Bir zamanlar hayatın en doğal, en içten ve en güçlü bağıydı annelik. Üzerine çok düşünülmez, çok tartışılmazdı; çünkü değeri tartışmaya ihtiyaç duyulmayacak kadar açıktı. Bugün ise annelik, sanki yeniden tanımlanması gereken bir kavram gibi sürekli masaya yatırılıyor: Kimi zaman bir "yük", kimi zaman bir "vazgeçiş", kimi zaman da özgürlüğün karşısında duran bir engel olarak...
Oysa konuştuğumuz anneler de, dinlediğimiz uzmanlar da başka bir gerçeğe işaret ediyor: Annelik, hayatın en zor ama aynı zamanda en dönüştürücü yolculuklarından biri. Evet, yorucu. Evet, fedakârlık istiyor. Ama tam da bu yüzden derin, gerçek ve anlamlı.
Son zamanlarda anneliği itibarsızlaştırmak için sayısız hareket başladı. Bu kimi zaman bir haber sitesinde kimi zaman sosyal medyada bir fenomenin paylaşımında karşımıza çıkıyor. "Bana böyle bir şey olduğunu söyleselerdi asla anne olmazdım." "Annelik kendimi asla kurtaramayacağım bir tutsaklık gibi." "Başka biri için hayatını harcamaya değer mi?" Bu söylemler uzayıp duruyor... Anneler ise kendini sorgulamaya başlıyor, "Acaba anne olmakla hata mı ettim?"

Basit gibi görünse de aslında tüm bunların altında başka planlar yatıyor. Bireyselleşmek, sadece kendini düşünmek yüceltiliyor. "Özgür ol, istediğin yere git, gücünü sadece kendine harca, tek bir rolün yok, anne olmak zorunda değilsin" tabirleriyle kadınların ağzına geçici bir bal sürülüyor. Yıllar ilerledikçe bedenleri ve ruhlarının onlara neler fısıldayacağı saklanıyor. Çünkü annelik, tüm zorluklarına rağmen hayatın kendi etrafında dönmediğini hatırlatan bir güç ve tüm dünyaya merhameti yayan bir merkez...
Dünya nüfusunu azaltmak isteyenlerin ilk hedefi tabi ki annelik oluyor. Yıllardır sürdürülen bu algının sonucu olarak şu an pek çok ülkede nüfus azalıyor. İnsanlığın devamı tehlike altında!
Annelik aynı zamanda toplumun karakterini de belirliyor. Ülkelere baktığınızda anneliğe bakış açılarının toplumdaki suçlarla da ilişkili olduğunu görürsünüz. Çünkü anne çocuğun ahlakının da temelini atar. Tek başına değil başlarına da yardım ederek mutlu olacağını anlatır. İlk eğitimini, bilinçli, merhametli bir anneden alan çocuklar toplumu yukarı taşırlar. Son yıllarda artan suç oranı ve farklı suç şekillerinde yıllardır bireyselliği öven lobilerin de katkısı var.
Savaşlarda, felaketlerde ülkeleri bu yıkımlardan çıkaran yine anneler oluyor. Kadının duruşu, çocuklarına ve etrafındaki herkesle yardımlaşma dürtüsü, fıtratındaki yeniden inşa etme yeteneği toplumu ayağa kaldırıyor.
Tüm bu sebeplerden modern hayatın içinde anneler yalnız bırakılmamalı, üstlerinden sorumluluk paylaşılmalı, annelere daha fazla imkan sağlanmalı, eşlerinden daha fazla destek almalılar...
Anneliğin itibarsızlaştırmaya çalışıldığı şu ortamda, biz de bu hafta uzmanlar ve annelerle görüştük. Anneliğin hem bireysel hem aile hem de toplum üzerindeki etkilerini masaya yatırdık.

MEHMET TEBER / KLİNİK PSİKOLOG, YAZAR
ÇOCUK İTHAL ETME YARIŞI BAŞLAYABİLİR
Dünya nüfusunun fazla olduğu, kaynakların bu nüfusa yetmediği her yerde dillendiriliyor artık. Geçmişten beri de nüfusu dengede tutmak, azalmasını sağlamak için çalışan bir yapının olduğu hep dile getiriliyor. Bir kısım insanlar için bunlar komplo teorisi gibi ama son yaşanan olaylar haklılık payı olduğunu da gösteriyor.
Doğum kontrol yöntemleri, gıda içeriklerinde yapılan oynamalarla kısırlığın yaygınlaşması ile başladı bu hikâye. Tüp bebek merkezlerinin randevuları hiç olmadığı kadar dolu. Orta Doğu'da savaşlarla Afrika'da açlıklar ve hastalıklarla nüfus hep budandı günümüze kadar. Elit olmayanların çoğalmasının önüne geçildi. Son zamanlarda aileyi hedef alan yapılar, eşcinselliğin ve transseksüelliğin desteklenmesi arka planda aynı amaca hizmet ediyor. Çoğu zaman eşcinsellik ve transseksüellik büyük lobiler tarafından insan hakları amacı ile değil, çocuk sahibi olma imkanını ortadan kaldırdığı için destekleniyor. Hayvan derneklerinin bir kısmı yine güçlü erkler tarafından finanse ediliyor. Çünkü çocuk sevgisinin yerine hayvan sevgisi ikame edilmeye çalışılıyor. Bu da sonuçta nüfus kontrolüne hizmet ediyor.

İsrail'in Gazze'de, İran'da bizzat çocukları hedef alması geleceğin yetişkinleri öldürmek için atılmış adımlar. Epstein olayları ile bizzat çocukları hedef alan bir başka yapının bulunduğunu, çocuğa dair her türlü kötülükleri yapan bir mekanizmanın olduğunu da artık dünya gördü. Anneliği sadece külfet, zahmet, gereksiz yorucu bir emek olarak gösteren paylaşımlar, yorumlar ve haberlerin yine bir kısmının da lobiler tarafından desteklendiğini söyleyebiliriz.
Nüfusu kontrol etmek, iyiliği yok etmek, kötülüğü yaymak, insanoğlunu kendi kontrolü altına almak gibi ortak hedefleri olanlar tüm yapılar aile ve çocuk konusunda ortak çalışıyorlar. Aile ve çocuğu bozduğumuzda geriye bir şey kalmayacak zaten. Ancak bu teorilerin ardına sığınıp sosyolojik gerçeklikleri göremezsek çok büyük bir hata yapmış oluruz. Geçim derdi, annelerin çocuk büyütürken yalnız kalması, annelere sosyal desteğin azalması, çalışan annelere devlet tarafından sunulan imkânın kısıtlı kalması, çocuğun anneden bağımsız olarak güvenle oynayabileceği alanların azalması gibi çok temel sorunlarımız da var. Bu sıkıntıları çözmeden nüfus krizlerini çözmemiz mümkün değil. Evet, yukarıda bahsettiğim yapılar ve lobilerin farkında olalım ama öte yandan da oturup bilim insanları ile sosyolojik ve psikolojik gerçeklikleri tespit edip çok geçmeden somut adımlar atalım. Yoksa yakın gelecekte ülkeler arasında çocuk ithal etme yarışı başlayacak ve bunu en iyi yapan ayakta kalacak.

GÖKHAN ERGÜR / PSİKOTERAPİST
HAYATIN EN DÖNÜŞTÜRÜCÜ TECRÜBESİ
Anneliği küçümseyen, onu yalnızca bir yük, bir vazgeçiş biçimi gibi gösteren söylemler son yıllarda giderek daha görünür hâle geldi. Elbette annelik herkes için zorunlu bir hayat tercihi değildir; hiçbir insan anne olmak zorunda da değildir. Fakat bir şeyin zorunlu olmaması, onun değersiz olduğu anlamına gelmez. Bugün anneliğe yönelen bu küçümseyici dil, çoğu zaman özgürlük adına konuşuyor gibi görünse de aslında insan hayatının en kurucu, en dönüştürücü tecrübelerinden birini itibarsızlaştırıyor. Çünkü annelik sadece biyolojik bir durum değil; emek, sadakat, sabır, koruma ve hayatı kendinden öteye taşıma cesaretidir.

İnsanın yalnızca kendisi için yaşamasını yücelten bir çağda annelik elbette anlaşılması zor bir hakikat gibi duruyor. Çünkü annelik, modern dünyanın kutsadığı bireysel konforun sınırlarını aşar. Uykusuzluğu, kaygıyı, fedakârlığı, bölünmüş zamanı, ertelenmiş arzuları beraberinde getirir. Ama tam da bu yüzden kıymetlidir. İnsan hayatındaki en derin anlamlar zaten çoğu zaman konforla değil, sorumlulukla kurulur. Bir başkası için yaşamayı bütünüyle anlamsız, budalaca ya da "kendini silmek" gibi görmek, insan ruhunun derin taraflarını görmemektir. Sevgi dediğimiz şey biraz da budur: Kendi merkezinden çıkabilme kudreti.
saldırgan dilin arkasında yalnızca bireysel tercih meselesi yok; daha büyük bir zihniyet sorunu var. Annelik çoğu zaman görünmeyen bir emektir; alkışsızdır, vitrinsizdir, gösterişsizdir. Belki de tam bu nedenle küçümsenir. Çünkü çağımız, sessiz ama kurucu olanı değil, parlak ve gürültülü olanı seviyor. Anneliğin itibarsızlaştırılması biraz da bu yüzden tesadüf değildir; insanı köklerine bağlayan her şey gibi annelik de bugünün yüzeysel dünyasına fazla derin gelmektedir. Üstelik anneliği değersizleştirmek yalnızca kadınlığı değil, insanlığın devamını sağlayan duygusal ve ahlaki zemini de zayıflatır. Hepimiz hayata bir annenin bedeniyle, emeğiyle, bakımıyla, sabrıyla geldik. Kusursuz annelik yoktur; anneler elbette zorlanır, hata yapar. Fakat kusurlu olması, onun yüceliğini bütünüyle ortadan kaldırmaz. Tam tersine, anneliğin değeri biraz da buradan gelir: İnsani sınırlılıklar içinde sürdürülen büyük bir özveri oluşundan. Bugün annelik hakkında yeniden düşünmemiz gereken şey, onu ideolojik sloganlara kurban etmemektir. Anne olmak istemeyen kadının tercihine saygı duymakla, anneliği küçümsemek aynı şey değildir.

BANU YILDIZ (39) / EV HANIMI
ANNE OLMAYI ÇOK SEVİYORUM
Anne olmayı; Allah'ın biz kadınlara verdiği en kutsal ve tarifsiz bir hediye olarak düşünüyorum. Anneliği tanımlarsam; sabır, vefa, fedakârlık, güç, duygusal bir bağ ve sonsuz sevgi diyebilirim.
Geriye dönme fırsatım olsa cennetle mükâfatlandırıldığımız bu görevi canı gönülden seve seve yine isterdim.
Toplumdaki yapılan itibarsız haberlere üzülüyorum. Ama bir anne olarak bu görevi yok etmek isteyenlere inat anneliğimi daha da özveriyle yapmaya çalışıyor, geleceğin annesi olan kızıma örnek bir anne olmayı ve ona da bu kutsal vazifeyi Allah'ın rızasına uygun olarak yapmasını öğütlüyorum.
Bu haberlerin amacını; toplumu ayırmak, aile birliğini yok etmek, "özgürlük" adı altında gelecek nesillerin zihinlerini zehirlemek olarak görüyorum.

SAKİNE KOÇ (45) / EV HANIMI
TÜM YORGUNLUĞUMUN İÇİNDE TARİFSİZ BİR HUZUR VAR
Anne olmak benim için tek bir kelimeyle anlatılacak bir şey değil... Hem çok güçlü hem çok kırılgan bir duygu. Üç çocuk annesiyim ve her biriyle birlikte aslında ben de yeniden büyüdüm. İlk çocuğumu 21, üçüncü çocuğumu 41 yaşında dünyaya getirdim. Ve anneliği "kendinden vazgeçmek" olarak görmüyorum ama şunu da inkâr edemem: Hayatının merkezine artık sadece kendini koyamıyorsun. Bu bir kayıp değil, daha çok dönüşüm gibi. Eskiden kendim için kurduğum hayaller vardı, şimdi o hayallerin içine çocuklarım da dahil. Bazen yoruluyorum, bazen keşke biraz daha kendime vakit ayırsaydım diyorum ama "geri dönsem anne olmazdım" demem. Çünkü o yorgunluğun içinde bile tarifsiz bir anlam var.
Son dönemde anneliği itibarsızlaştırmaya çalışan söylemleri görüyorum ve açıkçası biraz tek taraflı buluyorum. Evet, annelik zor, fedakârlık gerektiriyor, bazen insanı tüketebiliyor ama sadece bu yönüyle anlatılması haksızlık. "Tutsaklık" gibi kelimeler bana çok sert geliyor. Kimse kimseyi anne olmaya zorlamamalı, bu tamamen kişisel bir tercih ama anne olan kadınları da sanki hayatını "boşa harcamış" gibi göstermek doğru değil. Sosyal medyada bu söylemlerin bu kadar yayılmasının biraz da dikkat çekme ve tartışma yaratma isteğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Uç söylemler her zaman daha çok konuşuluyor çünkü.

HAYRUNNİSA ÇİÇEK (41) / GAZETECİ
EVLADIMLA GEÇİRDİĞİM BİR DAKİKAYI HİÇBİR ŞEYE DEĞİŞMEM
Anne olmak, hayatımda başıma gelmiş ve gelebilecek en derin tecrübelerden biri, üç evladım var. Evlatlarımı ilk kez kucağıma alıp göz göze geldiğim an, zamanın durduğunu hissettiğim bir eşikti. O an evladım ile kurduğum bağı, sonsuz sevgi ve sıcaklıktan başka bir şey şekilde açıklayamam herhalde. Güne evladınla başlamak, onun gözlerinde kendini bulmak, tarif edilmesi zor ancak yaşadığınızda anlayabileceğiniz hisler. Çünkü evlat sevgisi, diğer tüm sevgilerden farklı olarak koşulsuz, hesapsız ve doğrudan kalpten gelen bir bağ. Bir kadın için anne olmayı insanın hem sevincini hem hüznünü paylaşmak istediği, varoluşunu yeniden anlamlandırdığı bir alan olarak tanımlayabilirim.
Annelik bir rehber olma durumu aynı zamanda. Onlar benim en kıymetli emanetlerim. Şu dünyada bana teslim edilen herhangi bir eşya emanetine bile sahip çıkmaya çalışırken, canımdan ve kanımdan olan evlatlarımı nasıl göz ardı edebilirim. Hayatımın bir döneminde, özellikle zorlu şartlar altında eğitimimi tamamlamanın da etkisiyle, varoluşumu daha çok mesleki başarı üzerinden tanımlıyordum. Sürekli üretmek, çalışmak ve güçlü olmak zorunda hissettiğimi zannettiğim bir süreçti. Ancak anne olduktan sonra değerler hiyerarşim değişti. Şunu çok net fark ettim! Dünyanın en iyi işi bile, evladımla geçirdiğim bir dakikanın karşılığını veremez.

BİREYSELLİK AŞIRI YÜCELTİLİYOR
Aile kurumunun zayıflatılması, bireyselliğin aşırı yüceltilmesi, özellikle bu içeriklerin belirli coğrafyalarda ve dillerde daha yoğun dolaşıma sokulması da dikkat çekici. Bu durum, kültürel ve inanç temelli yapıları hedef alan daha geniş bir perspektifle de okunabilir.
Öte yandan, anneliği yalnızca ekonomik maliyetler üzerinden değerlendiren yaklaşımlar da oldukça indirgemeci. Annelik, sadece bir yük ya da bedel üzerinden, ekonomik karşılık ile açıklanamayacak kadar derin bir insani ve toplumsal değere sahiptir.
Bir yandan kendi hayatımı yaşarken, diğer yandan onların hayatlarını kurmalarına destek olan, doğru yolu bulmalarına rehberlik eden ama aynı zamanda bu yolculuktan keyif almalarını, mutlu olmalarını gözeten bir yoldaş olmaya çalışıyorum. Böyle baktığınızda ne siz çocuklarınıza baskıcı bir zihniyetle yaklaşıyorsunuz ne de onlar sizin hayatınızı kısıtlayan bireylere dönüşüyor. Aksine, ortaya birlikte öğrenilen, birlikte büyünen bir hayat çıkıyor. Aslında annelik, tam da bu noktada benim için birlikte yürümek, birlikte öğrenmek ve birlikte anlam bulmak demek. Tabi bu bakış babaları çocukların sorumluluğundan ve birlikte yol alma yaklaşımından uzaklaştırmaması gerekiyor. Annelerin de bu yolculukta en önemli desteği ve gücü eşinden gelmeli diye düşünüyorum.
TOPLUMU AYAĞA ANNELER KALDIRIYOR
Savaşlar, krizler ve yıkımlar karşısında toplumları yeniden ayağa kaldıran en güçlü aktörlerden biri kadınlar ve özellikle anneler olmuştur. Srebrenitsa Katliamı sonrasında direnişi ve hafızayı taşıyan anneler, Gazze'de tüm zorluklara rağmen hayatı yeniden kuran kadınlar, Suriye'de savaşın ortasında evlatlarını büyütmeye çalışan anneler... Hepsi, yıkımın ortasında yeniden inşa eden bir gücün temsilidir. Aynı şekilde Kurtuluş Savaşı'nda cephede ve cephe gerisinde mücadele eden kadınlar da bu gerçeğin en güçlü örneklerinden... Bu nedenle annelik yalnızca bireysel bir rol değil, toplumsal sürekliliği ve direnci sağlayan, hem bugününü hem de yarınını şekillendiren güçtür. Suriye'nin özgürleşmesinin ardından oraya ilk gittiğimizde, o uçsuz bucaksız arazilere bakarken zihnimde sürekli şu soru yankılandı; 'Burada kim bilir ne acılar yaşandı?' Ardından daha sarsıcı bir soruyu kendime sormadan edemedim! 'Ya bu acılara sebep olanların annesi olsaydım!' Bu soru, anneliğin sadece şefkat ve merhametle değil, aynı zamanda büyük bir sorumlulukla da ilgili olduğunu bana yeniden hatırlattı. Bir annenin yetiştirdiği evlat, bir toplumu ihya edebileceği gibi, onu felakete de sürükleyebiliyordu.
Bu yüzden her bir çocuğa harcanan emek yalnızca bireysel bir gelişim süreci değil, aynı zamanda topluma bırakılan en kıymetli sadaka-i cariyedir. Anneler, yalnızca yetiştiren değil, aynı zamanda yön veren, tutunacak bir anlam sunan ve bireyi yeniden kendine ve topluma bağlayan en güçlü rehberlerdir.

AYŞE DEMİR (40) / GAZETECİ
FEDAKARLIK DEĞİL KALBİN GENİŞLEMESİ
Üç çocuğum var, onlar doğduktan sonra kariyerime bir süre ara verdim ama geriye dönsem yine anne olmayı seçerdim. Zira annelik bu dünya hayatında tadılabilecek en eşsiz duygu... Evet, çok zor, evet büyük sorumluluk, evet bazen kalbin sanki ağzının içinde atıyor ancak bir o kadar hayatın en anlamlı anlarını da içeren süreç. Bu bir fedakârlık hikayesi değil sadece, aynı zamanda insanın kalbinin genişlemesi. Bir canlının şekillenmesini seyretmek müthiş keyifli bir duygu.
Bir insanın bu büyük sorumluluğu almamak istemesini bir yere kadar anlayabilirim. Ömür boyu sürecek sorumluluk, bazen kendinden vazgeçmek, bazen kalbinin sürekli onda atması büyük yük gelebilir. Ancak dünyada milyonlarca kadın bu kutsal görevi yapıyor. Süreç içinde anlıyorsunuz ki Allah da mutlaka anneye kolaylığını veriyor.
Anneliği değersizleştiren söylemlerin amacı kadını özgürleştirmek değil çoğu zaman, anlamını boşaltmak. Çocuksuz hayatın bu kadar yüceltilmesi insanların konforu kutsallaştırılmasıyla da ilgili. Anne sadece çocuk büyütmez toplumun karakterini yetiştirir. Anneliği küçümsemek uzun vadede toplumu zayıflatır.

FETHİYE ÜNLÜ (52) / EV HANIMI
AMAÇLARI AİLEYİ ORTADAN KALDIRMAK
Beş çocuk annesiyim. Anne olmak evladın için yaşamak, kendinden önce onu düşünmek denilebilir. Annelik Allah'ın verdiği en güzel duygulardan biri. Geriye dönsem tekrar anne olmak isterim. Anneliğin bir yük olduğu tarz söylemlerden etkilenmiyorum fakat insanların bu konuda kolaya kaçtıkları için etkilendiğini düşünüyorum. İtiraf etmese dahi her kadın anne olmak ister çünkü bu fıtratın gereğidir. Bu tip söylemlerin moda haline getirip yayanların amacının aileyi, toplumun yapısını bozmak, aileyi ortadan kaldırmak olduğunu düşüyorum. Anneler gelecekteki insanları yetiştirerek geleceği belirliyor.