Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Ortadoğu'da yaşanan son gelişmeler İsrail, İran ve Rusya arasında gelişen oldukça ilginç bir dengeye işaret ediyor. ABD'nin bölgeden çekilmesinin vesikası olarak değerlendirilebilecek bu gelişme hem İsrail hem de İran'ın Rusya'nın bölgede artan etkinliğini kendi lehlerine çevirme girişimi olarak okunabilir. Zira iki ülke de Rusya ile ilişkilere önemli bir ivme kazandırmak için hatırı sayılır bir gayret içinde. Geçtiğimiz hafta İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bagheri Moskova'yı ziyaret etmiş ve Rusya ile İran arasında artan askeri ve stratejik işbirliğinin altını çizmişti. General Bagheri Rusya ve İran'ın gelecekte de yakın çalışacağını belirtmiş ve Tahran'ın Moskova'dan gelişmiş askeri teçhizat satın almak istediğini açıklamıştı.

İsrail başbakanı Naftali Bennett de bu Cuma günü Soçi'yi ziyaret ederek Putin ile ilk görüşmesini gerçekleştirdi. Putin'i "Yahudi milletinin büyük bir dostu" olarak niteleyen Bennett, İsrail'in güvenlik politikası dahilinde Rusya ile ilişkileri geliştirmeye devam etmek istiyor. İsrail'in önceki başbakanı Netanyahu'nun Putin ile oldukça yakın bir ilişkisi vardı, Bennett'in de benzer bir ilişkiyi Putin ile kurmak istemesi kaçınılmaz gözüküyor. İsrail'de Rusya ile ilişkilere hem bölge açısından jeo-stratejik önem atfedildiği gibi ülkede yaşayan bir milyonu aşkın Rusça konuşan İsrail vatandaşından ötürü aynı zamanda önemli bir iç mesele olarak bakılıyor. Hatta öyle ki Netanyahu'nun seçimi kaybettikten sonra Putin'e "merak etme geri döneceğim" minvalinde bir açıklama yaptığı rivayet edilmekte. Böylesi bir durumda Bennett'in Rusya ziyaretinin İsrail iç siyaseti açısından açık bir öneme sahip olduğuna da vurgu yapmak gerekir.

Hem İsrail hem de İran yönetimlerinin Rusya ile ilişkileri kuvvetlendirmek için münhasır sebepleri bulunuyor. İran, nükleer anlaşma ile ilgili belirsizlikler ve bölgede artan tehdit algısından ötürü Rusya ile geliştirdiği stratejik ilişkilere önem atfediyor. Batı bloğu ve İran arasındaki ilişkiler Trump döneminden beri aşağı yönlü bir şekilde hareket emekte. Buna ek olarak İran'da artık daha geleneksel ve muhafazakar bir siyasi bir irade oluşmuş durumda. Bu belirsizlik ekseninde Tahran için Moskova ile ilişkiler oldukça kıymetli olarak değerlendirilebilir. İran'ın kapsamlı bir nükleer anlaşmaya dönmek için çabaları da Rusya tarafından desteklenmekte.

İsrail ise 2018'den beri Netanyahu'nun Putin'den aldığı icazet sonucu Suriye'de İran destekli Şii milislere karşı bir hava bombardımanı operasyonu sürdürüyor. Lübnan'daki Hizbullah'a gidebilecek olası silahları engellemek için yapılan bu girişimler Rusya'nın mutlak onayı ve bilgisi dahilinde gerçekleştirilmekte. Her ne kadar Moskova'nın İsrail'in oldukça büyük ölçekli müdahalelerinden rahatsız olduğu anlaşılsa da Putin şimdilik bu konuyla ilgili bir politika değişikliğine gitmiş gözükmüyor. Aynı şekilde Bennett, Putin'in Tahran üzerindeki nüfuzunu İran'ın nükleer programıyla ilgili de kullanmak istiyor. İran'ın Batılı ülkeler ile yapacağı kapsamlı bir nükleer anlaşmaya geri dönmemesi için girişimlerde bulunan Bennett'in Soçi ajandasında mutlaka nükleer dosyası da bulunmakta.

İsrail, İran'ın Suriye'deki etkinliğini kontrol altında tutmak için Rusya ile işbirliği yapması gerektiğinin uzun süredir farkında. Moskova Suriye'de adeta oyunun kurallarını belirliyor ve İsrail ile İran çizilen bu çerçevede kendi stratejik hedefleri doğrultusunda hareket ediyor. Bunun yanı sıra Azerbaycan ile hızla gelişen ilişkilerinin sonucu olarak İsrail artık Kafkaslar'da da bir aktör olmuş durumda. Bölgenin hem İran hem de Rusya açısından stratejik önemini irdeleyecek olursak Bennett'in Putin ile ilişkilerde Kafkasya dosyasına da değinmesi oldukça olası. İki hafta önce Tahran'ın Azerbaycan'ı hedef alarak yaptığı açıklamalarda İran dışişleri yetkilileri Kafkaslar'da "Siyonist" unsurlardan bahsetmiş ve İsrail'in bölgede bulunmasını reddettiklerini belirtmişti. Kafkasların en büyük abisi konumundaki Rusya'nın önemi İsrail açısından burada oldukça ehemmiyet arz ediyor.

İsrail, Rusya'ya baktığında bölgede Tahran'ın agresif dış politikasını yavaşlatabilecek tek aktörü görüyor. ABD'nin fiili etkinliğini azalttığı ve bölgeyi tabiri caizse kendi kaderine bıraktığını düşünecek olursak İsrail'in Rusya ile yakınlaşması hem kaçınılmaz hem de İsrail'in değişmeyen güvenlik paradigması açısından oldukça tutarlı. İsrailli yetkililer Rusya'nın Suriye'deki ajandasına fazla müdahil olmadan Hizbullah ve İran varlığını sınırlarından olabildiğince uzakta tutmak istiyor. Bunun için de Moskova dışında herhangi bir başkent İsrail'e şu noktada yardımcı olabilecek gibi gözükmüyor. İran ve Rusya'nın ilişkisi İsrail açısından benzersiz bir fırsat doğuruyor. İsrail yakın istişare halinde olduğu Rusya ile İran'a dair çekincelerini paylaşabilmekte ve Rusya'nın İran ile yakınlığını stratejik hedefleri doğrultusunda kullanabilmekte.

İsrail ve İran'ın beklentilerini dengelemek Moskova için güç bir durum olsa da Putin artık nam salmış pragmatizmi ile bunu şu etapta gerçekleştirmiş durumda. İran Genelkurmay Başkanının ve İsrail Başbakanının aynı hafta Rusya'yı ziyaret edebiliyor olması bile Rusya'nın artık tescillenmiş pozisyonunu göstermekte. Post-Amerikan Ortadoğu'nun güç dengelerinin artık daha hissedilebilir olduğu bu günlerde Rusya'nın pozisyonu müdahil aktörler tarafından benimsenmiş gözüküyor. Tarafların artan güvenlik endişeleri ve farklı bölgelerde doğan çatışmalar bölgenin adeta hamisi konumundaki Rusya'nın önemini hayli artırmış durumda. Proaktif ABD müdahalelerinin artık gerçekleşmediği ve bölgesel güçlerin oluşan boşlukta kendi emelleri için hareket ettiği bu zeminde Rusya somut bir pozisyonu benimsemiş gözüküyor. Hem İsrailli yetkililer hem de İran'daki yeni yönetim oluşan bu de facto durum karşısında Rusya'nın pozisyonunundan en iyi şekilde faydalanmak için çabalıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA