Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İki hafta önce "Liberalizm ve hukukun üstünlüğü" başlıklı bir yazı yayınlamıştım bu köşede.O yazıda geçen hafta bu yazının devamını getireceğimi belirtmiştim...Oysa yazı günü geldiğinde havadaydım.NewYork-İstanbul uçağı ciddi rötar yaptı ve biz de çok gecikerek memlekete indik ve geçen hafta bu sütun boş kaldı...O sebeble bu hafta devam ediyorum...
Şöyle demiştik iki hafta önce...Liberalizmin hukukun üstünlüğü anlayışı ne olursa olsun yasalara uymayı değil, insan olmaklığımızdan kaynaklanan vazgeçilemez ve devredilemez doğal haklarımız uğruna baskı ve adaletsizlik içeren yasalara isyan etmeyi ve direnmeyi, gerektiğinde de o yasaları çiğnemeyi gerektirir...
Liberal-demokrat bir devlet için hukuk demek, doğal haklar demektir... Doğal haklar da, 1776 bildirgesinde mükemmel şekilde özetlenen yaşam, özgürlük ve mutluluğu istediğimiz yolla arama hakkı demektir... Tüm diğer detaylandırılmış haklarımız bu temelden doğar... Liberallerin doğal hukuk diye andığı değer bir yönüyle bütün bir beşeriyetin hukuk birikiminin billurlaşmış halidir.
Roma hukukundan İslam hukukuna kadar bu temel değerler modern-öncesi hukuk tradisyonlarında da öz itibariyle vardır. İnsanlığın adalet ve vicdan duygularının üzerinde yükselen bir değerdir doğal hukuk. Liberalizmin yaptığı şey insanlığın üzerinde ittifak ettiği ortak ahlak ilkelerini doktrine ederek somutlaştırmaktır. Bütün mevcut yasal sistemlerin üzerine bir çatı-değerdir hukuk kavramı...Bu noktadan devam edelim...
İşte bu hukukun üstünlüğü değeri gereği,liberaldemokratik bir devlet sisteminde kimse yasadışı şekilde, keyfi bir tercihle tutuklanamaz. Polislerin aklına esip kimse içeri alınamaz.Bir yasaya dayanan mahkeme kararı olmadan hiçbir işlem yapılamaz.Ayrıca dediğim gibi o "yasa"nın içeriği de evrensel hukuk ve vicdan kriterleriyle ölçülür.Eğer o yasal mevzuat evrensel hukuka aykırıysa(Mesela "Terör örgütünün amacının propagandasını yapmak" diye bir kanun maddesi evrensel hukuka aykırıdır) o problemli kanunlara karşı çıkmak ve kaldırılması için mücadele etmek liberalizmin dayattığı birşeydir. Eğer demokratik yollarla mücadele ederek problemli yasalar kaldırılamıyorsa,karşımızda "Vesayet sistemi" gibi engeller varsa dediğim gibi o yasalarla sivil itaatsizlik yöntemiyle yada elimizde ne yöntem varsa onunla mücadele edilir.Ayrıca yasa gereği ve mahkeme kararıyla bir yurttaş tutuklanırsa da tutukluluk altında her ne sebeple olursa olsun kötü muamele ve işkence göremez. Tutuklanan kişinin vücut tamlığına azami özen gösterilmek zorundadır. Habeas Corpus ilkesi diye andığımız ilk olarak 1679'da İngiltere'de yasallaşan olgu da tamamen bu anlama gelir. Habeas Corpus latince "işte vücut" demektir. Tutuklu olan şahsın, bir zerre bile fena muameleye uğramaksızın mahkeme önüne çıkartılması gerektiğini ifade eder... Aynı şekilde her ne sebeple olursa olsun tutuklanmış ya da tutuklanmamış yurttaşların özel hayatına dair şeyler afişe edilemez. Suçun önlenmesi için yapılacak şeyler de insanlığın evrensel ahlak birikiminin ürünü olan hukuka uymak zorundadır. Suç olan girişimlerin tespit edilmesine pozitif yasalar engelse, o yasalar değişmelidir, ayrıca o yasalara karşı da direnilebilir...
Fakat "kötü adamlar"la mücadele ederken aynen onlar gibi gri ve kara propaganda taktiklerine girilemez. Özel hayat ifşaatı asla meşru görülemez.
Güncel örneğimize dönersek, Ergenekon yapılanmasıyla da bu KontrErgenekon taktikleriyle mücadele edilemez!Bu KontrErgenekon zihniyeti ister istemez yozlaşmak zorundadır. Bu zihniyet hukuk tanımayan, bir "kutsal amaç" için ne gerekiyorsa yapılmalıdır diyen sapkın bir zihniyettir.
KontrErgenekon kafası derin yapılanmaların var olma durumuna temelden karşı değildir! KontrErgenekon zihniyeti yeni derin yapılanmaların oluşumuna gebe, bu oluşumları meşru görebilecek bir zihniyettir...
Türkiye kamuoyu beni dört yıldır tanıyor...
Ve bu dört yıl boyunca hiç durmadan Türkiye'nin üzerine çökmüş Ergenekon terörüyle,darbeci general zihniyetiyle ve Ergenekon'a bağlı çetelerle,mafyalarla çok sert bir dille mücadele ettiğimi iyi biliyor...Sadece yazılarımla değil çok daha popüler bir mecra olan ekranlarda da hançeremi yırtarcasına bu faşist generallere ve bu faşizmin medya ayaklarına bağırdım dört yıl boyunca,memleketi mahvetmiş bu faşistlere ve yardakçılarına hadlerini bildirdim...Elbette bu faşistlerle anladıkları dilden mücadele edilir...
Ancak devletin içinden bu Ergenekonculara meydan okuyarak "Bunlarla ancak böyle mücadele edilir" diyerek KontrErgenekoncu yasadışı yöntemleri benimseyen birileri varsa bu yol bataklığa çıkar...Ergenekon devleti dindarlarla, Kürtlerle,liberallerle mücadele ederken sahte belge düzenlemek,uydurma delil yaratmak,andıçlamak,özel hayata dair kara propaganda yapmak,insanları kasete çekmek, yalan,iftira,şantaj,komplo,tehdit gibi iğrenç yöntemleri kullandı hep.Ergenekon medyası da bu yasadışı yöntemleri hep meşru gördü...Şimdi karşımıza KontrErgenekon diye bir yapılanma çıkarsa ve yeni amaçlar uğruna aynılarını uygulamaya kalkarsa o yapıyla da mücadele etmek gerekir çünkü bu işlere bulaşan bir yapı orada durmaz,kendi kafasına uymayan her birime bu yöntemleri uygulamaya başlar...Kriminal yöntemleri meşru görmek kanser gibi bulaşıcıdır...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA