Cumhurbaşkanı'nı hedef alması, eleştiri sınırlarını aşacak şekilde işi hakaret boyutuna vardırması bu nedenle sürpriz değil. Zira sergilenen tablo, CHP liderinin ve etki eden güçlerin zihni arka planının dışavurumundan ibaret!

***

Kılıçdaroğlu bir proje olarak Mayıs 2010'da olağanüstü şartlarda kendisini genel başkanlığa taşıyan günlerde, ne vaat etmişti? "Yeni CHP!"
Bugünkü şartlarda yeni CHP'den söz edene rastlanıyor mu? İlk günkü "sakin gücü" gören var mı? Gelinen noktada yine "hırçın muhalefet çizgisinden" bahsediliyor. Değişime gelince... CHP Genel Başkanı, kaybettiği her seçimden sonra sadece "çalışma arkadaşlarını değiştiriyor!" Ekibi değişen, siyaset yapma biçimi dönüşmeyen bir anamuhalefet gerçeği var karşımızda.
***

CHP'nin, "çatı adayla" girdiği ve başarısız olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimini yeterince etüt etmediği ve neticelerini de inkâr ettiği görülüyor. Halk tarafından doğrudan seçilen Cumhurbaşkanı ile kavga etmek, milletle kavga etmek anlamına geliyor. Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı'na hakaret, adında halk olan partinin kendi halkına hakaret etmesi noktasına kadar varıyor. CHP Genel Merkezi ister kabul etsin isterse etmesin... Cumhurbaşkanı, milletin ta kendisi...
***

Bütün bunları yazarken kritik bir hususu göz ardı ediyor değiliz. Anamuhalefet partisi, iktidara öykünmek, sağdan adam devşirmek, sağa kaymak, AK Parti'yi onaylamak durumunda değil. Aksine, alternatif politika ve söylemleri ile halkta heyecan uyandırmalı... 7 Haziran'da kısmen meyvelerini topladığı siyasi açılımı yeniden değerlendirmeli! Ülkede, siyaset dışı muhalefet odaklarının, vesayetçi aktörlerin giderek etkisizleştiği ortamda, rekabetçi siyasi muhalefet üretilememesi, meselenin gelip Ankara'da grup toplantılarında laf çakma yarışına odaklanması "yapısal sistem probleminin" sürdüğüne işaret ediyor.
***

Ve son husus... Cumhurbaşkanı'nın sistem içindeki yerini anamuhalefet değil, bizzat millet tayin eder. Önümüzdeki dönemde yeni anayasanın önünün açılması ve millete gidilmesi tek çare olarak durmakta. Aksi takdirde... İktidarla muhalefet partileri arasında oy makası giderek açılacak. Ülke, anayasal sorunlarda patinaj yaptıkça bundan muhalefet de ekonomi de istikrar da kazançlı çıkmayacak!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN