Türkiye'nin en iyi haber sitesi
FERHAT ÜNLÜ

‘Siber Vatan’ın karınca hasımları

"Abu Dabi'deki Zayed Limanı'nın kuzeydoğusunda yer alan, şık bir yüzme havuzu ile çevrili tipik modern bir Körfez villasında stajyer casuslara eğitim veriliyor.

***

Dersler basit bir konu başlığı ile başlamış: İstihbarat nedir? Ardından dört ve altı kişilik gözetim ekibinin nasıl fiziki takip yapacağı sorusunun cevabını içeren daha karmaşık derslere geçilmiş. Sonra da casusluk öğrencilerinin problem çözme kabiliyetleri geliştirilmeye başlanmış.

Ayrıca Abu Dabi'den otuz dakika uzaklıktaki Akademi adı verilen yerde silah eğitimi ve araba kullanma eğitimi veriliyor stajyer casuslara. Camp Peary'i anımsatan bir yer burası… Camp Peary ne? CIA'in karargâhının da bulunduğu Virginia eyaletindeki eğitim alanının adı.

Bu eğitimler eski CIA yetkilileri tarafından koordine ediliyor. Tesisler ve kurslar BAE'nin, Batı'yı model alan profesyonel bir istihbarat kadrosu kurması projesine uygun olarak biçimlendirilmiş. BAE bu eğitim için kesenin ağzını da açmış. Öyle ki eski bir CIA çalışanı, 'Para şahane. Günlük bin dolar. Bir villada veya Abu Dabi'de beş yıldızlı otelde kalıyorsunuz' diyor."

Bu uzun girizgâh, 23 Nisan 2019'da bu köşede yayınlanan 'Körfez'in stajyer casusları' başlıklı yazımdan. O yazı, biri sonradan intihar eden iki Birleşik Arap Emirlikleri casusunun Türkiye'de yakayı ele vermesi üzerine kaleme alınmış kapsamlı bir BAE istihbaratı yazısıydı.

Bugün ise istihbarat kaynaklarına dayanarak edindiğim, yabancı açık kaynaklardan derlediğim ve ayrıca Milli İstihbarat Teşkilatı'nda geçmişte kontr-espiyonaj şube müdürlüğü yapmış bir kaynağımdan aldığım bilgilerle o yazının devamı niteliğinde bir BAE istihbaratı yazısı kaleme alacağım. Vesile, bir BAE ajanının geçtiğimiz günlerde ülkemizde yakalanmış olması. Önce bu şahısla ilgili önemli bilgileri verelim:

Yakalanan ajan, Ahmed Mahmud Ayesh Al Astal adında Filistin asıllı bir Ürdün vatandaşı. 45 yaşında. Bağlı bulunduğu case officer, yani saha casus yöneticisinin adı da Ebu Ali.

Al Astal, burada BAE adına çalışabilecek Arap gazetecilerle ilgili araştırma yürütüyor ve onları devşirmeye çabalıyormuş. Ayrıca 15 Temmuz'daki gibi bir darbe girişiminin benzerinin olup olmayacağını araştırmakla da görevliymiş. Bu konuda özel bir araştırmaya hiç gerek yok. Çünkü cevabı belli: Yeni bir darbe girişimi kolayından olmaz, ama olsa bile başarısızlığa mahkûmdur. Abu Dabi yönetimi Al Astal'a bugüne dek yaklaşık yarım milyon dolar ödeme yapmış. Ee, para bol tabii.

"Birleşik Arap Emirlikleri'nin istihbarat teşkilatının eti ne budu ne" diyebilirsiniz, ama bu işler için ciddi bütçe ayırmışlar. Bizim de bu yüzden atalarımızdan kalan "Hasmın karıncaysa bile tedbiri elden bırakma" nasihatının gereği olarak tedbirli olmamızda fayda var. Bunun için de ilk şart, düşmanı tanımak. Okuduğunuz yazının amacı da bu.

Önce işin elektronik istihbarat boyutuna bakalım. Zira gazetecilik açısından bu yazıya başlığını da veren flaş bölüm orası. Efendim, bu BAE, Türkiye gibi düşman bellediği ülkelerde yalnızca espiyonaj (casusluk) faaliyetleri yürütmek üzere değil, aynı zamanda siber-espiyonaj yani siber casusluk faaliyetleri yürütmek üzere de epey bir bütçe ayırmış.

BAE'nin üç tane temel istihbarat teşkilatı var: Birinin adı State Security. Asıl gizli servisleri de bu. Diğerinin kısa adı SIA, açılımıyla Signals Intelligence Agency (Eskiden National Electronic Security Authority-NESA diye geçiyordu), yani Sinyal İstihbaratı Teşkilatı.

Diğeri ise bu ikisi kadar önemli olmayan Military Intelligence Security Services-MISS. (MISS'in de eski adı DMI - Defense Military Intelligence. Sanki çok matahmış gibi bir de sık sık isim değiştiriyorlar!) Bu da askeri istihbarat ve güvenlik üzerine çalışan teşkilatları.

Bir de bunların Amerikan modelinden esinlenerek kurdukları bir Ulusal Güvenlik Konseyi var. Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed Al Nahyan'a bağlı...

CIA YOK, SIA VERELİM

Bu istihbarat teşkilatlarından SIA'ya odaklanalım. BAE 'Ateş olsa cirmi kadar yer yakar' ama ağababalarının CIA ve ayrıca İsrail Gizli Servisi Mossad olduğunu hesaba katarsak çok da hafife almamamız gereken bir istihbari hasımla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Boşuna değil, Emirlikler'in Ulusal Güvenlik Danışmanı Tahnoun bin Zayed Al Nahyan'ın Ağustos ayında Mossad Şefi Yossi Cohen ile görüşmesi. Ayrıca İsrail ile BAE arasındaki istihbari işbirliğinin İbrahim Anlaşması adı verilen anlaşmayla daha da arttığını not düşmeliyiz.

Bunun yanı sıra şu ayrıntıyı da hatırlatmam elzem: 27 Eylül'de yine bu köşede yayınlanan 'İbrahim Anlaşması'nda kasap ve kurban' başlıklı yazıda belirtildiği üzere Türkiye karşıtı politikalar konusunda BAE ile paralel hareket eden Suudi Arabistan, Cemal Kaşıkçı cinayetinden hemen önce İsrail'den bir siber casus yazılım almıştı.

BAE'nin müttefiki olan Suudiler, hem Cemal Kaşıkçı'nın hem de onun irtibatlı olduğu Kanada'da yaşayan Abdülaziz adlı aktivistin telefonuna İsrail yapımı Pegasus adlı bir casus yazılım yüklediler. Böylelikle Suud istihbaratı, Cemal Kaşıkçı'nın Abdülaziz ile yazışmalarına erişti. Kanada'da Toronto Üniversitesi'ne bağlı olarak çalışan Citizen Lab adlı laboratuvarın tespitlerine göre Pegasus'u üreten firma NSO Group adlı bir İsrailli firmaydı.

Gelelim SIA'ya… SIA, BAE'nin tamamen elektronik istihbarat toplamaya yönelmiş yapılanması. Yani ABD'deki National Security Agency-NSA'in (Ulusal Güvenlik Teşkilatı) Emirlikler versiyonu. Tabii imkân ve kabiliyetleri onunla mukayese kabul etmeyecek ölçüde sınırlı.

BAE, istihbarat ve güvenlik yapılanmasında eski CIA ve Pentagon uzmanlarıyla birlikte çalışıyor. Bu çerçevede özellikle SIA'in oluşum sürecinde BAE'nin neler yaptığını yakından inceleleyelim:

- 2009: BAE, istihbarat personelinin eğitimi için CIA ve NSA uzmanlarıyla 10 yıllık bir plan yaptı. Aynı yıl Raven Projesi başlatıldı. (Bu proje önemli. Türkiye'de bilinmiyor. Ayrıntısını aşağıda yazacağım.) Şimdilik şu kadarını söyleyeyim: 2013'e kadar bu projede 20 dolayında ABD'li uzman çalıştı.

- 2014: BAE'de savunma teknolojisi araştırmalarına bakan İleri Teknoloji Araştırma Konseyi Genel Sekreteri Faysal Al Bannai adlı zat, ABD yasalarına göre Amerikalı uzmanların bir başka ülke istihbaratı adına çalışması suç olduğu için DarkMatter adında bir şirket kurdu. Burada amaç BAE'ye çalışan Amerikalı uzmanlara sözde meşruiyet sağlamaktı. Bu şirkette istihbarat uzmanı olarak çalışanların sayısı 780 kişiye ulaştı.

- 2015: Emirlikler, yılın sonlarında ABD'li uzmanların çalıştığı Abu Dabi'deki villadan (Yazının girişinde bahsi geçen villa) esinlenerek 'Villa' adında bir elektronik istihbarat programı başlattı.

- 2015: CIA'in eski Kontr-Terör Merkezi Başkanı olan Erik Prince, eski CIA yöneticisi Cofer Black'le bu işler için 529 milyon dolara anlaştı. Deli para! Abu Dabi yönetimi, kiraladığı paralı askerleri Yemen gibi kaos bölgelerine yollamaya başladı. Bu Erik Prince ile ilgili bir parantez açalım. Mezkûr zat, soyadıyla müsemma zengin, 'soylu' bir aileden geliyor. Evanjelist olduğunun da altını çizelim.

Prince, ABD Deniz Kuvvetleri'nde SEAL'de (Amerikan Bahriyesi'nin özel kuvvetleri) görev yaptı. 11 Eylül 2001 ikiz kule saldırılarından sonra 'yıldızı parladı'. Cheney'in himayesi altında Afganistan ve Irak'ta milyar dolarlık güvenlik işleri aldı. Irak'taki katliamları yüzünden hakkında davalar açılınca kurucusu olduğu meşhur Blackwater şirketinin ismini 2009'da Xe Services'e, 2011'de Academy'ye çevirdi.

2015: Academy, ABD menşeli silahları Kandil'e gönderdi. Ayrıca PKK/PYD'ye eğitim vermeye başladı.

2015: O yıl, yukarıda bahsini ettiğim İsrailli hack yazılım firmasıyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. BAE de NSO Grup'tan Pegasus adlı truva yazılımını satın aldı. Bu şirket, 2009'da Niv Carmi, Omri Lavie ve Shalev Hulio Herzliye tarafından Tel Aviv'de kuruldu. Şirketi, general Avigdor Yanush Ben-Gal yönetti. Bu casus yazılımları, Raven Projesi kapsamında Karma isimli hack çalışmasında kullandılar. Karma, iPhones'larda işlevsel bir gizli siber silah.

Raven'ın ise belki de en büyük hedefi ise Türkiye. Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad al-Thani, kaçırılan Suudi prensleri, Lübnan Başbakanı Saad Hariri de hakeza…

OYUN İÇİNDE OYUN

Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI, Raven Projesi'nin kimi Amerikalıları da hedef aldığını öğrenince bu olayın üzerine biraz gitmiş. Klasik hikâyedir, CIA bir şey yapar ve FBI ona karşı bir şey yapıyormuş görünür. Ya da tam tersi olur. Misal CIA FETÖ'ye yardım ederken bir dönem FBI'nın sözleşmeli okullar üzerinden FETÖ'yü sıkıştırması gibi… Hollywood filmlerinden aşina olduğunuz iyi polis kötü polis hikâyesi… Oyun içinde oyun yani.

Öte yandan ABD'nin BAE'ye siber istihbarat yardımına, Beş Göz adlı elektronik istihbarat ağına üye olan diğer dört ülkenin katıldığı yönünde iddialar da var. Yabancı ajansların konuyla ilgili haberlerinde İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın da BAE'ye yardım ettiğine dair cümleler gördüm ama ben bunun geniş çaplı bir ittifak olduğu kanısında değilim. Hatta BAE'ye siber istihbarat yardımına ABD devletinin tüm unsurlarıyla katıldığı kanaatinde de değilim.

Bununla birlikte ABD'nin 2015-2017 yılları arasında Türkiye ve İran'ın nüfuz alanını kırmak için Körfez monarşilerini kışkırttığı da vaka. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mısır'daki cuntacı lider Abdülfettah es-Sisi, Bahreyn Veliaht Prensi Selman bin Hamad el Halife ve Ürdün Kralı İkinci Abdullah, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve Arap Birliği'nin yerini alacak bir oluşumu Türkiye ve İran'ın nüfuz alanına karşı kurma konusunda mutabakata vardılar.

2016: Yılın ortalarında, Emirlik'in hedefindeki yazılımları hackleme amacını taşıyan 'Emirate-eyes only' projesini başlattılar.

2017: BAE, özel istihbarat şirketi Circinus Worldwide ile 600 milyon dolarlık bir sözleşme yaptı.

2019: Libya'da terörist Hafter'i desteklemesi için Opus Capital Asset adlı özel istihbarat ve güvenlik şirketi ile anlaştılar. Buyur burdan yak!

2019: Aynı yıl Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Avustralya ve ABD, paralı askerlerinden müteşekkil bir kuvvet oluşturdular. Altı askeri helikopteri, bir Cobra saldırı helikopterini, iki deniz hücum botunu, Benina Havaalanı savunma sistemini ve diğer silah sistemlerini bu kuvvetin emrine verdiler. Ancak Türkiye'nin müdahil olmasıyla Hafter teröristleri dağıldı.

2020- BAE, Yemen'in güneyindeki Sokotra Adası'nda İsrail ile stratejik istihbarat üssü kurulması konusunda anlaştı.

BAE'NİN ÇALIŞTIĞI İSİMLER

Şimdi de Birleşik Arap Emirlikleri'nin birlikte çalıştığı elemanları daha yakından tanıyalım. Bunlardan en önemlisi George Nader. Bu herif her şeyden önce bir çocuk cinsel istismarı hükümlüsü. ABD'de tutuklu. Washington politikacıları ile Orta Doğu yetkilileri arasında resmi olmayan ilişkiler ağının mimarı. Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed Al Nahyan'ın da danışmanı.

BAE'nin çalıştığı kişiler arasında ABD eski Savunma Bakanı James Mattis, CIA eskisi Larry Sanchez, ABD'li eski general Stephen A. Toumajan, yine ABD'li general eskisi Stanley McChrystal, İngiliz Donanması'nın özel kuvvetlerinden emekli Robert Harward, NSA'den Marc Baier, İsrailli sosyal medya uzmanı Joel Zamel, İsrail askeri istihbaratından emekli Amos Malka ve İsrailli silah satıcısı Mati Kochavi de var.

Sanchez ile ilgili bir parantez açalım: 2011'den beri -Türkiye karşıtı faaliyetleriyle bilinen- Muhammed bin Zayed Al Nahyan ile çalışıyor.

Mossad'ın eski Şefi Danny Yatom'un kankası Abraham Golan ve elbette geçtiğimiz yıl biri intihar eden iki BAE ajanını buraya gönderen Filistinli Muhammed Dahlan'ı da bu listeye ekleyelim. Kadroya bak. Tam bir 'şer cephesi'.

Daha şimdiden 10 bin vuruşu aştık ama kusura bakmayın daha yazacaklarım var:

30 Ocak 2019'da Reuters Haber Ajansı'nın servis ettiği bir haberde özetle şöyle diyor: ABD'de istihbarat analisti olarak görev yaptığı NSA'den 2014'te ayrılmasının üzerinden iki hafta geçer geçmez Lori Stroud adlı kadın Arab monarşisi için (Emirlikler'i kast ediyor) hacker olarak çalışmaya başladı. Sözleşmeli istihbarat görevlisi statüsünde... İşte bu kadın, Raven Projesi'nin mimarı. Raven deyince insanın aklına ünlü polisiye yazarı Edgar Allan Poe'nun Kuzgun adlı şiiri geliyor.

'BEN HABİS BİR CASUSUM'

Bu projede bir düzineden fazla (Anglosaksonlar öyle ifade ederler ya hep) Amerikalı istihbarat uzmanı var. Projenin ana amacı, BAE'nin düşman bellediği hükümetler ve Emirlikler'i eleştiren Arap gazeteci ya da aktivistlerle ilgili siber casusluk faaliyetleri yürütmek. Yani hedeflerin, telefon ve bilgisayarlarına hack programları vasatısıyla sızmak… Bu arkadaş (Stroud) Reuters'e açık açık şunu bile söylemiş:

"Amerikalı şahısları da hedef alan bir yabancı istihbarat teşkilatı için çalışıyorum. Resmi olarak habis türden bir casusum."

Bu tür habis siber casuslara karşı Siber Vatan cephelerini tahkim etmekte sonsuz fayda var. Siber Vatan bundan sonra sık sık duyacağınız bir kavram. Bilhassa pandemiden sonra dijital hayata geçişin hızlanmasıyla da önem kazanan bir olgu bu.

'Siber Vatan' kavramı, yalnızca internet, yapay zekâ, semantik teknolojiler ve blockchain açısından değil, siber istihbarat açısından da son derece önemli bir kavram. Pek de uzak olmayan bir gelecekte siber dünyada da muharebeler gerçekleşecek. Aslında istihbari düzlemde bu savaşlar çoktan başladı bile.

Bu arada Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı tarafından oluşturulmuş epeydir uygulanan bir Siber Vatan projesi de mevcut. Bu yönüyle Siber Vatan bir Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı projesi.

Ve Milli Savunma Bakanlığı'nın, çok konuşulan/sevilen 'Mavi Vatan' konsepti kadar ilgi çekmeye namzet olduğunu şimdiden gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Belli ki, bu yazının konusu olan BAE'nin SIA'sı gibi karınca da olsa hasımlarımıza 'ihtişamlı yenilgiler' tattırdıkça 'Siber Vatan'ın popülaritesi de günden güne artacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA