Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CAN ACUN

Suriye Sahasında Askerî Çözüm ve SDG/YPG’nin Tasfiyesi

PKK terör örgütü, 2011'de başlayan Suriye iç savaşının oluşturduğu kaos ve otorite boşluğundan yararlanarak sahada hızla alan kazandı. PYD adı altında örgütlenen yapı, kısa sürede Esed rejimiyle muvazalı bir iş birliği geliştirdi ve YPG adı altında silahlı unsurlarını oluşturarak Afrin, Ayn el Arap (Kobani) ve Cezire'de sözde kanton yönetimleri ilan etti. Kandil'den gelen kadrolar YPG'nin omurgasını oluştururken İran ve Şii milislerle de bu süreçte işbirliği yapılmaya başlandı. 2014'te DEAŞ'ın Irak ve Suriye'deki yükselişi ise yeni bir dönemi başlattı. ABD öncülüğünde kurulan uluslararası koalisyon, sahada kara gücü ihtiyacını YPG üzerinden karşıladı. YPG kendini "DEAŞ'a karşı en etkili güç" olarak sunarken, ABD de örgüte yoğun hava desteğinin yanında silah, mühimmat, eğitim ve lojistik yardım sağladı. Bu süreçte Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adı altında yeni bir çatı yapı kuruldu. Bazı Arap unsurların da dahil edilmesiyle daha kapsayıcı bir görüntü verilmeye çalışıldı. SDG, ABD hava desteğiyle DEAŞ'tan temizlenen Rakka ve Deyrizor gibi şehirleri kontrol altına alarak geniş bir coğrafyada hakimiyet kurdu. Ardından "Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi" adı verilen yapıyı ilan etti. Yaklaşık 40 bin kilometrekarelik bir alanda enerji kaynaklarını, su havzalarını ve verimli tarım arazilerini kontrol etmeye başladı. Böylece terör örgütü eş zamanlı olarak Fırat'ın batısında Esed rejimi, Rusay ve İran ile Fırat'ın doğusunda ise ABD, ABD ve İsrail ile angajman içerisine girmiş oldu.

Örgütün uzun vadeli stratejik hedefi ise Afrin ile doğu bölgeleri arasında bağlantı kurmak, Akdeniz'e açılmak ve Türkiye sınırı boyunca kesintisiz bir kuşak oluşturmak yer alıyordu. Ancak Türkiye'nin 15 Temmuz 2016 sonrası benimsediği yeni güvenlik doktrini bu planları bozdu. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla örgütün coğrafi bütünlük kurma hedefi büyük ölçüde engellendi. Ardından örgüt uzun bir süre buradaki varlığını tahkim edecek şekilde hareket ederken, tünel hatlarıyla savunma mevzileri oluşturma ve ideolojik indoktrinasyon ile kendisine yakın bir taban inşa etme çabası içerisine girdi. Ta ki Esed rejiminin devrilmesine kadar.

Türkiye'nin desteğini alan Suriye muhalefetinin 8 Aralık 2025'te Esed rejimini devirmesi ise sahada yeni bir dönemin kapısını araladı. İran destekli milisler ve Rusya'nın etkisi büyük ölçüde gerilerken, Türkiye ile ABD arasında Suriye'nin geleceğine ilişkin yeni bir angajman. ABD, Suriye sahasında Türkiye'nin nüfuzunu kabullenirken, yeni Suriye hükümeti kısa sürede bölgesel ve uluslararası meşruiyetini sağladı. Türkiye'de devam eden "Terörsüz Türkiye ve Bölge" süreci bağlamında askeri bir müdahaleden ziyaden PKK/SDG'ye yönelik zorlayıcı bir siyasi anlaşma gündeme getirildi. O dönemin askeri gerçekliğinden endişe eden örgüt bu mutabakat anlaşmasını kabullenmek durumunda kaldı. 10 Mart 2025 mutabakatıyla SDG/YPG unsurlarının yeni Suriye devlet yapısına entegrasyonu kararı alındı.

10 Mart Mutabakatı'ndan 18 Ocak Sürecine

Ancak sahadaki gelişmeler, SDG/YPG'nin anlaşmaya uyum sağlamak yerine zaman kazanmaya çalıştığını gösterdi. Örgüt, kontrol ettiği alanlardaki askeri ve idari varlığını tahkim etmeye yöneldi. Bu süreçte İsrail'in Suriye'deki saldırgan tutumunun da örgüte manevra alanı açtığı değerlendirildi. Ayrıca PKK/KCK yönetiminin, özellikle üst düzey isimler üzerinden süreci yönlendirmesi, uzlaşma ihtimalini zayıflattı.

Halep'in Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinde yaşanan çatışmalar, sürecin siyasi zeminden askerî zemine kaymasına neden oldu. Suriye Ordusu, şehir içindeki örgüt varlığına karşı operasyon başlattı. Bu aşamada SDG içinde özellikle Kandil kadroları ile yerel unsurlar arasında ciddi görüş ayrılıkları olduğu daha görünür hale geldi. Şam yönetimi, oluşan tabloyu fırsata çevirerek harekât alanını genişletti. Deyr Hafir ve Meskene hattından başlayan ilerleme, Tabka üzerinden Rakka ve Deyrizor yönüne doğru sürdü. Sınır hattındaki bazı stratejik noktaların da kontrol altına alınmasıyla birlikte ülkenin önemli su, tarım ve enerji kaynakları yeniden merkezi yönetimin eline geçti. Fırat'ın doğusundaki bazı Arap aşiretlerinin de sahada aktif rol alması SDG/YPG üzerinde ek baskı oluşturdu. Örgüt birçok bölgede ciddi bir direniş gösteremeden geri çekildi; bazı unsurlar silah bıraktı, bazıları ise taraf değiştirdi.

Bu askerî baskı sürerken Erbil'de yürütülen temasların ardından 18 Ocak'ta SDG/YPG'nin Suriye'deki lider kadrosu, ABD arabuluculuğunda Şam yönetimiyle yeni bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı. Bu metin, kapsamı bakımından 10 Mart mutabakatının da ötesine geçen hükümler içeriyordu. Ancak örgütün üst yapılanmasından gelen "uyulmaması" yönündeki telkinler sahadaki kırılganlığı artırdı.

Suriye Ordusu, Haseke kırsalında bazı bölgeleri kontrol altına alırken Ayn el Arap hattında da baskı kurdu. Bu aşamada ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM), DEAŞ mensuplarının bulunduğu kampların güvenliği gerekçesiyle geçici ateşkes çağrısı yaptığı ve SDG tarafının anlaşmaya uyacağı yönünde taahhütte bulunduğu görüldü. Bu durum ilerleyişi şimdilik yavaşlatmış olsa da, olası bir ihlal halinde Suriye ordusunun kuzeydoğudaki son alanlara yönelik kuşatma stratejisini devreye sokabileceği değerlendiriliyor. Nihayetinde sahadaki askeri gelişmeler, Türkiye ve ABD gibi ana aktörlerin hareket tarzları Suriye'de SDG/YPG dosyasının büyük ölçekte kapandığını gösteriyor. Bundan sonraki devam edecek sürecin siyaseten mi yoksa askeri olarak mı şekilleneceği hala meçhul, buna büyük ölçekte SDG/YPG liderliğinin atacağı adımlar belirleyecek, ama örgütün tüm unsurlarıyla birlikte sona geldiği çok açık.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.