Benzetmeyi ben yapayım ve sonrasında konuyu güncel bir örneğe bağlayarak devam edeyim.
Türkiye, Gazze'deki drama kayıtsız kalmayıp, uluslararası toplum ve İslam âlemi nezdinde sesini yükselttiğinde Filistin bölünmek üzereydi. Gazze ile Batı Şeria'daki yönetimler arasındaki ilişkinin düzeyi İsrail ile Filistin arasındaki sorunlu ilişkilerden bile kötüydü. Gazze abluka ve ambargo altında inliyor, bombalanıyor, Mısır'daki darbe rejimi ise Gazze'ye açılan yardım kapılarını bile kapatıyordu. Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın kararlı tutumu olmasaydı, Filistinliler için bir devlet kurma umudu tarih olacaktı. Erdoğan'ın denkleme girişi ile Filistin parçalanmaktan kurtuldu. Unutturulmak istenen Filistin davası yeniden canlandı. Gazze hayata döndü. Hamas, doğru adımlar atarak siyasi kimliğini pekiştirirken, terör örgütü yaftası ile anılmaktan uzaklaştı.

***
Dedim ya... Benzetmenin hatası, sevabı bana ait. Bugün de "Katar" için benzer tespitler yapılabilir. Katar, yüzölçümü itibariyle Körfez'in küçük bir ülkesi gibi görünse de zengin enerji kaynakları, sermaye birikimi ve etkili dış politikası ile ölçeğinden büyük işlere imza attı. Katar'ın yükselişi, Birleşik Arap Emirlikleri'nin görkemini kaybettiği, büyük ağabey Suudi Arabistan'ın finansal ve diplomatik açıdan patinaj yaptığı bir döneme denk geldi. Bahreyn, iç sorunları ve güvenlik riskleri ile boğuşurken, Mısır'daki darbe rejimi de siyasi ve toplumsal problemlerinin önüne set çekmek adına Katar'a karşı oluşturulan bloğa katıldı.
***
İşte bu noktada, Türkiye'nin üstlendiği rol, kardeş kavgasının önlenmesi, İslam dünyasında çatışma ihtimalinin azaltılması, Müslümanların sömürülmesinin durdurulması adına pek çok ezberi bozdu. Katar, bölgesinde izole edilmek istenirken ABD'nin de dahil olduğu bir grup ülke adeta küresel mafya yöntemleri ile sahnede yerini aldı. Katar'ı teröre destek vermekle itham eden ABD'nin, Katar'da askeri üssü bulunması, DEAŞ karşıtı koalisyonda Katar'la ortaklık yapması, birlikte askeri tatbikat gerçekleştirmesi, hatta yeni silah anlaşması yapması başka nasıl açıklanabilir ki? Tabii, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatçısı Katar'ın nefesi kesilmek istenirken, ABD'nin sürpriz şekilde bazı AB ülkelerine likit doğalgaz ihracatına başlamasını da not etmek gerek.
***
An itibariyle Katar, bölgede kıskaca alınmakla birlikte global bağlamda bedelini pahalıya ödeyerek de olsa ayakta kalma uğraşısı vermekte. Türkiye'nin, Katar'la yakınlaşması, "askeri, ekonomik ve stratejik" yönleri ile ön plana çıkmakla birlikte gerek bölge barışı gerekse küresel sistemin yeni ağırlık merkezinde konuşlanmak bakımından önemli.
Mesele şu ki... Türkiye ile S. Arabistan arasındaki ilişkiler son yıllarda en olumlu seyrinde. Maalesef S. Arabistan Krallığı, Katar üzerinden kurguladığı politikanın, oldukça değerli ve uzun ömürlü ilişkilerini zayıflatması tehlikesi ile karşı karşıya. Suudiler, İran'a yönelik tedbirlerin akımına kapılıp, bölgesel liderlik gücünü pekiştirme telaşına düşerken, bugünü kurtarma adına geleceği riske atma aşamasına kadar işi vardırdı. Bu noktada, Ankara-Riyad ilişkilerinin zehirlenmemesi, Katar'daki Türk askeri üssünün Suudilere karşı bir hamle gibi algılanmaması, siyasi soğukluk doğmaması çok mühim. Aksi takdirde, Suudiler hangi gerekçeyi üretirlerse üretsinler, bu kavgada kaybeden kesinlikle Müslüman ülkeler, bu ülkelerin umut ve refah bekleyen halkları ve uzun vadeli dostlukları olacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN