Türkiye'nin en iyi haber sitesi

SOLİ ÖZEL

Güle güle diyebilmek

İki gün sonra Amerikan seçmeni tüm dünyanın nefesini tutarak izleyeceği bir seçimde oy verecek. Tercihin ne yönde olacağı şu aşamada bile tam kestirilemiyor ancak yaklaşık beş eyaletteki sonuçların seçimin de galibini belirlemesi bekleniyor. The Economist dergisinin bile, kendi deyimiyle "beceriksiz" Bush ile "tutarsız" Kerry arasında ikincisini seçmesi ise dünyanın gönlünün nerede olduğunun bir göstergesi. Bush savaş ortasında komutan değiştirilmez diye düşünenlerin belki de kerhen verecekleri oylarla seçilebilir. Ya da bir kez daha kardeşinin eyalet valisi olduğu Florida'da namusundan şüphe duyulacak seçim sonuçlarıyla iktidarını sürdürür. Böyle bir sonuç dünya açısından hayli tatsız sayılmalı. Kerry matah bir aday olduğundan ya da Amerikan politikalarında keskin bir dönüşe yol açaca- ğından değil. İçine kapanmış, dünyayla zıtlaşan bir Amerika hem kendine hem de dünyaya çok zarar vereceği için.
Tam böylesi bir seçim arifesinde, Usame bin Ladin de önemli bir çıkış yaptı. Bin Ladin Bush ile alay edercesine stüdyoda çekilmiş havası veren bir videoyla dünyaya hitap etti. 11 Eylül'ün sorumluluğunu açıkça üstlendi. İlk uçak kuleye çarptıktan sonra Bush'un anaokulunda sınıfa girmesi, ikinciden sonra keçi masalları okumasındaki sorumsuzluğu ile dalga geçti. Tüm bunların Amerikan seçmenini ne yönde etkileyeceğini kestirmek güç. Bush'a hakaret etse ya da savaşa devam edeceğiz dese bin Ladin açıkça Bush'un ekmeğine yağ sürmüş olurdu. Bunu tam yapmıyor, ama Amerikan dış politikasının değişmesi gerektiğini Amerikan halkının ancak o sayede güvenliğe kavuşabileceğini söylüyor. "Bush ve yönetimi ile mücadelede hiç güçlük çekmedik" diyebiliyor ve Amerikan halkı neden İsveç'e saldırmadığımızı düşünsün mesajını da veriyor.
Bin Ladin'in konuşmasının ilginç unsurlarından birisi de kendisini ABD'ye karşı harekete geçiren olaylar içinde İsrail'in Lübnan'ı işgali ve Filistin meselesine yaptığı vurgu idi. Bugüne dek hakkında yapılan analizlerde geri planda bırakılan Filistin meselesiyle ilgisini bu şekilde ön plana da çıkarmış oldu. Bu şekilde de konuşma bir diğer anlamlı ana denk düştü. Yaser Arafat'ın Paris'te hastaneye kaldırılmasıyla Filistinliler'in siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktasına gelindi. Arafat, iyileştirilip geri dönse de artık Filistin hareketinin mutlak hakimi olma durumu sona erdi. Ayşe Karabat'ın dünkü Radikal'de vurguladığı gibi Arafat siyaseten öldü. Dünyada çok az halk kendi liderlerinin beceriksizlik ve basiretsizliğinin bedelini Filistinliler kadar ağır ödemiştir. Arafat hakkında tarihin vereceği yargı herhalde bu gerçeği de yansıtacaktır.
Arafat'ın hayatı Filistin trajedisinin bir aynası olduğu kadar siyasette koşulları doğru değerlendiremeyen liderlerin nasıl en başta kendi davalarını nasıl zayıflattıklarının hikayesidir. Gene Karabat'ın belirttiği gibi Arafat'ın iki büyük başarısı Filistin hareketinin bütünlüğünü koruyabilmesi ve Filistin milliyetçiliğini Arap ülkelerinin hegemonyasından ve manipülasyonundan kurtarmaktı. Arafat'ın son dönemdeki büyük günahı Oslo'nun gerçek anlamını halkına asla anlatmamasıydı. Filistin siyasetinin kurumlaşmasının önüne set çekmesi, tek adam hakimiyetini, yolsuzluğu, yönetimsizliği Filistinliler için de mukadder kılması ise kendisinden sonrasına yönelik sorumsuzluğunun göstergesiydi. Bu nedenlerle de Arafat sonrasında Filistin siyaseti en başta büyük çalkalanmalara ve kanlı kavgalara gebedir. Bunun engel- lenmesi ve geçişin yumuşak olmasında ise konuya eğilen bir ABD yönetiminin büyük katkısı olacaktır. O yönetim ise yeni bir Bush yönetimi olmasa gerektir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.