Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Israr ve iştahla karanlığa bakmayı deneyen her yönetmenin, farklı bir mesafesi var. Gaspar Noe'nin dehşeti gösterişle karışık keşfetme ya da tanışma çabası; Lars von Trier'in 'kabusun ta kendisi' olma fikri karşısında duyduğu heyecan, neredeyse neşe; Bruno Dumont'nun korkunç olaylara bakarken kapıldığı keder ve Todd Solondz'un acı kahkahaları karşısında, Michael Haneke'nin bir duvar gibi durduğu söylenebilir. Durduğu yerde, büyük bir soğukkanlılık ve gözden kaçmayan bir beyefendilikle, zalimliği katman katman soyarak çekirdeğini teşhir ediyor. Beyaz Bant, ulaştığı en rafine versiyonlardan biri. Tam adıyla Beyaz Bant: Bir Alman Çocuk Hikâyesi, renkli çekilip siyah-beyaza aktarılan görüntüleri kadar keskin; bir o kadar da gizemli. 'Korkunç gerçek'in en bariz belgeleri hep filmin dışında bir yerlerde, ama emareleri bir 'uğursuzluk halesi' olarak ortada geziniyor. İpuçlarını bir polisiye meraklısı gibi toplamaya çalışsanız da, hikayenin somut detaylarına bir türlü vakıf olamıyorsunuz. Beyaz Bant'ta şiddet, filme alınmış bir aksiyon olarak değil, katı bir intizam içinde, gündelik hayat kültürünün her yerinde var. Haneke'nin Altın Palmiye'li filmi, bir 'çocukluğunuza dönelim' seansı. Nazi Almanya'sını yaratan kuşağın çocukluk döneminde, I. Dünya Savaşı arifesinin Kuzey Almanya'sında bir Protestan köyünde geçiyor. Köyde birtakım yetişkin ve çocuklar gizemli kaza ve saldırıların kurbanı olmaya başlıyorlar. Ahalinin gündelik rutinine tanık oldukça, aslında her tuhaflığın doğal bir sonuç olduğunu kabul etmek durumunda kalıyorsunuz. Haliyle, 'Bir Alman Çocuk Hikâyesi'nde çocuklara masal anlatan bir yetişkine rastlayamıyoruz. En 'çocuk işi' hikâyeyi, Rahip'in küçük oğlu babasından dinleme fırsatı buluyor ki, o da garip davranışlar sergileyip ailesine yalan söyledikten sonra hızla ölüme yaklaşan ve öldüğünde vücudu yaşlı bir adamınkine benzeyen bir oğlan hakkında. O dönemde köyün 'Öğretmen Bey'i olan anlatıcımız, son derece bitkin bir ihtiyar sesiyle hikâyeyi aktarırken, çocuklar da yetişkinlerin dünyasından ayrı bir masumiyeti temsil etmiyorlar. En az Village of the Damned'deki iblis çocuklar kadar şüpheli görünseler de, onlar gibi 'uzaylı mahsulü' de değiller; bilakis, etraflarında hali hazırda dönen ilişki mekanizmalarıyla tam bir uyum içindeler. Filmin, işlenen suçlarla ilgili "Kim yaptı?" merakını sonuna kadar ayakta tutan bir yapısı var, ama 'isim vermek'e yanaşmıyor. Beyaz Bant, suç, ceza ve horgörünün kuşaktan kuşağa aktarılışının öyküsü; sadece Nazi Almanya'sını hazırlayan gerçekler hakkında olmaya ise, katiyen razı değil. Herhangi bir dönemde, herhangi bir topluluk hakkında olmaya, seve seve adaylığını koymuş durumda. Kimi sahnelerinde Beyaz Bant'ın, bir uğursuzluğun hasıl olduğu diğer köy filmlerinden Köy / The Village gibi 'fantastik'e, Gölgesizler gibi 'gerçeküstü'ne meylettiği hissine kapılabilirsiniz. Aksine, tamamen katı bir gerçekliğin gizemli bir atmosfer içinde beliriyor olması, filmin en tüyler ürpertici tarafı. Haneke, 'ari' sinemasında son noktaya ulaşmış görünüyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA