Türkiye'nin en iyi haber sitesi

TİMUR SIRT

Elektriksiz bir hayat mümkün mü?

Körfez’de yaşanan savaş, bize insanlığın en zor sınavını anımsattı. İçme suyu, gıda, elektrik, sağlık ve ulaşım altyapısı çok kritik. İki yıl sonra tüm dünyada yapay zeka bağımlılığı daha çok artacak. İşte o gün yapay zekayla oluşturulmuş hayali siber saldırıda ne yapacağımızın senaryosu...

Işıklar 17 Nisan 2027'de söndü. Aslında saldırı çok daha önce başlamıştı. 21 ülkede aynı anda saldırı gerçekleşti. 17 Nisan 2031 sabahı saat 03:14'te, Türkiye ulusal elektrik şebekesini yöneten bilgisayar sistemleri aynı anda yanıt vermeyi kesti. Bunu duyan olmadı. Çünkü herkes uyuyordu. Sabah 05:30'da insanlar uyandığında, prizler sessizdi. Telefonlar şarj olmamıştı. Kahve makineleri çalışmıyordu. İlk düşünce her zaman aynıdır böyle anlarda: Mahalle trafosu atmış olmalı, biraz bekleyelim. Ama bekledikçe hiçbir şey dönmedi.
Büyükada'da dördüncü gün şafağı sökerken, eski balıkçı kooperatifinin bodrum katından zayıf ama istikrarlı bir ışık sızıyor. Burası artık kasabanın enformasyon merkezi. Masanın üzerinde küçük bir hoparlör duruyor. LED feneri açık, amber ışığı çatlak beton tavana vuruyor, hoparlörden ise hafifçe bir haber akışı geliyor. Haber akışı durduğunda umut aşılayan müzik yayılıyor odaya! İnternetten değil, otuz metre ötedeki internetsiz çalışabilen bir yapay zekadan geliyor.
Kooperatifin eski muhasebecisi, altmış üç yaşındaki Remziye Hanım, Nostalglo'yu ilk gördüğünde "çocukların oyuncağı" sanmıştı. Bugün saatlerce kullanmak zorunda kaldığı ürünün hafıza kartında Türkçe Wikipedia'nın tamamı var; kocası ise hafta başında balık tutmaya çıkan teknelerin koordinatını Meshtastic ağı üzerinden iletmeye çalışıyor.

HAYATIN KAYNAĞI MİNİ PC OLDU
Barış'ın kurduğu yapı, milyonlarca dolarlık altyapıya değil, bir mini PC'ye, birkaç SSD'ye ve küçük bir WiFi erişim noktasına dayanıyor. Çatıda dört adet güneş paneli var. Yanında bir UPS... Sisteme bağlananlar için Türkçe Wikipedia, tıbbi referanslar, Khan Academy dersleri ve kasabaya özgü offline haritalar hazır. Buna ek olarak çatıya monte edilmiş bir SenseCAP Solar LoRa düğümü, kasabayı yirmi beş kilometre uzaktaki başka bir açık kaynak internetsiz kullanılan yapay zeka istasyonuyla bağlıyor; bu istasyonun sahibini Barış hiç yüz yüze görmedi, yalnızca geçen yaz bir forum mesajında tanıştı. "O adam Kastamonu'da. Adını bile tam bilmiyorum. Ama sabahın dördünde onun sisteminden çekilen bir mesaj geldi: 'Ilgaz geçidi açık, ilaç konvoyu geçecek.' Bu bilgi sayesinde kasabadaki dört diyabetik hastaya insülin ulaştırabildik."

BÜYÜK ŞEHİRDE SORUN BÜYÜK
Saldırının tam niteliği hâlâ tartışmalı. Bazı teknik gözlemciler, altyapı protokollerini hedef alan koordineli bir yazılım saldırısından söz ediyor; bazıları ise fiziksel sabotajın da eşlik ettiğini öne sürüyor. Resmi açıklama gelmedi çünkü açıklama yapacak kanallar da devre dışı.
İstanbul'un bazı semtlerinde durum farklı görünüyor. Belki de yalnızca bilgi daha yavaş ulaştığı için. Şişli'de bir apartman yöneticisi, koridordaki LED fenerleri pille beslenirken, bodrum katta kimin ne kurduğunu fark etmedi bile. Üst kattaki genç yazılımcı ise dizüstü bilgisayarına indirdiği uygulama ile mahalle sakinlerinin sorularını yanıtlamaya çalışıyor. Tıbbi bilgi, su arıtma, eczane stoku. Model İngilizcede daha iyi; ama Llama 3.1 Türkçeyi de anlıyor, biraz ağır ama anlıyor. Kapalıçarşı çevresinde ise bambaşka bir tablo var. Orada on yıllık alışkanlık işe yaradı: Dükkân sahipleri zaten gazyağı lambasıyla açıyorlardı soğuk gecelerde. Aradaki fark şu: Şimdi gazyağı lambası masraftan değil, tercihten yanıyor.

İNSANLAR IŞIĞA DOĞRU GELİYOR
"İnsanlar ışığa geliyor" diyor Büyükada'da Remziye Hanım... Nostalglo hoparlörün LED feneri hâlâ yanıyor, pili hâlâ dolu. Işık açıkken müzik de çalıyor çünkü, düşük sesle. "Geceleri buraya toplanıyorlar. Kimimiz okuyor, kimimiz dinliyor. Çocuklar Khan Academy'den matematik yapıyor, çevrimdışı. Garip bir şey bu. Kötü bir zamanda insanlar birbirine daha çok dokunuyor." Hoparlörden müzik çalıyor, düşük sesle. Hafıza kartında kayıtlı şarkılar, internetten değil. Sistem çalışmaya devam ediyor.


KRİZ VAR, PANİK YOK
Bir köy çeşmesini düşünün. Şehrin ana su şebekesine bağlı değil. Kendi kaynağı var, kendi deposu var, kendi borusu var. Şehir suyu kesildiğinde çeşme akmaya devam ediyor. Çünkü hiçbir zaman şehre bağlı değildi. İnternetsiz çalışan yapay zeka tam olarak bu. Ama su yerine bilgi akıtıyor.
Normal hayatta bilgiye ulaşmak için internete bağlanırsınız. Google'a sorarsınız, Wikipedia'ya bakarsınız, mesaj atarsınız. Bunların hepsi büyük şirketlerin sunucularından, denizaltı kablolarından, baz istasyonlarından geçiyor. O yollar kesilince bilgiye de ulaşamazsınız. Bu uygulama ise o bilginin bir kopyasını daha önceden alıp kendi içine kaydeden bir sistem. Ancak güncellemesi kopyanın çıkarıldığı tarihe dayanıyor. İnternette ne varsa hepsini değil. Önemli olanları: Tıbbi bilgi, tarım kılavuzları, haritalar, ansiklopedi, mühendislik belgeleri, eğitim materyalleri. Bunları küçük bir bilgisayarın içine, bir sabit diske yerleştiriyor. Sonra o bilgisayar etrafına küçük bir kablosuz ağ yayıyor. Tıpkı evinizdeki modem gibi. Ama internete ihtiyaç duymadan.

Yakındaki telefonlar, tabletler, bilgisayarlar bu ağa bağlanabiliyor ve o bilgiye ulaşabiliyor. Bütün bu sistemi çalıştırmak için gereken elektrik, bir ampulü yakmak için gereken elektrikten fazla değil. Bu yüzden küçük bir güneş paneli yetiyor. Güneş panelinin çatıya kurulması için ne büyük bir ekip ne de özel bir ekipman gerekiyor. Birkaç vida, birkaç kablo, iki saat iş. Evinizde böyle bir sistemi kurabilirsiniz. Bu yapay zeka internetten çalışmıyor, kendi başına düşünüyor. Siz ona bir şey soruyorsunuz "Yaramı nasıl temizlerim", "Kuyumun suyu içilebilir mi", "Biyogaz nasıl kurulur?" Uygulama, eğitildiği bilgilerden yola çıkarak cevap veriyor. Cep telefonu sinyali yok, internet yok, ama cevap geliyor. Bunun yanında, birbirinden uzak düğümleri birbirine bağlayabiliyor. Bunu telsizle yapıyor. Ama sıradan bir telsizden farklı olarak bu telsiz ses değil veri taşıyor ve bir mesajı aktararak yüzlerce kilometre ötesine iletebiliyor. Büyükada'dan Sinop'a İzmir'den Konya'ya bir mesaj gitmesi saatleri bulabiliyor ama gidiyor. İnternet olmadan, uydu olmadan, merkezi bir sistem olmadan. İşte bu yüzden programı kuranlar ile yaşayanlar arasında bu on günde fark oluştu.


SALDIRININ ANATOMİSİ TEKNİK DETAY DEĞİL, SIRADAN BİR AÇIKLAMA
Kim olduğu hâlâ tartışmalı birisi, Türkiye'nin kritik altyapısını yöneten sistemlere sızdı. Bu sistemler internet üzerinden kontrol edilen bilgisayarlardı; elektrik santralleri, su pompalama istasyonları, doğalgaz dağıtım hatları, trafik yönetim merkezleri. Bunu anlamak için karmaşık bir teknik bilgiye gerek yok. Şöyle düşünün: Evinizin tüm anahtarlarını tek bir anahtarlığa koydunuz. Birisi o anahtarlığı çaldı. Kapılar kilitlendi, siz içeride mahsur kaldınız.
Modern altyapı tam olarak böyle çalışıyor. Her şey merkezi bir sisteme bağlı, her şey birbirine bağımlı, her şey internetten yönetiliyor. Bu kolaylık sağlıyor, tasarruf sağlıyor ama tek bir noktadan vurulduğunda tamamı birlikte çöküyor. Saldırı üç aşamaydı. Önce elektrik şebekesinin kontrol sistemleri devre dışı bırakıldı. Sonra iletişim altyapısı ve zaten elektriksiz kalmıştı. Yedek güçle çalışan sistemlere ikinci bir dalga vurdu. Son olarak su dağıtım ağlarının otomatik vanaları kapandı, açmak için de artık dijital şifre gerekiyordu, şifreye erişim ise yoktu. Onuncu günde hâlâ bazı şeyler çalışmıyor. Ama bazı şeyler çalışıyor. Çalışan şeylerin ortak özelliği şu: hepsi daha önce kurulmuştu, hepsi küçük ve bağımsızdı, hepsi merkezi bir sisteme bağlı değildi.


KÖTÜ SENARYOLARA KARŞI TAM HAZIRLIK ŞART
Türk Telekom'un afetlere hazırlık yaklaşımı, çok katmanlı bir sistem üzerine kuruluyor. Fiber altyapı omurgayı güçlendirirken, 5G esneklik ve hız sağlıyor, veri merkezleri sürekliliği garanti altına alıyor ve enerji ile siber güvenlik yatırımları tüm bu yapıyı ayakta tutuyor.
Türkiye'nin dijital omurgasını taşıyan operatörler için en zorlu senaryo, depremin yaşandığı, elektriğin kesildiği ve aynı anda siber saldırıların devreye girdiği kriz anları olarak öne çıkıyor. Bu tür çok katmanlı risklere karşı hazırlık yapan Türk Telekom, son yıllarda yatırımlarını yalnızca hız ve kapasite artışına değil, aynı zamanda dayanıklılık, süreklilik ve güvenlik eksenine kaydırmış durumda. Türkiye genelinde genişleyen fiber ağ, sadece internet erişimi için değil, mobil şebekenin de omurgası olarak konumlanıyor. Türk Telekom, olası bir hat kopması durumunda trafiğin kesilmemesi için fiber hatlarını alternatif güzergâhlarla destekliyor.
Tüm bu iletişim trafiğinin yönetildiği veri merkezleri ise sistemin en kritik noktası olarak dikkat çekiyor. Türk Telekom, farklı coğrafi bölgelerde konumlandırdığı veri merkezleriyle olası bir felaket anında sistemin tamamen çökmesini engellemeyi amaçlıyor. Bu merkezler arasında kurulan yedekli yapı sayesinde, bir veri merkezinin devre dışı kalması durumunda diğerleri anında devreye girerek hizmet sürekliliğini sağlıyor. Aynı zamanda bu merkezlerde uygulanan gelişmiş siber güvenlik önlemleri, kriz anlarını fırsata çevirmek isteyen saldırganlara karşı koruma sağlıyor. Siber saldırılar, özellikle afet anlarında daha büyük risk oluşturuyor. Çünkü sistemler yoğunluk altındayken zafiyetler artabiliyor. Bu nedenle Türk Telekom, ağ seviyesinde yapay zeka destekli güvenlik sistemleri, anlık tehdit izleme ve otomatik müdahale mekanizmalarıyla altyapısını koruma altına alıyor. Kritik iletişim kanallarının izole edilebilmesi ve saldırıların yayılmadan engellenebilmesi için segmentasyon ve önceliklendirme teknolojileri devreye alınıyor. Sonuç olarak amaç, en zor koşullarda bile iletişimin tamamen kesilmesini engellemek ve kritik anlarda toplumun bağlantıda kalmasını sağlamak.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.