Sabah gazetesinin en iyi okurlarından biriyim. En iyisi diyemiyorum. Gelen elektronik mektup ve telefonlardan benden daha dikkatli okurların olduğunu anlıyorum çünkü.
İki gözlüğüm var. Biri okuma, diğeri yazma gözlüğü. Gazeteyi her gün iki kez okuyorum. İlki okuma, yani okur gözlüğüyle; ikincisi yazma, yani gazeteci gözlüğüyle. Bu ikisi birbirine ne kadar benzerse o kadar mutlu oluyorum.
Bu köşede genelde okurdan gelen şikâyet ve övgüleri değerlendiriyorum. İzninizle bu hafta bir istisna yapacağım. Sadece okur gözlüğümü takacak, rastgele bir gün seçip, gazeteyi satır satır okuyacak, cevap bulamadığım soruları yazacağım. Kurban olarak da 8 OCAK 2014 Çarşamba günkü gazeteyi seçtim.

Sayfa 2
Koyuncu Beyazperdede başlığını görünce heyecanlanıyorum. Genç yaşta kaybettiğimiz Kazım Koyuncu'yu çok severdim. Cenazesine bile katıldım. Beyazperdede dediğine göre filmi çekilmiş olmalı. Vizyona giriyorsa hemen izlemeye gideyim.
O da ne? Bırakın perdeye yansımayı, filmin çekimlerine bile başlanmamış. Oyuncular okuma provası için ilk kez bir araya gelmiş. Haber onunla ilgiliymiş.
Aklıma geçtiğimiz yıllarda Sabah'ta birkaç kez okuduğum Halepçe filmi haberleri geliyor. Çekileceği ilan edilen, hangi ünlü oyuncunun hangi karakteri canlandıracağı anlatılan film bir türlü ortaya çıkmadı. "Umarım bunun sonu da ona benzemez" diye dua ediyorum. Geç olsun, güç olmasın.
Olunca arkadaşlarımız bir daha haber yapsınlar da hatırlayalım. O haberi yaparken spotta yazım hatası olmasa daha iyi olur tabii.

Sayfa 3
Bakar bakmaz bir intihar haberi çarpıyor gözüme.
Sabah gazetesinin intihar haberlerini büyütmemek gibi bir prensibi var diye biliyorum. Ama bu haber nasılsa sayfa manşeti olmuş.
İntihar yerinin ve denizden çıkarılan arabanın fotoğrafları koyulmuş. Başlığı görünce şaşırıyorum: Ellerini Kenetleyip Araçla Ölüme Gittiler. Sabah Okur Temsilcisi'nin İntihar Haberleri Bulaşıcıdır (2 Eylül 2013) başlıklı yazısı geliyor aklıma.
Temsilci, intihar haberleri verilirken nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatmıştı.
'Ölüm bile onları ayıramadı', 'Elele atladılar', 'Ellerini kenetleyip' gibi romantik başlıklar atmayın demişti. "İntihar yerini ve yöntemini ayrıntılı olarak anlatmayın" demişti.
Belki de gazetede Ombudsman'ın yazılarını redaktör dışında kimse okumuyordur. Redaktör de bir adsız kahraman zaten.

Sayfa 5
Dün başlayan Bebek Yüzlü Katil haberi devam ediyor. Walter Scott, bir haydut olan Robin Hood'u kahraman yaparken bu kadar zorlanmamıştı.
Bari iki haber de aynı olsa. Dünkü haberde katil 'annesine tecavüz ettiğini iddia ettiği' bir kişiyi öldürmüştü. Bugünkü haberde 'iddia' düşmüş, 'annesine tecavüz eden kişi' kalmış. Ne fark mı var? Meşru mahkemelerle, kendisini o mahkemelerin yerine koyan katil kadar... Gazetecilik açısından siz düşünün.
O haberin hemen sağındaki başlığa bakıyorum: Mağaza Hırsızı Hukukçu Çıktı. Hırsızlıktan ceza alan bir genç kız hakkında. Ama mesleğinin niye vurgulandığını anlayamıyorum. Acaba, hukukçulukla hırsızlık arasında bir ilişki mi var? Ya da tam tersi mi?
Kızımız hukuk fakültesinin dördüncü sınıfındaymış. Aynı zamanda avukatlık stajı yapıyormuş. Allah Allah! Hukukçu değilim ama bildiğim kadarıyla avukatlık stajı yapmak için fakülteyi bitirmiş olmak gerekiyor. Avukatlık bürosunda yapılan bütün stajlara 'avukatlık stajı' denmiyor. O halde? Uygulama değişti herhalde. Ya da suçlu, olay olduğunda öğrenciydi, şimdi stajyer avukat.

Sayfa 11
Geldik ekonomi sayfalarına... İskelem yok salım var... Denize meftun olduğum için bu sayfadaki Kaçak İskele Avı haberi çekiyor dikkatimi. Spotta, ara başlıkta ve haberin metninde geçen 'tıraş' kelimesine takılıyor gözüm. Erkek olduğum için sanırım, ilgileniyorum. Denizi işgal eden iskeleler tıraşlanacakmış. Makasla mı usturayla mı acaba. Kökünden mi kesilecek, ucundan mı? Okuyorum fakat tam olarak anlayamıyorum.
Bir de malum kelime acaba 'tıraş' olarak mı, 'traş' olarak mı yazılıyor? Haberde her ikisi de var da. Üstelik biri başlıkta. Traş şeklinde yazınca İngilizce 'trash (çöp)' kelimesine acayip benziyor. Anlatabildim mi bilmiyorum...

Sayfa 14
Bir kahve molası verip okumaya devam ediyoruz efendim. Bu sayfada iki köşe yazısı ve dört haber var.
İlk haberin başlığı: Doğu'yu Sibirya Soğukları Vurdu. Ağrı eksi 27, Kars eksi 24, Erzurum eksi 18 derece olmuş. Haberin yarısı bununla alakalı... Bendeniz Kemalettin Kami Kamu'nun şiirinde anlattığı "Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğu" değilim artık. Hatta bir vesileyle Sibirya'da bulundum. Sibirya soğuğu deyince aklıma eksi 40'ların altı geliyor.
Bizim memleketimiz de soğuktur ama her soğuğu ille de Sibirya'ya nispet etmek neden? Haberde cevabı varmış: Meğer Doğu Anadolu, 'Sibirya üzerinden gelen yüksek basınç sistemi'nin altındaymış. Hareket halindeki bir sistem; ne güzel...
Sol alt köşede daha ilginç bir başlık: Hava Kirliliğinden Yeni Neslin IQ'sü Düşecek... Bunu bir bilim insanı söylemiş. O halde neden tırnak içerisinde değil. Üstelik bu değerli bilim insanı bu işin bilimsel izahını nasıl yapmış acaba? Haberde o da olsaydı ve biz anlasaydık olmaz mıydı? İkna olsaydık, haberde anlatılan tedbirleri almamız da daha kolay olurdu.

Sonsöz yerine
Gazete reklamlarla birlikte 36 sayfadan oluşuyor. 14. sayfaya gelince okuma gözlüğümü çıkarıp kenara koyuyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki... "Hiç mi güzel haber yok ey okur? Hiç mi bir şey öğrenmedin?" Elbette var! Bu saydıklarımın dışındakilerin hemen hepsi... Anlatmakla bitmez; taltif etmek için bu sayfa ve sütun kafi gelmez. Varsayın ki ben algısı seçici bir okurum. Bu yazıda anlattığım sorunları o güzelliğin yanına yakıştıramıyorum. Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümü olduğu geliyor aklıma. Ve gazeteye bakıp şöyle diyorum:
"Keşke yalnız bunun için sevseydim seni."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN