Türkiye'nin en iyi haber sitesi

NUR ÇİNTAY
NUR ÇİNTAY

Kalbimiz onunla!

, ’nde son 10’da ama 24 Temmuz’daki sonuç ne olursa olsun bizim kalbimiz hep onda! Peki niye? Çünkü o , Mardin, yemek ve çok ötesi...

Daha böylesine ünlü olmadan önce tanışmıştık. Life dergisini yaparkenki görsel yönetmenimiz Tansel Baybara'yla kardeştiler. Tansel bir gün onu da alıp bize gelmişti. 15 yıl filan olmalı. Birkaç saat içine sığdırdığı hayat hikâyesinin zenginliğine ve anlatırkenki enerjisine hayran kalmıştım.
"Amma becerikli kadın" diye çekiştirmiştik gittikten sonra.
Mardin'de restoran işletiyordu. Yalnız dikkat: Bir kadın olarak Mardin'de içkili restoran işletiyordu. Oksimoron gibi bir şeydi bu, olacak iş değildi. Anlatılanlara göre her türlü aksiliğin altından da maharetle kalkıyordu.
O günlerde henüz Mardin'e gitmemiştim. Tesadüfen kısa süre sonra denk düştü, kalabalık bir grupla üç günlük bir Mardin seyahati yaptık. İşte olay yerindeydik: Konağı.
1800'lerin sonunda mimar Lole tarafından yapılan konak, taş işlemeleriyle ve bütün Mardin'e hâkim terasıyla nefes kesiciydi bir kere. Böyle bir yerde geleneksel Mardin mutfağının 'Alluciye', 'Incasiye' gibi lezzetlerini tatmak unutulmaz bir tecrübeydi.
Alluciye, ekşili erik yahnisiydi. Incasiye, pekmezli erik tavasıydı. Hımmısiye vardı sonra, ekşili nohut yemeği. Kitel Raha, Süryani içli köftesiydi. Önden tebbuli, muhammara, kiremfum, tebbel, megbus gibi mezelerin yer aldığı bir resmi geçit oluyordu. Hafızada zencefil, tarçın, kişniş, mahlep, sumak şeklinde pek çok baharat kalıyordu. En sonunda da en azılı etoburu bile tatmin edecek bir ritüel yaşanıyordu.
Ama esas farkı yaratan, lezzetten ziyade buranın ana karakteri olan 'di. Öyle yüksek bir enerjiyle sahne alıp hikâyesini anlatıyordu ki, dışında kalmak imkânsızdı. Zeki, akıllı, vizyonlu, umutlu kadındı. Bir de beraber çalıştığı ekibini öyle güzel sunuyordu ki, helal olsundu. Belli ki etrafındakilerin ayağına basarak yükselenlerden değildi. Tam tersine, beraber çalıştığı herkesi yukarı çekiyordu.
Takip eden yıllarda tam da bunu gösteren çok şey yaptı. İnsanları harekete geçirme becerisi müthişti. Yöredeki sayısız kadına iş imkânı sağladı, acayip bir kadın gücü yarattı.
ayvayı yediği dönemde 'Hayatım Yenibahar' projesiyle ortaya çıktı mesela. Mardinli kadınları el işi ürünleriyle hayata bağladı. İnternetten ve İstanbul'daki Eataly dahil pek çok kanaldan satışa sunuldu bu ürünler.
Büyük heyecanla anlattığı ve Birleşmiş Milletler'in de desteklediği Harran Gastronomi Okulu, Suriyeli mülteci kadınlara da iş imkânı sağlayacak. 'Topraktan Tabağa' var sonra, yine hevesle şekillendirdiği geniş kapsamlı bir tohum koruma projesi.
O ilk sefer sonrasında Mardin'e de Cercis Murat'a da defalarca gittim. En son mayıs ayı başında Mardin Bienali vesilesiyle oradaydık; Ebru'nun heyecanının artarak devam ettiğini gördük. Üreterek beslenen bir kadın; düşünüp çalışıp gerçekleştirerek güçleniyor ve sayısız insanı güçlendiriyor beraberinde.
'nin finalistleri arasında şimdi Ebru Baybara Demir. 40 ülkeden 140 şefin aday gösterildiği yarışmada son 10'a kaldı. Sonuçlar yarın değil öbür gün açıklanacak. Muhakkak ki birinci gelmek istiyordur. Ama bizim için hiç önemi yok. Pek çoğumuz için şeften öte bir pozisyonda çünkü artık o. Restoranına gelenleri beslemiyor sadece, Mardinli kadınlar, kızlar başta olmak üzere, değdiği herkesi besliyor. Kuvvetlendiriyor, kalkındırıyor. Eline, zihnine, emeğine, enerjisine, her bir yanına sağlık...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN