CHP'li siyasi aktörler, ABD-İran savaşına, Türkiye'nin NATO toplantısındaki başarısına ve 15 Temmuz direnişini anma gününe rağmen birbirlerini suçlayarak bile gündemden kalmayı başardı.
Baksanıza, CHP'li belediyelere yönelik "yolsuzluk" operasyonları da, CHP içi iktidar kavgası da bitmek bilmiyor. Bir de şu sıralarda egosu tavan yapan "suç örgütü lideri" olarak yargılanan Ekrem İmamoğlu'nun meydan okumaları var...
Bir süre önce mahkeme başkanına, "Siz yargılama yapmıyorsunuz, ben sizi yargılayacağım" diyen İmamoğlu sonra hızını alamıyor, CHP'li Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'le "savunma yapma-yapmama" konusunda bir kavga başlattı: "Ben izin vermediğim sürece kimse savunma yapmasın..."
İlginçtir, Güney bu talimatı dinlemeyip savunmasını yapınca, ilk tepki de İmamoğlu'nun basın danışmanı Murat Ongun'dan geldi. Ongun'un İmamoğlu'na destek veren açıklaması, CHP içinde yeni bir kavganın da fitilini ateşledi: "CHP'liler ve dünkü CHP'liler kavgası..."
Kavganın mottosunu da o tartışmalı duruşma sonrası tahliye edilen Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, şu sözleriyle özetledi: "Bizim ne yapacağımıza dünkü CHP'liler karar veremez..."
Bu aslında CHP içindeki yeni kırılmanın cezaevinde yaşanan tipik bir örneğiydi. Oysa cezaevi dışındaki CHP'liler arasında tam da bu nedenle çok daha büyük bir problem söz konusu. Esas soru da şu: "Daha dün CHP'li olanların peşinden mi gideceğiz yoksa baba ocağı CHP'de mi kalacağız?"
İnan Güney, tahliye edildikten sonra bu soruya çok daha net bir cevap verdi ve kavganın da adını koydu: "Savunmam yüzünden utanmazca bana saldıranlara -pamuktan yapılmış dar bir çevre ve düne kadar partinin önünden bile geçmeyenlere- en uygun yanıt, İnan Güney'in gençliğini, ilçe başkanlığını, 33 yıllık emeğini ve mücadelesini bilen gerçek parti çalışanları tarafından verildi."
CHP içindeki "üçüncü yolcular"ın söylediklerini, Erdoğan Toprak ekibine yakın İnan Güney'in ithamlarını Özgür Özel üzerine alınmayabilir ama muhatap, vekâlet ettiği İmamoğlu ve "dünkü CHP'liler" denilenler de ona yakın isimler. CHP içinde ve çevresinde bu yapıya karşı tepkiler giderek artıyor.
Bu kavganın en kritik yansımasını da "kalmak mı gitmek mi?" ikilemi arasında kalan belediye başkanları yaşıyor. Aralarında Ankara, Mersin ve Adana gibi büyükşehir belediye başkanlarının da olduğu çok sayıda belediye başkanı tarihi bir karar vermenin eşiğinde.
Zaten CHP'li belediyeler ciddi bir sıkıntı içinde, 20 civarında belediye başkanı AK Parti'ye geçmiş durumda. 30'a yakın belediye başkanı da "yolsuzluk" operasyonlarıyla tutuklu... Hâlâ bu ekibin etkili olduğu hangi belediyeye dokunulsa altında devasa bir zenginlik ve yolsuzluk hikâyesi çıkıyor.
Anlayacağınız dışarıdakilerin işi içeridekilerden daha zor.
Bu noktada Özgür Özel ve ekibini, milletvekillerinden daha çok belediye başkanlarının vereceği karar endişelendiriyor. Büyük çoğunluğun CHP'de kalma kararı vermeleri, hem yerelde bir rüzgâr estirilmesinin önüne geçecek hem de başarı hanelerine yazılan ve övündükleri, "CHP'yi yıllar sonra birinci parti yaptık" argümanı ellerinden kayıp gidecek.
Bütün bunlar siyasi tartışmalar ve önüne geçilmese de yeni bir partinin yola devam etmesi için engel değil. Ancak asıl engel, bizzat İBB dosyası ve diğer belediyelerdeki yolsuzluk iddiaları. Bu büyük filmin esas oğlanı İmamoğlu, savunmadan kaçmak için yol arayabilir ama yolun sonu sadece onun için değil, gitseler de kalsalar da Özgür Özel ve ekibi için de aydınlık görünmüyor.