Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CENK BEYAZ

2025’in Demografik Yapısı

Türkiye, tarihsel serüveninde her zaman genç nüfusuyla övünen, dinamizmiyle bölge coğrafyasında diğer ülkelere kıyasla fark oluşturan bir ülke olmuştur. Ancak günümüzde, mevcut veriler bu tablonun sessiz ama derinden bir dönüşüm geçirdiğini göstermektedir. Toplumun temelini oluşturan demografik yapı, sadece istatistiksel birer sayıdan ibaret değildir; bir milletin gelecekteki ekonomik gücünü, toplumsal huzurunu, askeri gücünü ve stratejik konumunu belirleyen en temel dayanaktır. Bu minvalde, Türkiye'nin nüfusa dair bir yıllık değerlendirmesi ve beklenen "yaşlanan gelecek" gerçeği mercek altına alınmaktadır.

Doğurganlıkta Hızlı Düşüş

Türkiye'nin, nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,1 seviyesine erişebilmesi, giderek uzaklaşılan bir hedef haline dönüşmektedir. 2001 yılında 2,38 olan toplam doğurganlık hızı, 2014'te 2,19 ile kritik eşiğin üzerinde tutunsa da, o tarihten itibaren düzenli bir azalış trendine girerek 2024 yılı sonunda 1,48'e kadar gerilemiştir. Bu düşüş sadece Türkiye'ye özgü bir durum değil, küresel bir sancıdır; 1963'te toplam doğurganlık hızı dünya ortalaması 5,3 iken 2023 yılı itibarıyla 2,2'ye düşmüştür. Ancak trajik olan şudur ki; 1969'a kadar dünya ortalamasının üzerinde, yaklaşık 6 civarında bir doğurganlık hızına sahip olan Türkiye, bugün dünya ortalamasının dahi gerisinde kalmıştır.

Doğurganlığın azalması, doğrudan canlı doğum sayılarına da yansımaktadır. 2014 yılında 1,35 milyon olan canlı doğum sayısı, 2022'den itibaren psikolojik sınır olan 1 milyonun altına inmiş ve 2024 sonunda 937 bin 559'a kadar düşmüştür. Bu durum, annelerin eğitim düzeyi ve kır-kent yerleşim yerlerinden bağımsız olarak genel bir eğilim halini almıştır. Yükseköğretim mezunu kadınlarda toplam doğurganlık hızı 1,22'ye kadar düşerken, okuma yazma bilmeyenlerde dahi bu oran 3,65'ten 2,65'e gerilemiştir. Kadınların ilk doğum yaşı 27,3'e yükselmiş, çocuk sahibi olma kararı her geçen yıl ertelenmeye başlanmıştır.

Yaşlanan Toplum ile "Fırsat Penceresi" Kapanıyor Mu?

Nüfusun yaş yapısındaki değişim, Türkiye için en kritik hususlardan biridir. 1960 yılında 0-14 yaş grubu toplumun yüzde 41,2'sini oluştururken, 2024 yılında bu oran yüzde 20,9'a gerilemiştir. Buna mukabil, 65 ve üzeri yaşa sahip olan grubun oranı yüzde 3,5'ten yüzde 10,6'ya yükselmiştir. Bu, Türkiye'nin artık "çok yaşlı" bir toplum kategorisine dâhil ülkelerden biri olduğunun kanıtıdır.

Şu an için "demografik fırsat penceresi" hâlâ açık kabul ediliyor; çünkü bağımlı nüfus (çocuk ve yaşlı), çalışma çağındaki (15-64 yaş) nüfusa göre hâlâ daha az bir orandadır. Ancak doğurganlık artmazsa, bu fırsatın bir krize dönüşmesi kaçınılmazdır. Genç nüfusun azalması; iş gücü piyasasından istihdama, bakım hizmetlerinden sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğine kadar pek çok alanda ciddi yapısal sorunları beraberinde getirecektir.

Ortanca yaş verileri de bu tabloyu desteklemektedir. 2023'te 34 olan ortanca yaş, 2024'te 34,4'e yükselmiştir. İller bazında ortanca yaşa bakıldığında Sinop 43,4 ile en "yaşlı", Şanlıurfa ise 21,4 ile en "genç" ilimiz olarak dikkat çekmektedir. Beklenen yaşam süresindeki artış (78,1 yıl) sevindirici olsa da, bu durum yaşlı bağımlı nüfusun artacağı ve buna yönelik politikaların acilen devreye alınması gerektiği gerçeğini değiştirmemektedir.

2025 "Aile Yılı"

Türkiye, bu demografik alarm karşısında 2025 yılını "Aile Yılı", 2026-2035 dönemini ise "Aile ve Nüfus 10 Yılı" olarak ilan etmiştir. Bu hamle, sadece bir söylem değil, somut ekonomik teşviklerle desteklenen bir stratejidir. Artık eski, sembolik doğum yardımlarının yerini daha sürdürülebilir bir destek modeli almıştır. Yeni sistemde birinci çocuk için 5 bin TL'lik tek seferlik yardım yapılırken, ikinci çocuk için 5 yaşına kadar aylık 1.500 TL, sonraki çocuklar için ise yine 5 yıl boyunca aylık 5 bin TL'lik destek verilmektedir.

Gençleri evliliğe teşvik etmek amacıyla Aile ve Gençlik Fonu, 13 Ocak 2025 tarihi ile birlikte tüm Türkiye'ye yayılmış durumdadır. 18-25 yaş arası çiftlere 250 bin TL, 26-29 yaş arasındakilere ise 200 bin TL faizsiz kredi imkânı sunulmaktadır. Üstelik bu kredinin geri ödemesi, çocuk sahibi olunması durumunda her bir çocuk için 12 ay ertelenmektedir. Ayrıca, çalışan annelerin kariyer ile aile arasında kalmaması için devlet memurlarına çocukları ilkokula başlayana kadar tanınan "yarım zamanlı çalışma hakkı", 18 Temmuz 2025'te çıkarılan yönetmelikle yasal bir güvenceye kavuşturulmuştur. Tüm bu politikalar, 25 Aralık 2024'te kurulan Aile Enstitüsü ile Nüfus Politikaları Kurulu çatısı altında kalıcı bir devlet stratejisine dönüştürülmüştür.

Göç Hareketliliği

Türkiye'nin demografik yapısını etkileyen bir diğer önemli unsur da göç hareketleridir. 8 Aralık 2024'te Suriye'de Esad rejiminin çökmesi ile meydana gelen siyasi değişimin ardından ülkemizdeki geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin geri dönüş süreci hızlanmıştır. 1 Kasım 2025 tarihi itibariyle 550 bin Suriyeli ülkesine dönmüş, 2016'dan bu yana toplam geri dönüş sayısı 1,29 milyona ulaşmıştır. Böylelikle 2021 yılında 3 milyon 737 bin 369 olan Türkiye'de geçici koruma kapsamında bulunan Suriyeli sayısı, 25 Aralık 2025 tarihi itibariyle 2 milyon 353 bin 402'ye gerilemiştir.

Diğer taraftan, Türkiye "beyin göçü" konusunda ciddi bir sınav vermektedir. 2024 yılı verilerine göre yükseköğretim mezunlarının yüzde 2'si yurt dışına göç etmiştir. Özellikle bilişim, mühendislik, moleküler biyoloji ve genetik gibi stratejik alanlardan mezun gençlerin ABD, Almanya ve Birleşik Krallık gibi ülkelere yönelmesi, nitelikli iş gücü kaybı açısından endişe vericidir.

Ülke içindeki hareketlilikte ise İstanbul hâlâ başrolü oynamaktadır. Hem en çok göç alan hem de en çok göç veren il konumundaki İstanbul, 15,7 milyonluk nüfusuyla Türkiye'nin yüzde 18,3'üne ev sahipliği yapmaktadır. Nüfus yoğunluğu açısından kilometrekareye düşen 2 bin 934 kişi ile İstanbul, ülkenin en kalabalık merkezi olmaya devam ederken, Bayburt 83 bin 676 kişilik toplam nüfusuyla listenin sonunda yer almaktadır.

Değişen Aile Yapısı: Tek Kişilik Yaşamlar

Sadece nüfusun sayısı değil, yaşam biçimimiz, aile ve hanehalkı yapılarımız da değişmektedir. 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğü, 2024'te 3,11'e gerilemiştir. Tek kişilik hanehalklarının oranı yüzde 20'ye yükselirken, geleneksel geniş ailelerin oranı yüzde 13,3'e gerilemiştir. Bu durum, bireyselleşmenin ve yalnızlaşan yaşlı nüfusun arttığının bir göstergesidir. Nitekim 1,75 milyondan fazla yaşlının tek başına yaşadığı, bunların çoğunluğunun ise kadınlar olduğu bilinmektedir.

Evlilik ve boşanma istatistikleri de toplumsal değişimin aynası konumundadır. 2024 yılında evlilikler bir miktar artarak 568 bin 395'e çıksa da, boşanmalar da artış trendini sürdürerek 187 bin 343'e ulaşmıştır. Öyle ki, boşanma hızı açısından Avrupa Birliği ülkelerinin sahip oldukları miktarların üzerinde seyreden Türkiye, hâlihazırda evlenme eğilimlerini devam ettiren ancak evliliği sürdüremeyen bir toplum görünümüne dönüşmektedir. Kaba boşanma hızının en yüksek olduğu il Antalya iken, boşanmaların üçte birinin evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşmesi aile kurumunun karşı karşıya olduğu olumsuz durumu gözler önüne sermektedir.

Bir Tercihin Eşiğinde

Türkiye için demografiye ilişkin mevcut vaziyet şu şekilde yorumlanabilir: Ya doğurganlık oranları nüfusu diri tutacak seviyeye (2,1 ve üzerine) çıkarılacak ya da Batı'daki gelişmiş ülkelerde olduğu gibi nüfus dengesi göç yoluyla sağlanmaya çalışılacaktır. Ancak toplumsal uyum maliyetleri ve son yıllarda artan göçmen karşıtı söylem ve eylemler dikkate alındığında, doğurganlığın teşviki Türkiye için çok daha makul ve sürdürülebilir bir politika tercihi olarak görünmektedir.

Bu anlamda gerçekçi, sürdürülebilir ve aile-iş-hayat dengesini gözeten bir toplumsal zeminde doğurganlığı teşvik etmek en mantıklı yollardan biri olabilir. Bu dengeler çerçevesinde barınma ve yaşam alanı biçimleri insanı ezmeyecek biçimde tasarlanmalıdır. Boşalan ve yaşlanan Anadolu şehirlerine karşın nüfus yoğunluğu sürekli artan kalabalık büyük şehirler döngüsü, nüfusun şehirlere dengeli dağılmasına imkân verecek biçimde politikaların geliştirilmesiyle kırılmalıdır.

Nüfusun diri tutulması sadece bir sayı oyunu değil, Türkiye için bir var oluş ve uzun erimli beka mücadelesidir. 2025 yılından itibaren atılan bu devasa adımların sonuçlarını zaman gösterecektir ancak demografik gerçekler, Türkiye'nin bekleme lüksünün olmadığını açıkça söylemektedir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.