Türkiye'nin en iyi haber sitesi

EMRE AKÖZ
EMRE AKÖZ

Türk’ün matematik imtihanı

Dünyanın kendi çevresinde döndüğünü söylediği için Engizisyon Mahkemesi tarafından inkara zorlanan büyük bilgin Galileo "Tabiatın dili matematiktir" demişti.
Ancak fizikçi, kimyacı olmanız şart değil. Para kazanmak için de matematikten faydalanabilirsiniz. İşte ABD'li Jim Simons: Adam matematik bilgisi sayesinde en zenginler listesine girdi. Hikayesini 30 Temmuz 2017'de burada anlatmıştım.
Gelelim Türkiye'ye... ÖSYM'nin son verilerine göre, öğrenciler 40 matematik sorusundan ancak dört tanesini doğru cevaplamış. Düşünün ki bu ortalama. Yani sürüyle sıfır çeken var. (İçin acı tarafı fizikte daha da kötüyüz.) Bazı ülkelerde genel durum kötüdür ama birkaç parlak zeka çıkar, onlar desteklenir. Peki, o açıdan matematikte ne durumdayız?
Geçenlerde, matematiğin Nobel'i kabul edilen Fields Madalyası'nı kazananlar açıklandı. Madalya dört yılda bir, 40 yaş altında olan en az iki, en çok dört matematikçiye veriliyor.
Genellikle küçük bir haber olurdu Fields... Ancak İran-Kürt kökenli Koçer (Caucher) Birkar'ın madalyası, Brezilya'daki törende kendisine takdim edildikten hemen sonra çalınınca birden ilk sayfalara taşındı.
Dört yıl önce de, ilk kez bir kadın matematikçinin, İran kökenli Meryem Mirzahani'nin (Maryam Mirzakhani) Fields ile ödüllendirildiğini hatırlayınca, merak ettim: Hiç Fields kazanan bir Türk var mı?
(Not: İkisi için de "İran kökenli" diyorum çünkü Birkar da, Mirzahani de özgür olabilmek ülkelerini terk ettiler.)
Kanadalı matematikçi John Charles Fields'in adını taşıyan ve ilk kez 1936'da verilen Fields Madalyası'nı, bugüne kadar 60 kişi kazanmış. Aralarında maalesef hiç Türk matematikçi yok!
Hadi diyelim okullarımız yetersiz. Zeka seviyesi 140 puan ve üstü olan az sayıdaki dâhi çocuğu, sanayide tamircilik yaparken keşfedip eğitememişiz de...
Peki göğsümüzü kabartan hiç kimse yok mu? Var! İnanmayacaksınız ama var! Fields Ödülleri'ni dağıtan Uluslararası Matematikçiler Birliği, bir de matematik eğitimi alanında üstün başarı gösterenlere Leelavati Ödülünü veriyor.
Matematik profesörü bu yıl Leelavati Ödülü'nü aldı. Nasıl oldu da aldı, derseniz, bunun tek cevabı var: İzmir'in Şirince kasabasında kurduğu, kar amacı gütmeyen 'nde, 2007'den beri yetenekli gençlere matematik öğrettiği için.
Prof. Ali Nesin'in ve Matematik Köyü'nün üzerine kitap yazılacak bir öyküsü var. Başlarına gelenleri ve buna rağmen başardıklarını YouTube videolarından da öğrenebilirsiniz.

***

Kaçın, eyyam-ı buhur geliyor

Meteoroloji Mühendisleri Odası uyarmış. Ciddi bir sıcak dalgası Türkiye'ye geliyormuş. Benzetmeyi de şöyle yapıyorlar: "Hani Antalya'da, Adana'da uçaktan indiğinizde sıcak adeta yüzünüze çarpar. Çevre bulanık görünür ya... İşte öyle olacak. Buna 'eyyam-ı buhur sıcakları' deniyor."
"Eyyamcı hakem" derlerdi. Merak etmiştim. Sözlükte, eyyamın karşısında günler yazıyordu. Allah Allah, bu ne demek şimdi? Başka bir sözlükten, "Kurallara, ilkelere, ahlaka bağlı kalmadan, günü kurtarmak üzere davranan" insanlara 'eyyamcı' dendiğini öğrenmiştim.
Eyyam-ı buhur tabirine en son Daniel Panzac'ın Osmanlı'daki veba salgınlarını incelediği kitabında rast geldim. Büyük sıcaklara "eyyam-ı buhur" adı veriliyor. Buhur, tütsü demek. Yani havanın tütsü gibi olduğu, bulanıklaştığı, nem yüzünden kokuların dağılmadığı zamanlar...
Tabii sıcaklık algısı alışmaya bağlı. Panzac anlatıyor: Eyyam-ı buhura Suriye halkı alışıktır. Ancak, 1710'da Şam'ı öyle bir sıcak dalgası vurur ki insanları doğal afet korkusu sarar: "Deprem mi olacak, çekirge sürüleri mi saldıracak, yoksa veba salgını mı başlayacak?"
Eyyam-ı buhuru normal bir yazda da deneyimlemek isteyen bir İstanbullu şöyle yapmalı: Ağustosta bir pazar akşamüstü arabaya atlayıp sahil yolunun piknik yapılan kısmına gidin. Klimanın derecesi 18-20 olsun. Sonra camı indirin. İşte o anda, yoğun sıcak yastık kavgası yaparcasına yüzünüze vururken... Burnunuz deniz, toprak ve çim rayihasıyla birlikte, kesif bir köfte-kebap kokusuyla dolacak. İşte size küçük çaplı bir eyyam-ı buhur örneği.

***

Sen 'evet' dediklerinsin

Felsefenin babalarından Aristotales, "İnsan sürekli olarak yaptıklarıdır" diyerek, alışkanlıklarımızı vurgulamış. Haksız değil: Kendini dikkatlice gözlersen, her an bir şeylere 'evet' demekte olduğunu ve bunları tekrarladığını fark edersin.
Uyandın. Yataktan kalkacak mısın? Kahvaltı edecek misin? Bir dilim ekmek mi yiyeceksin, iki dilim mi? Bu tercih silsilesi hayati kararlara kadar uzanır: O kişiyle evlenecek misin? Paranı bankaya mı koyacaksınız, iş mi kuracaksın?
Sonuçta bir şeye 'evet' demek, çok sayıda alternatife 'hayır' demektir. Eğer Facebook'a takılıyorsan; Instagram'a, Twitter'a, kitap okumaya, TV seyretmeye 'hayır' demişsindir.
Velhasıl neye 'evet' diyor ve onu tekrarlıyorsan, sen osun. İşte tam da bu yüzden büyük Osmanlı bilgesi Ziya Paşa, "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" demiştir. Yani kişinin aynası yaptıklarıdır, sözünün önemi yoktur...
Dur ve düşün: Dün neler yaptın? İşte sen onların toplamısın. Boş ver Türk olmayı, Müslüman olmayı, erkek-kadın olmayı... Sen asıl, köpeğe tekme attın mı, omuz darbesiyle kuyrukta öne geçtin mi, rüşvet aldın mı; ondan haber ver.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN