Türkiye gibi gelişen ülkeler için her yıl kritiktir. Gelişmiş ülkelerle aradaki mesafeyi kapatmak için boşa harcanacak zaman yok. Bununla birlikte 2026'ya biraz daha fazla ehemmiyet vermek gerektiğini düşünüyorum. Hem içeriyi hem de dışarıyı ilgilendiren nedenlerden ötürü 2026, ekonomi açısından daha belirleyici bir yıl olabilir. Ticaret savaşları, jeopolitik kırılmalar ve yapay zekâ küresel sistemi yeniden şekillendiriyor. Alışık olduğumuz küresel düzenden farklılaşan bir noktadayız. Bir yanda ABD ve Avrupa gibi büyük aktörlerin öncelikleri değişirken, diğer yanda Çin dengeleri değiştirecek bir güce doğru ilerliyor. Rusya, Hindistan, Brezilya ve Türkiye gibi gelişen ülkeler ise küresel rekabette ağırlıklarını artırma gayretindeler.
Bu dönemin kodlarını doğru okumalı ve proaktif hamlelerle değişim ve dönüşümleri kendi lehimize çevirebilmeliyiz. Böylesi bir dönemde uygulayacağımız sanayi ve teknoloji politikaları ile ticaret diplomasisi hamleleri, yalnızca ihracat ve büyüme rakamlarına etkisi açısından değil; aynı zamanda önümüzdeki 25 yılda küresel ekonomideki konumumuzu belirleyecek olmaları bakımından da önem taşıyor.

İSTİKRARI SAĞLAMLAŞTIRMA YILI
Dışarıda elimizin güçlü olması için öncelikle içeride makroekonomik istikrarı tesis etmeliyiz. 2026 bu açıdan hayati. 2027 itibariyle enflasyonu tek haneye indirmeyi ve bütçe açığını yüzde 3'e yaklaştırmayı hedefliyoruz. Eğer 2026'da bu rakamlara doğru gidişatı hızlandıramazsak, sonrasında işimiz zorlaşır. 2028'e doğru seçimler gündemi ve tercihleri etkilemeye başlamadan makroekonomik istikrarı yakalamamız şart.
Hedeflendiği gibi 2027'de enflasyonu tek haneye çekebilmek için bu yıl beklentileri ve fiyatlama davranışlarını normalleştirmeliyiz. Yani ekonomideki tüm aktörlerin dezenflasyona inanmasını sağlamalıyız. Bu yıl enflasyonun indiğini insanlar gerçekten hissetmeli. Alım gücünün arttığı ve fiyatların makul sıklıkta değiştiği hissedilirse, hanelerin ve şirketlerin iktisadi tercihleri dezenflasyonu hızlandırmaya başlar.

YERİNDE BİR KARAR OLDU
2026 için belirlenen yeniden değerleme oranının, gerçekleşen enflasyona göre değil de beklenen enflasyona göre belirlenmesi çok yerinde bir karar oldu. Harçlardan ÖTV'ye kadar, fiyatı kamu tarafından yönetilen ve yönlendirilen birçok mal ve hizmette fiyat artış oranı yaklaşık 10 puan daha düşük gerçekleşecek. Keşke bu uygulamayı geçen sene de hayata geçirseydik. Kamu, fiyatlama davranışlarında reel sektöre örnek olmalı. 2025'in son çeyreğinde enflasyonun inadının bir miktar kırıldığını gözlemledik. Şu an için döviz kurları ve küresel emtia fiyatları dezenflasyonu destekleyici seviyelerde. Eğer para politikasını yapısal politikalarla daha güçlü destekleyebilirsek, yılı yüzde 19'a yakın bir enflasyon oranıyla kapatabiliriz.
Kamu maliyesinde düzelme eğilimi var. 2023'te yüzde 5.4'e kadar çıkan bütçe açığının GSYH'ye oranı yüzde 3.5'e doğru geriliyor. Deprem harcamalarının bütçe üzerindeki yükü 2026'da hafifleyecek. Bunun yanı sıra kamunun vergi toplama kapasitesinde ılımlı da olsa artış var. Bu gelişmeler sayesinde bütçe açığının bu yıl biraz daha gerilemesi bekleniyor.
2026'da ekonomik büyümenin geçen yıla benzer oranlarda gerçekleşmesi bekleniyor. Beklentiler yüzde 3.75-4.0 bandında değişiyor. Bu yıl büyümenin kompozisyonunda farklılaşma yaşanabilir. İnşaat sektörü pozitif kalmayı sürdürse de büyümeye geçen yılki kadar destek veremeyebilir. Geçen yıl zayıf performans gösteren tarım ve sanayiden daha fazla katkı gelmeli. Tarımda olumsuz hava koşulları ile mücadele yöntemleri, sanayide ise üretim maliyetleri belirleyici olacaktır.

KÜRESEL RİSKLER
İçeriye yönelik değerlendirmelerin ardından biraz da küresel tarafa bakalım. 2026, siyaset ve jeopolitik gelişmelerin küresel ekonomi üzerindeki etki gücünün yüksek kalacağı bir yıl olacak. ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki resmi görüşmeler, Rusya ile Ukrayna arasındaki barış anlaşmasının akıbeti ve görev süresi dolan Fed Başkanı Jerome Powell'ın yerine geçecek guvernörün belirlenme süreci, 2026'da küresel ekonominin rotasını belirleyecek temel unsurlar arasında yer alıyor. Bu üçlüye ilişkin gelecek pozitif haber akışı ve somut gelişmeler, küresel ekonomik büyümenin beklentilerin (yüzde 2.9-3.1) üzerinde gerçekleşmesinin önünü açabilir.
Mevcut tablo, yılın ilk yarısında euronun ikinci yarısında ise doların daha güçlü kalabileceğini gösteriyor. Öte yandan küresel belirsizlikler yüksek kalmaya devam ederse, gümüş ve altın gibi değerli metallere olan talep yeniden canlanabilir. Tahvil piyasaları için Japonya'daki faiz seviyeleri, hisse senedi piyasalarında ise yapay zekâ ve çip üreticilerinin bilançoları ciddiye alınması gereken risk unsurlarıdır.