Türkiye'nin en iyi haber sitesi

NEBİ MİŞ

Avrupa’nın açık uçlu savaş korkusu ve kontrollü mesafesi

Sesli dinlemek için tıklayınız.

ABD Başkanı Trump, İran'a başlattığı savaşta önce Körfez'i fiili savaşın içine itti. Ardından Hürmüz'ün açılması gerekçesiyle Çin, Japonya, Güney Kore, İngiltere ve Avrupa'yı savaşa çağırdı. Gerekli cevabı alamayınca, son aşamada NATO müttefiklerini "Yardım etmezseniz ittifakın geleceği kötü olur" diyerek tehdit etti.
Trump, "Bu sadece benim savaşım değil" diyerek, Avrupa'nın da çıkarını koruduğunu düşünüyor. Gerçekten de Hürmüz'ün kapanması Avrupa ekonomisini doğrudan etkiliyor. Enerji fiyatları yükseliyor. Tedarik zincirleri zarar görüyor.
İspanya, İngiltere, Almanya ve Fransa başta olmak üzere kıtanın önde gelen güçleri, Trump'ın bu çağrısına "Bu bizim savaşımız değil" cevabını verdiler. Üslup farkı olsa da mealen, savaş kararını bize danışmadan, bizimle istişare etmeden verdiğin için biz bu savaşın tarafı olmak istemiyoruz diyorlar. Krizin sorumluluğunu, savaşın siyasi ve stratejik yükünü omuzlamak istemiyorlar. En nihayetinde savaşa aktif olarak katılma konusunda isteksizler.
Avrupa başkentleri, Avrupa'nın çıkarlarını doğrudan etkilediğini düşünse de savaşın açık uçlu olmasından dolayı endişeliler. Trump'ın savaşı başlatırken bir çıkış stratejisinin olmaması, dünyayı çok umursamaması, kafasına göre takılması Avrupalıları öfkelendiriyor. Trump, "Savaşı kazandım" diyeceği bir sonuç ihtimali olsa, savaşı uluslararası güvenlik krizine çevirmeye çalışmazdı. Dolayısıyla, Avrupalıların korkusu, ABD'nin başlattığı bir savaşa istemeden sürüklenmek.
İran, savaşın maliyetini dışsallaştırdı. Küresel ekonomiye ciddi düzeyde maliyet yükledi. Trump ise savaşın sorumluluğunu dışsallaştırmaya çalışıyor. Büyük güçleri, AB ve NATO'yu savaşa zorlama, sorumluluk ve maliyet paylaşımı arayışı, savaşın nereye gideceğini öngörememe endişesinin bir sonucu. Trump'ın başlattığı savaşın nasıl sonuçlanacağını öngörememesi ve sorumluluğu yayma çabası Avrupa tarafından bir tür maliyet devri olarak görülüyor.
Avrupa, NATO konusunda isteksizliğini teknik olarak da gerekçelendiriyor. Bu anlamda kabaca şöyle düşünüyorlar: NATO bir saldırı misyonu ile kurulmamış, savunma ittifakı olarak şekillenmiştir. Savaş Avrupa'ya büyük zarar verse de doğrudan bir saldırı gerçekleşmemiştir. Tüm bu hususları göz ardı ederek Trump'ın çağrısına olumlu cevap verirsek, bu gelecekte emsal oluşturur. Dolayısıyla da NATO, ABD'nin kriz yönetim aracına dönüşür.
Avrupalılar NATO konusunda böyle düşünse de, NATO'nun 11 Eylül saldırıları sonrasında "alan dışı" misyonu ve "terörle küresel mücadele" konsepti üzerinden Afganistan'da görev aldığını unutmamak gerekir. Dolayısıyla, bu teknik gerekçeler, Avrupalıların Trump'ı savuşturmak için kullandığı bir argüman setinden ibaret.
Trump'ın çağrısına olumlu cevap konusunda Avrupa birkaç gün gelgit yaşayacaktır. Şu an için kontrollü bir mesafe uyguluyor.
Sonunu göremediği bir savaşa sürüklenmek istemese de, önce dağınık bir görüntü verecek, ardından da krizi izleyerek geçiştiremeyeceği gerçeği ile yüzleşecektir. En nihayetinde; NATO'nun geleceğinin riske gireceği tartışmaları, enerji krizinin derinleşmesi, Ukrayna-Rusya savaşının seyri ve maliyetin giderek Avrupa'yı daha çok zorlayacağı endişesi gibi konular üzerinden orta yol arayışı gündeme gelecektir.
Avrupa, savaşın seyrinden tamamen geri duramaz. Savaşın bir tarafı olmasa da çözümün bir parçası argümanı ile kendini konumlandırmaya çalışacaktır. Aslında, Trump'ın savaşa katılma çağrısına sadece Avrupa değil, diğer büyük güçler de, çözüm arayışı ve savaşı sonlandırma şartı ile cevap verebilirler. Bu şartın koşulması, diplomasiyi de öne çıkarabilir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.