Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Son bir hafta içinde Türkiye önce ABD, sonra da Rusya'yla Suriye meselesinde bir araya gelerek tarihi bir anlaşmaya imza attı.
Bu sadece diplomasi tarihimizde önemli bir başarı değil, aynı zamanda bölge ve küresel dünyanın ihtiyacı olan "insani siyaset" açısından model olabilecek bir başarıdır.
Bu başarı, dış politikadan iç siyasete önümüzdeki yılları derinden etkileyecek.
Etkileyecek çünkü terör karşısında susan, insani dramlar karşısında vicdani refleksleri körelen bu dünyada, milyonlar katledilirken, ülkeler parçalanırken kimse elini taşın altına sokmuyordu.
Türkiye, Başkan Erdoğan'ın liderliğinde son 5 yıldır ısrarla sürdürdüğü siyasetle bu makus talihi değiştiren çok sayıda adımı attı. Son sahaya inişiyle de siyasetini ABD ve Rusya'ya kabul ettirerek dünyaya ilan etti.
Muzlum halklar, kuşatılan ülkeler, sesini çıkarmaktan korkan devletler rahat bir nefes aldı:
"Türkiye başardı, demek ki oluyormuş"
Bu soğuk savaş sonrası dünyanın nereye doğru evirileceğinin de ilk işaretiydi. O işaret yıllar önce Başkan Erdoğan'ın "Dünya 5'ten büyüktür" mottosuyla verilmiş ve her küresel platformda dile getirilmişti. Bugün ABD ve Rusya gibi iki süper güçle yapılan anlaşma bu siyasetin bir devamıydı.
Tabi Türkiye bu noktaya kolay gelmedi.
Dünyanın birçok ülkesi gibi, Türkiye de 1950'den bu yana içeriden kuşatılmış, darbelerle, ekonomik kuşatmalarla hareket edemez hale getirilmişti. Bugün Başkan Erdoğan, bu makus talihi değiştiren bir liderlik gösteriyorsa, hakkını teslim etmek gerekiyor. Bu başarıyı geçmiş liderlerle kıyaslayıp küçümsemek, ötekileştirmeye kalkmak ucuz siyasetten öte bir şeydir.
Hele bunu CHP gibi ana muhalefet partisinin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yapıyorsa çok daha vahimdir. Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin, ABD ve Rusya gibi iki küresel güçle yürüttüğü zorlu bir müzakere sırasında bakın nasıl anlamsız bir örnek veriyor:
"İnönü, Lozan toplantısına gider.
Bakar ki kendisine küçük koltuk tahsis ederler. İnönü geriye döner, 'Aynı koltuktan bulduktan sonra geliriz' der. Onur, şeref, haysiyetin korunması budur." Böyle siyasi eleştiri mi olur?
Kılıçdaroğlu'na neyi hatırlatalım. FETÖ'yü sahiplenmesini mi, "YPG mi bize saldıracak?" demesini mi? Yoksa geçmişe gidip, 1947'de ABD'yle yapılan askeri anlaşmaları mı? Gazeteci Cüneyt Arcayürek'in "İnönü'den açık bono" başlıklı yazısında yer alan, 26 Mart 1950'de ABD Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Lawton Colins'la yaptığı gizli görüşmeyi mi?
İsterseniz Suriye operasyonuna benzeyen Kıbrıs meselesinden örnek verelim. İlk patladığında İsmet İnönü Başbakan'dı. Ayrıntılarına girmiyorum ama Kılıçdaroğlu, en azından 5 Haziran 1964'te ABD Başkanı Johnson'un gönderdiği o ünlü mektubu duymuştur. O mektupta Johnson, sert bir dille Türkiye'yi NATO müttefiklerinin savunmayacağını ve bizzat İnönü'nün 1947'de yaptığı anlaşma uyarınca ABD'den aldığı silahları kullanamayacağını bildiriyordu.
Peki, İsmet Paşa o mektuba ne cevap verdi?
Önce kamuoyundan sakladı, 8 gün sonra da ittifakının temel direklerinin sarsıldığını hatırlatıyor ve şu cevabı veriyordu:
"Yekdiğerine karşı ahdi vecibelerini, taahhütlerini istediği zaman reddeden devletler arasında bir ittifak tasavvur edilebilir mi?"
Bu cevapla yetindi çünkü Türkiye'nin harekat yapacak gücü yoktu. Ardından da mecburen Kıbrıs harekatı durduruldu ve İsmet Paşa da apar topar 22 Haziran'da ABD'ye gidip Johnson'la buluştu. Orada neler dediği, uydularla nasıl izlendiği ve Jüpiter füzeleri konusunda neler yaşandığı da ayrı konu.
Kılıçdaroğlu bu tarihi bilseydi öyle rastgele konuşur muydu? Belki de bilmediği için o koltukta oturuyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN