Türkiye'nin en iyi haber sitesi

NEBİ MİŞ

İktidara gelmek için temiz siyasetten ödün verilebilir mi?

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Muhalefeti destekleyen medya çevreleri, kanaat oluşturucuları, siyasal ve toplumsal elitler, CHP'ye ilişkin "mutlak butlan" kararı ile ilgili bütün enerjilerini, "siyasi operasyon", "yargı müdahalesi" gibi tartışmalara yoğunlaştırdılar. Elbette yargı kararları eleştirilebilir. Hukuki yönleri tartışılabilir. Kimse de "Yargı kararlarını niçin eleştiriyorsunuz" diyemez. Ancak CHP çevresinde oluşan medya ve siyasal destek hattının en dikkat çekici yönü, yargı kararı tartışılırken, meselenin esas özünü konuşmaktan sistematik bir biçimde uzak durmalarıdır. Demokratik siyasette yalnızca yargı süreçlerini eleştirmek yeterli olmaz. Aynı zamanda, siyaset kurumunun kendi iç ahlakını da savunmak gerekir. Siyasal partiler, toplum adına siyaset üretirler. Kamusal temsil ile devlet yönetimine talip olurlar. Bu bağlamda, siyasi partilerde ortaya çıkan, hukuk dışı ve siyaset dışı mekanizmalar yalnızca bir partinin iç meselesi olarak görülmez. Bu bakış açısı, iktidar partisi ya da muhalefet partisine göre değişmez. Her bir siyasal parti için bu durum, en önemli ilke olmalıdır.
Temiz siyaset, temiz toplum ve demokratik meşruiyet, parti içi rekabetin hangi yöntemlerle yürütüldüğü ile doğrudan ilgilidir. Delegelerin iradesinin nasıl şekillendiği, belediye ya da daha genel anlamda kamu kaynaklarının siyasal dizayn için kullanılıp kullanılmadığı "temiz siyaset-temiz toplum" açısından hayati derecede önemlidir. Bir hukuk devletinde siyasi partilerin iç işleyişi anayasal ve hukuki denetime tabidir. Sandığın meşruiyeti açısından, temiz, şeffaf ve hukuka uygun siyaset mekanizmalarının işletilmesi zorunludur. Parti içi rekabet; rüşvet, baskı ve kamu imkanlarının dağıtımı üzerinden şekillenirse orada demokratik iradeden bahsedilmez. Siyaset dışı örgütlü güç ilişkisinden söz edilir. CHP ile ilgili yargının verdiği karar sadece teknik bir usul tartışmasına indirgenmemelidir. Tekrar vurgulayayım, teknik ve usul tartışması seçim hukuku açısından tartışılabilir. Tartışılmalıdır da...
Ancak meseleyi teknik bir usul tartışmasına indirgeyenler, bir kez olsun şu soruyu da sorabilmelidir: "Eğer mahkeme kararında ortaya konulan iddialar doğruysa, temiz siyaset vaadini çokça tekrarlayan bir parti neden bu yöntemlere başvurdu?" Çünkü CHP'lilerin mahkemeye taşıdığı ve karara dönüşen hususlar arasında delegelerin iradesinin rüşvet, menfaat transferi, iş vaatleri ve çeşitli maddi imkanlarla sakatlandığı iddiaları yer almaktadır. Bugün CHP'nin "mutlak butlan" kararı verilen yönetimi hakkında teknik usul tartışmasını yapanlar, delegenin iradesinin sakatlanıp sakatlanmadığını sorun etmiyor. En hafifinden, "Eğer bu iddialar doğruysa bu yöntemler kabul edilmez" diyemiyor. "Ama bu meseleler hep muhalefet üzerinden tartışılıyor" itirazları için hemen şunu belirteyim. "Temiz siyaset" ilkesi sadece muhalefet ya da bazı partiler için değil, iktidar-muhalefet ayrımı olmadan herkes için geçerlidir. Muhalefetin kamuoyu oluşturucuları, eğer iktidar kanadında bu konuda eksiklikler, sorunlar görüyorsa, tabii ki bunu da dile getirmelidirler. Daha önce bu köşede değinmiştim. Tekrar hatırlatayım. CHP, 2019 yerel seçimleri öncesinde "temiz belediyecilik", "siyasi ahlak", "kayırmacılıktan kaçınma" ve "liyakat" gibi sloganları öne çıkarmıştı. Seçimleri kazanınca, "1989 ruhu yeniden geri döndü" söylemleri coşkulu bir biçimde tekrar edildi. Bunun yanında, 1993'te İstanbul'da patlak veren İSKİ skandalı da bu süreçte hatırlatılarak, bu başarının benzer bir hikâye ile sonlanmasından endişe edenler, o dönem sonrasını hatırlatma gereği duydular. Bununla ilgili uyarılar yaptılar.
Belki de bu endişenin bir sonucu olarak, 2019 seçimlerinin hemen ardından dönemin CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 26 Temmuz'da seçilmiş belediye başkanlarını Afyon'da kampa aldı. Bu kampın kamuoyuna açıklanan kısmında, CHP'nin seçilmiş belediye başkanlarına "uymaları gereken 7 şartı" içeren bir liste verilmişti. Bu 7 şartın içinde, "Harcadığınız her kuruşun hesabını millete vereceksiniz", "İhaleler başta olmak üzere her konuda şeffaf olacaksınız", "Liyakat esasına uyacaksınız" gibi kurallar vardı. Herhangi bir siyasal parti, toplum adına talep ettiği ahlaki ilkelere önce kendisi uymalıdır. Demokratik meşru siyasette toplumsal güven böyle oluşur. "Ama biz iktidara gelmek için böyle davrandık" gibi bir muhalefet gerekçesi ile yanlış savunulamaz. Güven aşındığında onarması kolay değildir.
Not: Okuyucularımız başta olmak üzere, tüm İslam âleminin Kurban Bayramı mübarek olsun.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA