Türkiye'nin en iyi haber sitesi

"Bir toplum; savaş, hiperenflasyon, salgın hastalık ve benzeri ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunda intihar sayısında hafif bir artış görülse de depresyon, paranoya, psikoz vakalarında belirgin bir düşüş kaydediliyordu. Söz konusu sorun çözümlendiğinde vakalar gene normal düzeye dönüyordu. Doktor İgor'a göre bu, şu anlama geliyordu: İnsanlar ancak koşullar buna elverdiğinde delirme lüksüne sahiptiler."

Bu girizgâh, yazının başlığına ilham veren Kolera Günleri'nde Aşk adlı romanın yazarı ile mukayese kabul etmese de Latin Amerika Edebiyatı'nın popüler isimlerinden olan Paulo Coelho'nun Veronika Ölmek İstiyor adıyla çevrilen romanından bir alıntı. Yeri gelmişken… Korona zamanlarında sosyal medyada sürekli gönderme yapılan Kolera Günleri'nde Aşk iyi bir romandır elbette ama romanda anlatılan aşk; zaman mefhumuna direnen, gerçeküstü bir aşktır. Gençlikte yaşanamamış bir aşkı yarım asrı aşkın bir süre bekleyip yaşlanınca yaşamak hayatın olağan akışına aykırı. Gerçi zaten Marquez'in yazdığı tür de 'Büyülü Gerçekçilik' olarak adlandırılmıyor mu. Coelho'nun romanından yaptığım alıntıya ise; Koronavirüs sorununun; pandemi, yani küresel salgın olarak yalnızca tıbbi manada değil, ruhsal olarak da bütün dünyamızı kuşattığı şu günleri anlamaya yardımcı olacak bir psikolojik hakikati dile getirdiği için ihtiyaç duydum.

Salgın hastalık gibi ciddi kriz zamanlarında insanda oluşan ilk güdü Freud'un, ölüm içgüdüsü dediği güdünün karşısına koyduğu yaşam güdüsüdür.

Yaşam güdüsünün; başkalarını yok etme pahasına dahi hayatta kalma dürtüsünden (güdü eylemine sebep olan bir önceki kaynak), feraset ve basiretle krizi yönetmek ve başkalarının hakkına da riayet ederek, hatta yer yer dayanışarak hayatta kalma dürtüsüne kadar farklı varyasyonları vardır.

Anglosaksonlar'ın 'survive' dediği hayatta kalmanın güdüsünün yürürlükte olduğu hallerde insanın psikolojik ya da psikiyatrik sorunlarını öteleme gibi bir zorunluluğu oluşuyor. Doğamızda böyle bir temayül de var. Eğer bu eğilim olmasa olağanüstü hallerde panik, virüsün yayılma hızını katlayarak yayılır, giderek kollektifleşir ve yağma, talan, toplumsal kaos gibi hiç arzu edilmeyen dispotik durumlar ortaya çıkar.

Bu tür bir durum yıllarında İspanyol Gribi'nden ötürü ortaya çıkmıştı. Forum USA'de yayınlanan bir makalede İspanyol Gribi'nin hikâyesine dair yeni bilgiler yer alıyor. Buna göre İspanyol Gribi, Koronvirüs'ün Aralık 2019'da Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkması gibi Ocak 1918'de ilk kez 'nin Kansas eyaletinin Haskell ilçesinde kayıtlara geçmiş.

İspanyol Gribi, Veba hariç bugüne dek ortaya çıkmış bütün salgınlardan ve dahi Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından daha fazla can almış bir salgındı. 50 ila 100 milyon arasında can kaybına neden olan İspanyol Gribi, savaş yıllarındaki pek çok askerin ölümüne de yol açmıştı.

İspanyol Gribi salgını, 1918-1920 yılları arasında H1N1 virüsünün ölümcül bir alt türünün yol açtığı bir salgındı. Küresel bir pandemiydi ve dünya nüfusunun beşte birine bulaşmıştı.

4 Mart 1918'de, Haskell'den gelen Albert Gitchell adlı aşçı, Birinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan birliklerinin eğitim gördüğü askeri tesis 'de hasta olduğunu bildirdi. Birkaç gün içinde kamptaki 522 kişi hastalanmıştı. Virüs. 1918'de Queens'e, Ağustos 1918'de Fransa'ya ulaşmıştı.

Virüs ABD'de ortaya çıktığı halde İspanyol Gribi denilmesinin nedeni savaştaki tüm ülkelerin aksine 'nın bu salgına sansür uygulamamasıydı. Bir başka deyişle salgın tüm ülkeleri etkilemişti ve savaşta olanlar sansür uyguladığı için pandeminin diğer ülkelerdeki etkisi anlaşılamamıştı. Bu yüzden vakanın İspanya'da yaygın olduğu gibi bir yanlış algı oluştu ve gribe İspanyol Gribi adı verildi.

Ekim 1918'de Amerikan gazeteleri İspanyol Gribi virüsünün mutasyona uğrayıp en ölümcül halini aldığı ikinci dalgasında halk için uyarılar yayınlamaya başladı.

Ayrıca bugün tıpkı Koronavirüs'e karşı alınan tedbirlerde olduğu gibi Veba salgını zamanlarından kalma karantina uygulaması İspanyol Gribi için de yapılıyordu. New York gibi liman kentlerinde Avrupa'dan gelen yolcular karaya çıkmadan önce en az 30 gün gemide bekletiyordu.

KORONANIN PANZEHİRİ: FERASET

Tarih boyunca türlü belayla, musibetle (son 10 yıldır epey çeşidini gördük) mücadelede toplumsal bağışıklık kazanmış bu büyük milletin, Koronavirüs'le savaşan diğer ülkelere göre en büyük avantajının bu bağışıklığın kültürel kodlarımıza yerleştirdiği feraset ve basiret olduğunu düşünüyorum. Öyleyse paranoyakça, dolayısıyla psikotik bir 'Koronafobi' ile market raflarını boşaltmanın âlemi yok. Delirme lüksüne sahip değiliz, buna hakkımız da yok.

Ülke olarak bu konuda, marketlerdeki tuvalet kâğıdı reyonlarının başına polislerin dikildiği ABD'den veya markette ihtiyaç duymayacağı ölçüde alışveriş yaptığı için rafları boşaltan insanlara tepki gösteren sağlık personelinin ağlayarak derdini anlattığı ve "Hasta olursanız size biz bakacağız" dediği 'den farklı sınav vermeliyiz.

Üstelik ilk on günlük veriler, bir İran, bir İtalya, hatta bir ABD, bir İngiltere gibi ülkelerdekine nazaran optimist düşünmemizi gerektirecek seviyede iken… Ülkemizde 11 Mart'ta 1 vaka görüldü, 13 Mart'ta 5, 14 Mart'ta 6, 15 Mart'ta 18, 16 Mart'ta 47, 17 Mart'ta 98 (ve 1 ölüm), 18 Mart'ta 191 (ve 2 ölüm) ve bu yazının yazıldığı günden bir gün önce, 19 Mart'ta 359 vaka (ve 4 ölüm), 20 Mart'ta ise 670 vaka (ve 9 ölüm) görüldü. Önümüzdeki iki hafta çok kritik. Vakaların katlanarak büyümemesi adına panik virüsünün yayılmasına engel olmak ve yayınlarda konunun uzmanlarının sürekli tekrar ettiği altın kuralları uygulamak yeterli. Zira bu, bir zaman yönetimi meselesi. Bu agresif virüsün bulaşma seviyesi zamana ne kadar yayılırsa o kadar avantajlı konumda olacağız. Özellikle tıbbi tedarik açısından…

Korona günlerinde belki de uzun yıllardır unuttuğumuz, zaman yönetimini de yeniden hatırlamamız gerekiyor. Yalnızca virüsün yayılımını minimum seviye ile zamana yaymak bağlamında değil… Zorunlu olmadıkça eve kapandığımız şu günlerde zamanı doğru ve değerli biçimde kullanmak açısından da…

Hafta sonu ekleri personeli gazetelerini bitirip erkenden evlerine gidecekler. Zaman daraldı. O yüzden son noktayı koyayım. Hoş kalın, hoşçakalın, sağlıkla kalın

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA