Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ABD'nin, Devrim Muhafızları Ordusu'nun simgesel komutanı Kasım Süleymani'yi Bağdat'ta öldürmesi, İran'ın da Süleymani'nin cenazesini defnetmeden, ölüm saatini de gözeterek balistik füzelerle Amerika'nın Irak'taki askeri üslerini vurması, küresel sistemi esir alan kaotik düzenin miladı oldu.
Karşılıklı operasyonların içerdiği mesajlar;
Ortadoğu'nun, İslam aleminin ve dünyanın geleceği açısından, artık ihmal edilemeyecek kritik noktaya ulaştı.
1- İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel sistem kurum ve kuralları ile çöktü. ABD, İranlı komutanı hedef alırken Sözleşmesi'ne yaslanma gereği bile duymadı ve yeni dünya dengelerinin hayli maliyetli süreçlerden geçilerek kurulabileceğini ilan etti.
2- Vekalet savaşları adı verilen ve genelde devlet altı yapılarla sürdürülen harekatların karakteristiği de değişti.
Üçüncü bir ülkenin (Irak) toprağında, birbirine hasım iki devlet (ABD ve İran) açıktan savaşa tutuştu.
3- İran, kutsiyet atfettiği, yönetimin ve inanç sisteminin kilit isminin öldürülmesini hem iç kamuoyunu konsolide edecek hem de ekonomik ve siyasi bunalımını aşacak şekilde değerlendirme yoluna gitti.
4- ABD'ye, saldırıyı gerçekleştirdiği ülkede, konvansiyonel yöntemlerle cevap verilmesi bir kenara İran, mezhep temelli politikalarının bölgesel ortakları nezdinde de ağırlığını koruma adına büyük riskin altına girdi.
5- İran'ın füze saldırısı, ABD savunma sisteminin açıkları ile birlikte düşünüldüğünde İsrail, S. Arabistan ve Körfez ülkelerini de açıkça tehdit etti. Hatta olası bir savaşın ateşinin geniş bir alana yayılabileceğine dair taktik hamleye dönüştü.
6- gerek sınır komşusu olması gerekse küresel enerji tedarikindeki yeri nedeni ile İran kaynaklı her türlü sorunu doğrudan yaşayabilecek ülke olma bilinci ile davrandı. Yoğun diplomasi trafiği sergileyen, gerilimin tırmanmaması için gayret gösteren , İran'ı olduğu kadar Irak, Suriye ve Libya'yı da kapsayan bütüncül yaklaşımını sahaya yansıttı.
7- Irak'ın, farklı tarafların çatışma alanına dönüşmesi, bu devletin parçalanmasına ilişkin endişeleri artırdı. Güvenlik boşluğunun, PKK-YPG başta olmak üzere terör örgütlerine yeniden güç kazandırması ihtimaline karşı Türkiye'nin teyakkuz derecesi yükseldi.
8- ABD'nin, 1990 ve 2003'te Irak'ı işgali, Suriye iç savaşına müdahil olup sonradan işi YPG terör örgütüne ihale ederek olayları dışarıdan kontrol etmesi, bu bölgeye kan, gözyaşı, terör organizasyonları ve bölünme getirdi.
9- Küresel enerji ve güç merkezi oyunu için İslam coğrafyasının seçilmesi, sadece Müslüman kanı dökülmesi, İslam aleminin parçalanmışlığından istifade edilmesi ibretlik olması yanında, uluslararası ilişkilerde adaleti savunan Erdoğan liderliğini ve Türkiye'yi benzersiz noktada konuşlandırdı.
10- Netice olarak... Ülkeler arasında işbirliğinin yerini acımasız rekabetin ve tarihi hesaplaşmanın aldığı günümüz dünyasında bilhassa İslam toplumlarına doğrudan hitap edebilen, sorunlu tarafların hepsi ile aynı anda konuşabilen, ateş çemberinde güvenin sembolü olarak duran Türkiye'ye, farklılıklarımız ne olursa olsun dört elle sahip çıkmalıyız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN