Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MAHMUT ÖVÜR

‘Tek vatanım var, onun için ölmeye geldim’

Sesli dinlemek için tıklayınız.

ABD'nin siyonist İsrail'le birlikte İran'a saldırmalarının üzerinden bir ayı aşkın süre geçti. Bugün yarın bitecek denilen savaş, tam tersi uzadı ve bölgeyi de kapsama alanına alarak genişledi.
"Bu bir ABD stratejisi miydi yoksa Trump tuzağa mı çekildi?" tartışmaları süredursun, bu savaş kısa sürede bitse de yol açtığı şu iki sonuç çok tartışılacak: İlki, ABD ister itilerek ister planlı girmiş olsun, tarih bu savaşı ABD hegemonyasının düşüşe geçtiği ilk savaş olarak yazacak.
Trump olsa da olmasa da ABD bu çılgınlıkları yapacak, hegemonyasını sürdürmek için de bir yerlere saldıracaktı. Bu bir hegemonya savaşı.
İkincisi, İran halkının sergilediği ortak "yurtsever" tavır.
Yakın geçmişte birçok ulusal kurtuluş savaşında halkların ortak direnişi görüldü ama mevcut iktidara karşı çok güçlü bir muhalefetin olduğu İran gibi ülkelerde tam tersi bir beklenti vardı:
"ABD'nin İran saldırısı karşısında rejime muhalefet edenler ne yapacaktı?"
Aslında ABD yönetimi de bütün hesaplarını buna göre yapmıştı. İran halkına ayaklanma çağrıları yapması, diasporadaki İranlıların utanç verici tavırlarının medyada bol bol yayınlanması tesadüf değildi.
Bu çağrılar öncelikle bütün dünyada tepkiyle karşılandı. Buna paralel İran halkı da onurlu bir tavır alarak ABD emperyalizmine karşı müthiş bir dayanışma örneği sergiledi.
O örneğin en çarpıcısı önceki gün medyaya yansıdı. İran sineması denildiğinde ilk akla gelen ünlü yönetmen Cafer Penahi... Penahi, İran'daki rejim tarafından cezaevine atılan, film çekmesi yasaklanan muhalif aydınların en önde geleniydi. Ayna, Taksi Tahran ve Ayı gibi Cannes, Berlin ve Venedik film festivallerinde ödül alan onlarca filme imza attı.
Bu rejim muhalifi aydın, ABD ve siyonist İsrail'in İran'a başlattıkları savaşa karşı öyle bir açıklama yaptı ki bu coğrafyada kendi ülkelerine karşı yabancılaşan Batıcı aydınlara tokat gibi bir cevap oldu.
İranlı yönetmen Cafer Penahi, Cannes Film Festivali'nde kazandığı Altın Palmiye ödülünün ardından hakkında verilen hapis cezasına rağmen İran'a döndü ve şöyle dedi:
"Tek pasaportum, tek vatanım var, onun için ölmeye geldim."
Bu yurtsever çıkışa sevgili Erol Göka hocanın ilk tepkisi sitem doluydu:
"Her zaman ülkesine sahip çıkan muhalif İranlı aydınlar ile bizim hayli yabancılaşmış aydınımsılar arasındaki fark gerçekten de çok dikkat çekicidir."
Sonra da iki ülkenin derin tarihine atıfla çarpıcı bir analiz yaptı ve şu yorumla bitirdi:
"Ülkelerine yapılan son saldırıda da İranlı muhalif aydınlar, başta Abdülkerim Süruş ve Penahi olmak üzere hiç duraksamadan rejimi sert biçimde eleştirmelerine rağmen yine ülkelerinin yanında yer aldılar. Alkışlıyorum bu gerçek aydınları. Darısı bizim aydınımsıların başına!.."
Evet alkışlanacak bir tavır. Bir zamanlar bizde tam tersi söylense de son dönemde hepsinde olmasa bile önemli sol Kemalist kesimde benzer bir hassasiyet dikkat çekici. En uç örneklerden biri ABD'de yaşayan sosyal medya fenomeni Hasan Abi... Gençlerin "Hasan Abi" dediği Hasan Piker, solcu kimliği ve Başkan Erdoğan karşıtı olarak biliniyor ve ABD'de 4.5 milyon takipçisi var. "Türkiye'ye bir ABD saldırısı olursa nasıl tavır alırsın?" sorusuna şu cevabı veriyor:
"Hiç tereddüt etmem, eleştirdiğim Erdoğan'ın yanında yer alırım..."
Buna rağmen hâlâ çok derin bir sorunumuz olduğu da bir gerçek. Çünkü hâlâ ABD'nin FETÖ darbesi, ekonomik saldırıları karşısında susan, medet uman, hatta son dönemde "Terk edilmiş hissediyoruz" diye yalvaran bir siyaset sınıfı var ve aramızdalar...

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.