Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Çanakkale kitaplarının babası Çanakkale Mahşeri'nin yazarı Mehmed Niyazi dünyanın en iyi insanlarından biridir. Merhametlidir, alçak gönüllüdür, vefalıdır. İncinmeyi incitmeye yeğler. El açmaz, dudak bükmez

Soğuk ve yağmurlu bir sonbahar akşamıydı. O zamanlar bu kadar 'mobil' ve 'kablosuz' değildik. Cep telefonumuz yoktu mesela. Çoğumuz, birbirimizin ev telefonunu bilmezdik; bilsek de aramazdık.
Şimdi adını hatırlayamadığım bir arkadaşımla Çemberlitaş'ta buluşup sinemaya gidecektik. Tramvay durağının arkasında bir saate yakın bekledim. Gelmedi. Hava iyice kararmasaydı ve yağmur şiddetini artırmasaydı daha da bekleyecektim.
Canım sıkılmış, ıslanmıştım. Eski binaların saçak altlarına sığınıp sahile doğru yürümeye başladım. 50 adım kadar ilerlemiştim ki kara tahtaya tebeşirle yazılmış bir ilan çarptı gözüme: Medeniyetimizin Analizi ve Geleceği; Mehmed Niyazi.
Adımlarım beni kanatlı bir kapının açıldığı ıssız bahçeye sürükledi. Şeyh Bedrettin'in, Abdullah Cevdet'in ve II. Abdülhamit'in yan yana uzandığı bahçeye. Camlarından ölgün ve gölgesiz ışıkların sızdığı tek katlı binaya girdim. Görevliyi saymazsak, ilk gelen bendim. En arka sıradaki taburelerden birine oturdum.
Benden bir dakika sonra içeriye pejmürde sayılabilecek kıyafetler giymiş, ayakkabıları çamurlu, bağcıkları çözülmüş, eski bir atkıyı kafasına dolamış, yıpranmış bir okul çantasını sırtına asmış uzun boylu bir adam girdi. Salona şöyle bir göz gezdirdikten sonra gelip yanıma oturdu. Selamlaştık, havadan sudan konuştuk. Toplantıların zamanında başlamamasından yakındık. Ayağa kalkıp kürsüye çıkana kadar anlamadım, konuşmacının o olduğunu.

YAZILMAMIŞ DESTANLAR
İlk tanışmanın üzerinden bir yıl geçmişti sanırım. Evin yakınlarındaki bir kütüphanede kitabına rastladım: Yazılamamış Destanlar. Okudum. Edirne'yi Bulgar ordusundan kurtardık ve Garbi Trakya Hükümeti'ni kurduk birlikte. İlk Türk cumhuriyeti idi bu. Eşref Sencer'i, Selim Sami'yi, Cihangiroğlu İbrahim'i, Süleyman Askeri'yi, Zenci Musa'yı, Mamaka Mustafa'yı tanıdık. Epik lise yıllarımızdı.
Bir hafta sonra, bu kez Çanakkale Mahşeri'ni okumak üzere kütüphaneye tekrar gittiğimde, görevlilerden biri kitaplarını aradığım yazarın yerini gösterdi bana. "Kütüphanemizin müdavimlerindendir, sabah herkesten önce gelir, akşam herkesten sonra çıkar" dedi.
Hemen arkasındaki boş masaya oturdum. O günlerde başlayan tanışıklığımız bugünlerde 20. yılına yaklaşıyor. Kütüphanelerde, yemekhanelerde, toplu taşıma vasıtalarında, şehirlerarası yolculuklarda, konferans salonlarında, bekar evlerinde, hastane odalarında... Türlü hallerine şahit oldum. Yeğeni kardeşim, kendisi amcam oldu.
Bu kadar yılın ve hadisenin ardından ancak şuna şahitlik ederim: Mehmed Niyazi dünyanın en iyi insanlarından biridir. Merhametlidir, alçak gönüllüdür, vefalıdır. İncinmeyi incitmeye yeğler. Namerd köprüsünden geçmektense suya bırakır kendisini. El açmaz, dudak bükmez.
Yıllardır yazdığı gazetelerde, programlarına katıldığı radyo ve tv'lerde muadillerine bol sıfırlı maaşlar verilirken kendisine arada sırada bir alışveriş çeki ya da kravat hediye edilir. Zaten "Sağ olsunlar! Kaliteli bir şeye benziyor" diyerek ilk karşılaştığı kişiye verir onu da.
Katılımcıların telif aldığını bildiğimiz belediye konferanslarında konuşma yaptığı için, bugün bakan olan bir yerel yönetici tarafından, sadece bir 'faaliyet raporu' hediye edilir kendisine. Altan kardeşlerden biri katılmış ve bilmem kaç bin lira almıştır, filanca şair katılmıştır; ona da aynı telif verilmiştir. Mehmed Niyazi 'abimizdir', kendisine sadece 'rapor' verilir. "Maşallah! Ne güzel faaliyetler yapmışlar" diyerek sevinir.
Kitap sayısı ve satış rakamları onun çeyreği bile olmayan yeni yetme yazarların burunlarına ne kadar düşkün olduğunu bildiğimiz bir çağda Mehmed Niyazi hep önüne bakarak yürür. Törenleri, şölenleri, toyları, merasimleri önemsemez. Sadelikten ve samimiyetten yanadır; tıpkı kitaplarında olduğu gibi.
Siyasi ikbal peşinde koşmaz. Kim bilir kaç farklı partiden milletvekilliği teklifi aldı? Kim bilir bugün yakından tanıdığımız kaç politikacı ayağına kadar gelip onu Ankara'ya davet etti. (Ben biliyorum, ama açıklayamam.) Hiç birini kabul etmedi. "Meclis kütüphanemiz çok zengin abi; biraz da orada çalışırsınız" önerileri aklını çelemedi.
Daha fazla kırıp dökmek istemediğim için bu faslı geçiyorum. Dünyalarımız, pencerelerimiz, düşüncelerimiz, davalarımız, yaklaşımlarımız farklı olabilir ama Mehmed Niyazi böyle bir insandır. Bilin istedim.

YILIN YAZARI

Bu yıl ilk kez CNR'da düzenlenecek kitap fuarında 'yılın yazarı' olarak 'onur ödülüne' layık görülmüş Mehmed Niyazi. Çanakkale hakkındaki çalışmalarıyla. Yüzlerce hatırat taranarak ve yüz felci geçirmek pahasına cepheler adım adım dolaşılarak yedi yılda yazılmış bir roman bu. Çanakkale kitaplarının babası. 50'den baskı yaptı. Anonimleşti. Dizilere, filmlere, tiyatro oyunlarına konu oldu.
Bugün Çanakkale anmaları göstermelik müsamerelerle geçiştirilmiyorsa, 18 Mart'larda Türkiye'nin hemen her yerinden gelen insanlar Seddülbahir'i, Arıburnu'nu dolduruyorsa biraz da bu kitap sayesindedir. Birileri "Gericiler, dinciler, Osmanlıcılar Kurtuluş Savaşı'nı önemsizleştirmek için Çanakkale'yi ön plana çıkarıyorlar" diye yakınıyorsa; biraz da bu kitap sayesindedir. Laf arasında bu iddiayı Mehmed Niyazi'ye sorduğumu ve onun da elini sallamakla yetindiğini hatırlıyorum.
Hatırladığım bir başka olay ise şu: Film yapılması için kitapta Atatürk'ün rolünün daha fazla olması gerektiğini söyleyen bir askeri yetkiliye şöyle demişti: "Çanakkale Savaşları sırasında Mustafa Kemal yarbaydı, sonradan albay oldu. Başlangıçta zaten destek hizmetindeydi. Savaşa katılan pek çok generalden ve albaydan bir kere söz etmişken Mustafa Kemal tam üç yerde geçiyor. Ben zaten Atatürk'ü ön plana çıkardım kuzum."

BELGESEL ROMANLAR

Mehmed Niyazi tarihi romancılığımızın önemli bir ismidir. Belgesel romancılık adını verebileceğimiz türün Türkiye'deki kurucusudur. Çanakkale'den sonra yazdığı Yemen ve Plevne kitaplarında da bu üst düzey gerçekçiliğin izleri görülür. Karakterler hatıratlardan ya da arşiv kayıtlarından özenle seçilmiş ve dönemin atmosferinin içerisine yerleştirilmiştir. Niyazi olabildiğince az ekleme ve çıkarma yapmaya çalışır; tumturaklı, süslü ve dolaylı anlatımlardan kaçınır.
Merak edenler için birkaç tiyo vereyim. İki Dünya Arası'ndaki genç aşık Mehmed Niyazi'nin ta kendisidir. Yıllar sonra Hildegard Türkiye'ye geldi, tanıştık. Ne kadar asil ve zarif bir kadın olduğunu halen hatırlarım. Dahiler ve Deliler'deki üniversite öğrencisi Niyazi de odur. Yazılıp biterse Doğu'nun Efsane Çocuğu'nda mizahi bir dille anlatılan kişi de kendisi olacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN