Bildiğin kelime kadar düşünebilirsin, bildiğin kelime kadar zekisin. Dilinin sınırları, dünyanın sınırlarıdır. Adam karşına bir milyon kelimeyle oturduğu zaman sen baştan kaybedensin. Çünkü senin dünyan mercimek kadar.
Böyle durumlarda en iyisi kavga çıkarmak. Çünkü karşındakine cevap verecek bir dağarcığın yoksa, üç buçuk kelimenle kıvranıp şişersin, yüzüne kan sıçrar...
Bizim dilimiz 1,5 milyon kelimeyle konuşuyordu, şu an bizim çocuklar unutulmuş bir Afrika kabilesinin kelime sayısıyla konuşuyor: 200 filan. Onun için randevuya giderken "date," sabit fikir yerine "overthink" diyorlar. El kol hareketleriyle desteklenen maymunsu bir iletişim. Hayır maymunla bir derdim yok, o da Allah'ın bir tecellisi. Ama takdir edersiniz ki acınası bir durum. Sen insansın birader, 10 bin yıldır dilinle-düşüncenle yürüyorsun. Bir de üstüne Kur'an var elinde. O kelimeler var, Asya- Afrika var, Balkanlar var, Farisi Arap yetmiş iki millet. Yani senin elinde bir Dünya Lisanı var ki ciltlere sığmaz.
Bu dil meselesini çözemezsek ne okuduğunu anlayan bir okur ne de hepimizi havalandıracak bir düşünür, bir yazar çıkar aramızdan.
"Kültürel iktidar" filan lafları bir örtbas gibi kalıyor onun için, "Dili Kaybetmek" denen meselenin yanında. Hepsi boş bir tatava...
***
Hamsi fakirin şifası...
Geçen gün bir kadın gördüm. Çene altı başörtülü, biraz yaşlıca tombik bir insan. Yanında ağırbaşlı beyi. Hamsi almışlar bir torba, evlerine gidiyorlar munis adımlarla. Birden koca bir martı paldır küldür dalış yapmaz mı? Torbayı parçaladı, birkaç balığı kapıp kaçtı hayırsız. Ardından başka martılar da akbaba gibi hurra yere düşen balıklara üşüştüler. Kadıncağız şok geçirdi. Şaşırdı kaldı. Kocası sakin, hemen onun elindeki poşeti aldı, asfalttaki hamsileri toplamaya başladı. Bu arada hatun kişi kendine gelip el kol hareketleriyle martılara doğru hamle yaptı, tam bir direnişçi konumuna geçti. Yaşından beklenmeyen bir atiklikti bu. Hopluyor zıplıyor, medarı maişetini koruyordu. Sanırsın Bacıyanı Rum cengâveri.

Rum Roma'dan geliyor, Fatih Sultan Mehmet ecdat, Müslüman bir Roma imparatoru haddizâtında. Bacıyanı Rum; Ahiler, Kardeşler demek. Anadolu Bacıları demek. Bilmezden gelene hatırlatalım bir kez daha.
Neyse işte hamsileri için savaşan kadındaki öyle bir metânetti. Adam karısının korumasında balıkları toplayıp ayağa kalkınca, zevcesine seslendi. Sakinleyen hatun da yerde kalmış biriki hamsiyi aldı, gülerek martılara doğru attı. "Hadsizler" dedi, "alın bu da sizin nasibiniz, yok öyle haydutluk!"
İki güzellik birlikte yürüdüler, dolmuş sırasına girdiler...
Kendi hâlinde düz bir Müslüman nedir onu gördüm ben orada. Bin basarlar kaşı kıvrık ehlihiddet hocalara. O sokakta, bombalar altında meydanları bırakmayan İran Halkının şerefi de mâlum oldu zâtıma.
Hamsi savaşlarında...
***
Harem meselesi beynini aldırmışlarda âdeta bir obsesyon. Tarihin gördüğü en birikimli ve en müstesna besteleri yapmış bir padişahtan, Galip Dede'nin kankası III. Selim'den bahsediyorsunuz mesela. Hemen bir abidik giriyor oradan, "Size padişahlarla harem hayatında başarılar..." Aşağılıyor kendince...
Geçen yüzyılda resimleri çok satan, Kemalist'in liberali ve de ünlü bir ressamla konuşuyordum. Evli, çocuklu. "Dostum" dedi bana, purolu bir edayla, "bir haremim var elbette." Atölyesinde biri ofisinde biri...
Yine bir ara sinemada çalışıyorum. Kakkoroz (Kart Horoz) yönetmenler gördüm, asistanlarına tahakküm edip onları zorla haremine katan. Oyuncularına ışık hızıyla sarkan...
Özel Haberciyken elitlerin partilerine gitmiştim. Bebek Otel gibi değildi daha bu partiler. Ütülü blucin, tek düğme gömlek, tatsız tiplerdi onlar. Kas kas kasılan ensesi kalın adamlar. Tabii olmazsa olmaz, entel dantel bir yancı takımı. Ortalarda salınan çokbilmiş genç kadınlar. Onlar da yönetici asistanları, reklamcılar, modacılar, Hintli falcılar... Eskort tarzı giyinmek modernlik değildi henüz. Onun için Harem desem yeri değil, ama Harem İskelesi desem eh mizah diye geçiştirilebilir belki...
Bu işin sağcısı solcusu, dindarı imansızı yok, onu diyorum aslında. Erkek parayı buldu mu harem kurma yolunda. (Şimdi öyle kadınlar da var ama konumuz o değil.) Skandalları ayyuka çıkan belediye başkanlarının zihniyeti de o. Ha pedofili derseniz, tarih öncesi çağlardan bize sirayet eden bir kâbusun, azgın bir insafsızlığın, sektör olmuş çocuk ticaretinin yansıması mıdır... yoksa erkek cinsinin balta girmemiş ormanlarda dörtayak koşarken uhdesine aldığı bilinçaltı (bilinçdışı) cüruf mudur bu, bilemedim şimdi...
***
Sonra birden şair-mimar latif insan Ali Günvar'ın bir şiiri çıktı karşıma. Allah var biliyoruz, şahdamarımızdan yakın o ayrı... Fakat bir ayna tutuldu sanki o mısralardan bana:
"Çünkü kendi yalnızlığımdan geldim ben / ve çünkü gidiyorum yalnızlığıma / ve yürüyebilmeniz için yanımda / koparmalısınız beni düşüncelerimden..."
Meraklısına:
Evet kelime üretiyorum, bu lisanına âşık her yazarın hakkı. Çünkü buraya, şimdiye, bugüne konuşuyorum. Selam olsun Salâh Birsel'e...