Türkiye'nin en iyi haber sitesi

SOLİ ÖZEL

ABD-Ortadoğu

Amerikan iç politikasındaki gelişmelerle Ortadoğu'da suların bir nebze de olsa durgunlaşması arasında sıkı bir bağ var. Başkan Yardımcısı Cheney'in sağ kolu Scooter Libby'nin mahkemeye yalan söylemekten suçlu bulunması, Bush yönetiminin yerlerde sürünen prestijine bir tekme daha vurdu. Amerikan tarihinin gördüğü en güçlü Başkan Yardımcısı sayılan Cheney'in yönetimde kurduğu paralel sistemin etkisi de giderek azalıyor. Irak Savaşı'nın mimarlarından ve bu savaşın yapılması için hiç bir yalandan kaçınmayan Cheney'in etkisinin azaldığına dair haberler Amerikan basınında da son dönemde sıkça görülmeye başladı.
Özellikle baş müttefiki Rumsfeld'in gitmesinden sonra Cheney, sistem içindeki ve yönetimde görev alan gerçekçi dış politika taraftarlarınca bir nevi kıskaca alındı. Kuzey Kore ile ABD yönetiminin nükleer silahlar konusunda vardığı anlaşma da, İran ile masaya oturarak doğrudan olmasa bile Irak sorununun halline yönelik müzakerelere katılma kararı da Cheney'e rağmen gerçekleşti.
Ceheney'nin yolsuzluklarla da bezenmiş şahinliğinin dünyaya nelere mal olduğu düşünüldüğünde bu iktidarsızlaşma hayli sevindirici bir gelişme sayılmalı. Biraz da Amerikan yönetiminin diplomasinin önünü açmak isteyenlerin kontrolüne geçmesinin sonucunda Irak'ta ve Ortadoğu'nun diğer sorunlu yerlerinde siyaset çarkları dönmeye başladı. Suudi Arabistan'ın genelde perde arkasında kalma eğiliminden vazgeçerek başlattığı diplomatik hamlelerle Filistin ve Lübnan'da göreli bir sükunet elde edildi. Cengiz Çandar'ın deyimiyle bu sorunlar çözülmedi, donduruldu. Bundan sonraki aşamalarda sonuç alınamadığı taktirde bırakılan yerden çatışmaların başlaması işten değildir.

Kritik Suudi hamleleri
Suudi Arabistan, Lübnan'daki sükuneti İran ile birlikte kotardı. Bu şekilde Körfez'de hasmı olan ve tehdit diye algıladığı Tahran rejimiyle ortak çıkarların kollanması amacıyla işbirliği yaptı . Filistinlilerin iç savaş boyutlarındaki çatışmalarını Mekke mutabakatı şimdilik sona erdirdi. Bu konuda tarihte Suudi Arabistan'a giden ilk İran Cumhurbaşkanı olan Mahmut Ahmedinejad ile anlaşmaya vardıklarını iddia ettiler. Iran bu iddiayı reddetti.Mekke mutabakatı konusunda gerçek ne olursa olsun Körfez'in iki büyük ve hasım ülkesinin bölgenin sorunlarıyla ilgili diplomasi alanını açmaları başlıbaşına önemli. Bunlara Türkiye'nin de her iki tarafla ve diğer ülkelerle olan temaslarını ve Bağdat zirvesinin toplanması için sarf ettiği gayreti eklerseniz ortaya açık bir tablo çıkıyor. ABD'nin sorumsuz politikalarının ve Irak'taki feci başarısızlığının bölgeye ödeteceği faturanın ne denli yüksek olduğunu gören bölge güçleri inisiyatifi ele alıyor . ABD'nin bu aşamada küstahlığı bırakarak bu çabalara destek vermesi ise hiç kuşkusuz ümitlerin yeşermesine yol açıyor.
Bölgede birbirine bağlı sorunların bir an önce çözülmesi, İran ve ABD arasında mutabaka sağlanması ve kriz ihtimallerinin bertaraf edilmesi kuşkusuz tüm ülkelerin lehine. Ancak İran ve Suudi Arabistan'ın aynı zamanda Irak'taki çatışan Şii ve Sünni taraflara destek verdiklerini de unutmamak gerek.
Böylesi bir bağlamda Türkiye'nin de kendi sınırları ötesindeki Kürtlerle de Irak'ın geleceğini konuşmaktan kaçınmaması gerekir. Barzani'nin yayılmacı milliyetçi söylemi ve tahrikleri ile Türkiye'de PKK'nın terör eylemleri nedeniyle varolan gerginlik, Ankara'nın denklemde ağırlığını daha fazla hissettirmesini engellememelidir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi de Türkiye'de Kürt sorununun biraz daha soğukkanlı şekilde tartışılabilmesine bağlıdır.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA