Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 29 eylül salı günü Yeni Ekonomi Programı'nın güncellenmiş üç yıllık perspektifini açıkladı. Bu toplantının ardından, ayak üstü söylediği aktarılan o cümlesi hafta içinde çokça tartışıldı. Bir meslektaşımızın; Albayrak'ın, "Kur benim için önemli değil, oraya bakmıyorum!" dediğine ilişkin paylaşımından sonra piyasada söylenmedik söz kalmadı.
Öncelikle belirtelim ki... Dışa açık bir ekonomide, kur seviyesi tabii ki önemlidir ve ciddiyetle ele alınır. Lakin belirleyici olan, "döviz kuruna bakanlar" ile "kur gerçeklerini görenler" arasındaki farktır. Hazine Bakanı, her gün sadece kura bakanlardan ayrıştığını, kuru ve arkasındaki dinamikleri görerek önlemler aldığını değişik vesilelerle anlatmakta.
"Bakmakla görmek arasındaki fark nedir?" diye sormuşlar Mevlana'ya...
"Senin baktığına herkes bakıyor ama ya görebildiğini herkes görebiliyor mu?" diye cevaplamış. Evet, bakmak için göz yeterlidir. Ama görmek için gözle birlikte çalışan bir başka merkez gereklidir. Beyin.
Bu kur meselesi açıldığında, yakın tarihte benim de bulunduğum ortamda Bakan Albayrak, tespitlerini şöyle özetlemişti:
Yüksek faiz sarmalında ve aşırı değerli TL tercihi altında ithalat bağımlılığı ile yol alması istenen ekonomik sistemi dönüştürüyoruz.
Son dönemde kura endeksli riskleri dağıttık, bilhassa vatandaşın dövize dayalı borçluluğuna geçit vermedik.
Kamu olarak borçluluk oranında dünyada en iyi durumdaki ülkeler arasındayız.
Özel sektörün dış borçlarının ağırlıklı bölümü yurtdışındaki varlıklarıyla bağlantılı bir stok.
Albayrak, sonra şu mesajı vermişti:
"Dünyanın kaderinin yeniden şekillendiği bir dönemdeyiz. Düşsek de kalkmasını bileceğiz.
Belli bedelleri de ödeyeceğiz. Türk milleti mücadeleyi, dimdik ayakta durmayı, saldırılara karşı kenetlenmeyi öğrendi. Şükürler olsun Türkiye'nin başında güçlü bir lider var. 2021 yılı Türkiye için önemli sınamaları aştığı, stratejik adımlarının neticelerini aldığı bir yıl olmaya aday!"
Özetle...
Kura bakanlar günü, kuru görenler ise yarınları kurtarır!

***


Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'ya dair...

"Yeni normali bulalım" dediğimiz bugünlerde yine bir savrulma yaşıyoruz. Övgüyü de yergiyi de abartıyoruz. İşte size en canlı örnek, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca. Tanıdığımız kadarı ile kendisi dürüst, çalışkan, bilime önem veren, risk yönetmesini bilen, tedbiri elden bırakmayan bir isim.
Peki, pandemi şartlarında Bakan Koca'yı eleştirmek istesek, hangi kriterlere bakarız?
"Test-Teşhis-Tedavi" denklemine...
Yani, hastanelerin yüküne, yoğun bakım ve solunum cihazı doluluk oranlarına odaklanır, bunların ihtiyacı karşılayıp karşılayamadığına göre hüküm kurarız.
Bu noktada makul değerlendirme yapanlar Bakan'ın hakkını teslim ediyorlar zaten.
Peki ya linç kampanyası başlatanlar?
Neymiş efendim, hasta sayısı mı imiş, vaka sayısı mı imiş...
Koca çok net anlatıyor...
Avrupa ülkeleri yalnızca Kovid belirtisi ile sağlık kuruluşlarına gelenlere test uyguluyor ve bu pozitif kişileri vaka olarak duyuruyor. Ama taramaya girişmiyor, belirti göstermeyip virüs yayanları bilemediği gibi önlem de alamıyor.
Türkiye nasıl bir yol izliyor?
Belirtisi olup hastaneye başvuran ve testi sonucu pozitif çıkanları izliyor, ağır hastaları da ilan ediyor. Belirti göstermeyen pozitif örnekleri veya temaslı konumdakileri ise izole ediyor, ilaç veriyor ve bu yönüyle kayda alıyor. Koca, Avrupa'nın bilemediği, Türkiye'nin ise filyasyon ekipleri sayesinde bilebildiği pozitif örneklerin sayısını ilan etmediği için hırpalanıyor.
Hakikaten insaf!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA