Türkiye'nin en iyi haber sitesi
MAHMUT ÖVÜR

Musa Anter cinayeti

Türkiye, yavaş da olsa kirli tarihiyle yüzleşiyor. Bu yüzleşmede faili meçhul cinayetler önemli bir yer tutuyor. O cinayetlerden biri bile tam anlamıyla aydınlatılabilse gerisi çorap söküğü gibi gelecek. Henüz o noktada değiliz ama birçok önemli cinayete ilişkin ipuçları da ortaya çıkmış durumda.
Kürtlerin "Ape Musa"sı olarak bilinen Musa Anter cinayeti tam da böyle bir noktada. Elimde Musa Anter'le birlikte Diyarbakır'da bir sokakta kurşunlanan ama ölümün kıyısından dönen yazar Orhan Miroğlu'nun son kitabı var; "Kuşatmadan İnfaza Musa Anter Cinayeti"
Kitap, Fırat'ın öte yakasında işlenen bu cinayeti, bütün boyutlarıyla gözler önüne seriyor. Roman tadında başlıyor ama sonra belgeler ve tanıklıklar eşliğinde Musa Anter'in yaşamıyla Türkiye'nin karanlık tarihinin öyküsü iç içe anlatılıyor.
Miroğlu, 20 yıldır bir dedektif gibi izini sürdüğü cinayetin kimleri, nasıl bir araya getirdiğini, dünden bugüne o ilişkilerin nasıl sürdüğünü belgeleriyle ortaya döküyor.
Ve şu sorunun cevabını arıyor:
80'ine merdiven dayamış bir Kürt aydını, 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'a davet edilip sokak ortasında neden infaz edilir?
Sorunun cevabı aranırken okuyucunun karşısına, bölgede faili meçhul cinayetleriyle bilinen JİTEM'den Ergenekon'a, koruculardan PKK içine kadar uzanan bildik isimler ve kirli ilişkiler çıkıyor.
Aslında bildiğimizi sandığımız o karanlık ve kirli ilişkileri okurken, ne kadar az bildiğimizi de dehşete düşerek fark ediyorsunuz.
Orhan Miroğlu bizi şaşkına çeviren bu sonucun, nasıl bir aklın ürünü olduğunu şöyle anlatıyor:
"Bu kanlı tarihin içinde geçen ve yaşanan hiçbir şey tesadüf değildir. Ve şimdi o karanlık tarihin sayfaları aydınlandıkça, yapbozun parçaları yeniden bir araya geliyor."
Parçalar bir araya geliyor ama henüz yargı açısından ciddi bir adım atılmış değil.
Oysa cinayetin nasıl işlendiğini PKK itirafçılığından JİTEM elemanlığına, oradan da ayrılıp yurt dışına kaçan Abdülkadir Aygan bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. Bu anlatımlar sonucu nihayet yıllar sonra Sabah gazetesi Özel İstihbarat ekibi iz sürerek tetikçi Dijvar kod adlı Hamit Yıldırım'ın yakalanmasını sağlıyor.
Ergenekon sürecine, 12 Eylül ve 28 Şubat darbecilerinin yargılanmasına ve faili meçhul davalarına bakınca, bu davada da sonuca ulaşmak mümkün görünüyor.
Ancak hâlâ Anter dosyasını bütün boyutlarıyla açmakta Adalet Bakanlığı'nın garip bir gerekçesi var.
Bakın Miroğlu, kitabında bu gerekçeden nasıl yakınıyor:
"Türk medyasında ben dahil Aygan'la görüşüp de söyleşi yapmayan neredeyse tek gazeteci kalmadı. Ama koskoca Türkiye Cumhuriyeti, İsveç'e bir savcısını hâlâ yollayabilmiş değil. Adalet Bakanlığı, ödenek problemini gerekçe göstererek Aygan'la yüz yüze görüşebilecek ve onu sorgulayabilecek savcı veya savcıları İsveç'e yollayamadı."
İnsanın aklı almıyor, adalet beklentisi bu kadar basite indirgenebilir mi? Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in bu gerekçeyi nasıl açıkladığını merak ediyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA