Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Düşünüyorum da bildiklerin, hayatına sindirdiklerin kadar olmalı, öyle ölçülmeli yani, o derece sayılmalı. Yoksa bilgi ne ki, gir Google'a, yaz aradığını, belki de aramadığını, ne var ne yoksa hizmetinde, ayaklarının altında. Birkaç tıkla sen de biliverirsin bi'şeyleri işte.
Peki ya peşinden koşmaktan usanmadığımız 'güç' ne sizce? Daha güçlü, daha güçlü, en güçlü olma derdinden, statü mücadelesinden, banka hesabı endişesinden, galip gelme hırsından nasıl da kırık dökük, kendimizden başka her şeye dönük, yorgun ve yapayalnız kaldığımızı göremiyoruz bile.

Korkak unutkan kalplerimiz

Hayatta en önemlisinin kalplere dokunmak olduğunu, en büyük servetin dostlar olduğunu, gerçek bir aileye paha biçilemeyeceğini, kötü günümüzde elimizi tutan, çökük omuzlarımızı doğrultan, başarılarımızla gözleri dolan, her ne yanlışa imza atarsak atalım bizden vazgeçmeyenler kadar kıymetli olduğumuzu biliyoruz değil mi?
Ardımızdan 'Çok iyi, vicdanlı, insan gibi insandı' dedirtebilmenin esas amacımız olması gerektiğini biliyoruz değil mi?
Başkalarını gülümsetebildiğimiz, hayatlarına ışık katabildiğimiz, eksiklerini giderebildiğimiz, bizde olandan onlara da akıtabildiğimiz ölçüde huzuru bulabileceğimizi de biliyoruz değil mi?
Değil!!!
Eğer bildiklerimiz hücrelerimize sindirdiklerimiz, yaşamımızdan eksik etmediklerimiz, aklımızdan bir an bile çıkartmadan günümüze katabildiklerimizse maalesef yaşama dair bizim hiçbir şey bilmediğimiz ortada.
Tıka basa dolu ajandamızla esas duruşu öylesine kaçırıyoruz ki. Gerçeğe körleşiyoruz. Hoyratça yakıp yıkıyoruz her şeyi, durup bakmıyoruz, eğilip yerden kaldırmıyoruz, kollarından tutup sarılmıyoruz, tamir etmeye çalışmıyoruz.
Biz ancak gidiyoruz, ezip geçiyoruz, yarı yolda bırakıyoruz, vazgeçiyoruz. İstediğimiz tek şey egomuzu cilalamak.
Lafa gelince elbette neler neler biliyoruz. Kağıttan okuyunca acayip insanlar oluyoruz. Felaketlerle burun buruna kaldığımızda korkumuzdan bilmek zorunda kalıyoruz.
Ya sonra?
Sonrası modern insanın gündelik yaşamı. Sonrası katı, korkak ve unutkan kalplerimiz....
Mustafa Koç.... 56 yaşında ayrıldı aramızdan. Dışardan bakarsan başarılı bir iş adamı. İnsanların kalplerine bakarsan gönüllerin adamı. Onu tanıyan, tanımayan binlerce kişiye dokunmayı başarabilmiş çok özel bir ruh.

Muhteşem bir hayat...

Kimse parasından, gücünden bahsetmiyor şimdi. Herkesin dilinde onun güzel gönlü, zarafeti, mavi mavi gülen gözleri, geri adım atmadığı hayat felsefesi, insanları ayırmadan gösterdiği sevgisi, saygısı var.
Ne muhteşem bir hayat... Mustafa Koç...
Birçoğumuzun 'güç' sellerine kapılıp göz ardı ettiği gerçeği bilenlerdenmiş o. Bambaşkalardanmış o. Güzel insanın karşılığıymış o. Güneş gibi doğanlardanmış o.
Dünyalar senin olsa, hastanelerin, helikopterin, uçağın, yanında çalışan onlarca elemanın, kocaman bir adın, sayılamaz servetin olsa da ne fayda.... Aynı sona yürüyorsun bir ceketi, bir ayakkabısı olanla.
Geriye kalan, elde kalan, en nihayetinde adının yanına yazılacak olan nefes aldığın sürece çevrene verdiğin sevgi, umut, ışık.
İşte o kadar.
Mustafa Koç... Gönüllerin adamı nur içinde yatsın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN