ABD ve siyonist İsrail, komşumuz İran'a yaptıkları ortak saldırıya önce çocukları katlederek başladı. Bu gidişle duracakları da yok. Daha vahimi, süreç aleyhlerine döndükçe daha tehlikeli saldırılara yönelmeleri de şaşırtıcı olmayacak.
Daha önce de yazdım, bırakın uluslararası hukuku çiğnemeyi artık ABD insani hiçbir kurala uymuyor. Sivil hedefleri vuruyor, savaşın bölgeye yayılması için her türlü kışkırtmayı yapıyor ve savaşa bölge ülkelerini katmak için tuzaklar kuruyor, açık açık baskı yapıyor.
Bunu da hiç saklamıyorlar. Bakın siyonist ABD'li Senatör Lindsey Graham pervasızca Arap ülkelerini nasıl tehdit ediyor:
"Arap dostlarımıza sesleniyorum: Siz de vuruluyorsunuz. Henüz İran'ı vuran Arap ülkesi oldu mu? Eğer ABD ile anlaşma istiyorsanız savaşa dâhil olmalısınız. Arap müttefiklerimize karşılık vermeleri için çağrıda bulunuyorum."
Bu çağrı sadece ABD'nin sıkıştığını göstermiyor, aynı zamanda neyi hedeflediklerini de açık ediyor.
Bu tehlikeli gidişi tecrübeli bir siyasetçi kaygıyla yorumluyor:
"ABD sıkıştı. Sıkıştığında ne yapacağı belli olmaz, atom bombası bile atar."
Umarım tecrübeli siyasetçi kaygısında haklı çıkmaz. Ama sıkışan ABD'nin sınır tanımayacağına dair işaretler de var. Bakın siyonist İsrail'in Gazze'deki soykırımına açık destek veren senatör Graham, bütün dünyayı tehdit ediyor:
"Sadece (Gazze'yi) dümdüz edin. Berlin'i dümdüz ettik, Tokyo'yu dümdüz ettik. Biz Japonya'da terör rejimini bitirmek için atom bombası atarken yanlış mıydık? Bana göre, İsrail olsaydım aynı yolu izler, aynı şeyi yapardım. Askeri zafer olmadan, radikalizmi kırma umudu da yoktur. Çoğu Cumhuriyetçi benim gibi düşünüyor."
Trump, Graham, Netanyahu ya da önceki gün "Daha fazla can kaybı olacak" olacak diyen ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth fark etmiyor, hepsi bölgeyi kendi çıkarları uğruna yakıp yıkmaktan çekinmiyor.
Bu zihniyete karşı ortak bir tepki geliştirilmedikçe de bu saldırılar durmayacak. Değerli hocamız Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün, Yeni Şafak'taki son yazısında bu zihniyeti teşhir ederken savaşın seyrine ilişkin de çarpıcı bir tespit yapıyor:
"Sapık bir zihniyete sahip, gırtlağına kadar günaha ve suça batmış bir karar alıcılar zümresi, yaşamakta oldukları küresel ve bölgesel sıkışmışlıktan çıkabilmek adına hesapsızca İran'a saldırdılar. Bu savaş onların aleyhine seyrediyor."
Bölge ülkeleri de artık son 76 yılı kan gölüne çeviren bu "sapık zihniyeti" tanıyor olmalı. Bu sadece kötü bir sicile sahip olduğunu iyi bildiğimiz, sürekli sorun çıkaran İran'ın meselesi değil. Komşunun evi yanarken, onun geçmişte yaptıklarını tartışmanın, sorgulamanın anlamı yok. Önce yangını söndürmenin ortak bir yolu bulunmalı.
O yolu da Prof. Öğün son yazısında kısa ve öz anlatıyor, siyaset yapıcıların dikkatine:
"Sel gider, kum kalır. ABD'nin ortaklarına nasıl kolay ihanet ettiğini unutmayalım. Çin ve ikinci derecede Rusya, İran'ı bırakmayacak. Bu çok açık. Neticede ABD er geç, İsrail'i de bırakıp kirli savaşını birilerine ihale edip buradan çıkıp gidecek. Aman oralarda olmayalım. Bâkî kalan, acısı tatlısı ile komşuluktur."
***
YORUMSUZ
Sosyal medyada Aziz Nesin'in muhteşem eseri Zübük romanıyla ilgili şu bilgiler veriliyor.
"Eser siyasi yolsuzluk ve ahlaksızlık üzerine kurulu. Romanın kahramanı Zübükzâde İbraam Bey, ilçesinde 'yardımsever ve ahlaklı' biri gibi görünerek halkın güvenini kazanır. Sonra politikaya girer ve kısa sürede halkı kandırarak daha büyük hedeflere koşar.
Zübük; yalan söylemek, insanların zaaflarını kullanmak, dini değerleri istismar etmek, makam sahiplerini yağlamak gibi pek çok yöntemle yukarılara tırmanır. Halk, onun sözlerine inanmak ister, çünkü Zübük her kesime ayrı bir yüz gösterir. Herkese istediklerini vaat eder; seçim zamanı kapı kapı dolaşarak umut dağıtır. Fakat seçildikten sonra vaatlerini unutur, yalnızca kendisi ve yakın çevresi için çalışır."