Ahh o 90'larda çocuk olmak… Ben oldum, evet! Ama bugün bazen çocukluğumu, o güzel günleri özlesem de önüme gelen her mecrada yerli yersiz 1990'lar nostaljisi pazarlamıyorum. Nedenini anlatayım…
Gerek gündelik hayatın akışı içerisinde gerekse sosyal medya gibi mecralarda son dönemde 90'lara dair nostaljik anlatıların dikkat çekici biçimde arttığını görüyoruz. Aklınıza gelebilecek her alanda karşımıza çıkma ihtimali olan bu anlatı, özellikle milenyum kuşağına yani bugünün gençleri için kaybolmuş güzel günler hissi inşa etmeye çalışıyor. Bugünün maruz kaldığımız karmaşası karşısında 90'lar, daha sade yaşadığımız, çocukluğumuzun daha eğlenceli olduğu ve gençliğe adım atarken geleceğe dair daha umutlu olduğumuz bir dönem olarak resmediliyor. Bu anlatılarda 90'lar çoğu zaman televizyon karşısında geçirilen güzel akşamlar, sokakta oynanan oyunlar ve komşuluk, arkadaşlık gibi yakın sosyal ilişkiler üzerinden idealize ediliyor. Ancak bu 90'lar güzellemelerinin sıklıkla geçmişi gerçekten hayırla yâd etmekten çok bugünü karalamanın bir aracı olarak bilinçli bir şekilde kullanıldığını düşünüyorum!
Çünkü 90'lar, Türkiye açısından hiç de sakin, huzurlu ya da istikrarlı bir dönem değildi. Siyasal kırılganlıkların, toplumsal gerilimlerin ve yapısal sorunların kronik hâle geldiği yıllardı. Sürekli değişen hükümetler, kısa ömürlü koalisyonlar, karar alma süreçlerindeki dağınıklık, siyasi belirsizlik, terör, faili meçhul cinayetler, sobası yanmayan okullar, sokakta günlerce toplanmayı bekleyen çöpler, her yağmurda göle dönen cadde ve sokaklar gündelik hayatın olağan birer parçasıydı.
Bugün rutin bir şekilde çalıştığı için devletin farkına varamadığımız refah dağıtma kapasitesinin çok defa akamete uğradığı bu dönemde, gençlerin gelecek kaygısı bugünkünden hiç de az değildi. Bugün özlenen geçmiş olarak sunulan o dönem, birçok insan için korku, belirsizlik ve endişe anlamına gelebiliyordu. Bu gerçeklik, nostaljik anlatıların parıltılı vitrininde çoğu zaman görünmez kılınıyor. 90'lar Türkçe pop ya da Tarkan konserleri de bu vitrinin başlıca dekorları. Bugün 90'lar anlatısının bu vitrine dönük olarak yapılması ve 90'ların gerçekliğinin bu anlatıda hiç yer almaması, nostaljinin ne kadar seçici bir hafızaya dayandığını gösteriyor. Zaten nostalji dediğimiz şeyin kendisi de böyle bir psikolojinin ürünüdür.
Peki 90'lar neden bugün bu kadar cazip bir anlatıya dönüştü? Mesela 10 yıl kadar önce 80'ler nostaljisinin bu kadar revaçta olduğunu hatırlamıyorum. Demek ki mesele geçmişle aramızdaki yıllar değil. Öyleyse sorumuzun cevabı geçmişte değil, bugün de aranmalı. 90'lar nostaljisi, esasen bugünün sorunlarına dair bir yorum üretme biçimi. Geçmiş, bugünü eleştirmek için kullanılan bir araca dönüşüyor. "O zamanlar her şey çok daha güzeldi" cümlesi, çoğu zaman geçmişe duyulan gerçek bir özlemden çok bugüne yönelik bir memnuniyetsizliğin ifadesi olmak istiyor. Bu açıdan nostalji, kolektifleştirilen bir söylem ve hatta ideolojik bir konumlanma işlevi görüyor.
Bu noktada popüler kültür önemli bir rol oynuyor. 90'ların müziği, televizyon dizileri, çocuk programları ve popüler figürleri üzerinden kurulan anlatı, dönemin siyasal ve toplumsal koşullarını arka plana iterek estetikleştirilmiş bir geçmiş tasavvuru sunuyor. Bu estetik tasavvur, geçmişi bir eğlence malzemesine dönüştürüyor. Oysa dönemin popüler kültürü de hiçbir zaman siyasal bağlamdan bağımsız değildi. 90'larda üretilen kültürel içerikler de o dönemin güvensizlik ve istikrarsızlık atmosferinin içinde şekillenmişti. Bunu net bir şekilde görmek isteyenler mesela dönemin en "eğlenceli" yapımları İnce İnce Yasemince'deki ya da Bir Demet Tiyatro'daki gerek toplumsal gerek siyasal hicivlere dikkatini verebilir. Olacak O Kadar'ı saymıyorum bile… Bu gibi yapımlar gündelik hayatın içinden görünen senaryolar aracılığıyla dönemin panoramasını mizahla sunma yeteneğine sahipti.
Bu nostaljinin esas önemli boyutu ise bugünün sürekli bir belirsizlik ve karamsarlık çağı olarak düşünsel inşasını mümkün kılmak. Elbette içinde yaşadığımız dönem, hızlı değişimlerin ve dönüşümlerin yaşandığı, belirsizliklerin hayatın her alanında var olduğu bir dönem. Ancak geçmişe sığınarak bugünü küçümseyen bir bakış açısı üretmek, bugünün koşullarını otomatik olarak krizlerle eşitleme stratejisinin bir yoludur. Belirsizlik ve kriz söylemi çoğu zaman dönüşen dünyamızı, yeni imkân alanlarını ve artan hareketliliği görmezden geliyor. 90'lar nostaljisi tam da burada devreye giriyor.
Geçmiş, bugünün karmaşıklığını taşımayan daha anlaşılır ve bu sebeple daha bize ait bir dönem olarak sunuluyor. Bu basitleştirme, geçmişin problemlerini silerken bugünün gerçekliğini de indirgemeci ve olumsuzlayıcı bir biçimde okuyor. Oysa 90'lar, belki de bugünden çok daha fazla yapısal krizler ve belirsizlikler barındırıyordu. Fark şu ki, o dönemin belirsizlikleri bugün nostalji perdesiyle örtülebiliyor. Bugünün sorunları ise büyütülerek ve bir felaket tellallığı diskuruyla anlatılıyor. Yani nostalji, burada masumane bir yâd olmaktan çıkıp bugüne dair olumsuzlayıcı bir çerçeve kurmanın aracı hâline getiriliyor. Geçmişin parlatılması, bugünün değersizleştirilmesinin en kolay yolu…
Bu tür bir bakış açısı, toplumsal özgüvenimizi de aşındırmayı amaçlıyor. Sürekli olarak eskiden her şey daha iyiydi algısının yeniden üretilmesi, bugünün imkânlarını ve dinamizmini görmezden gelmeyi kolaylaştırıyor. Oysa her dönem kendi risklerini olduğu kadar potansiyellerini de barındırır. Geçmişin sorunlarını unutarak yapılan nostalji, bugünü anlamayı ya da bugünün sorunlarıyla yüzleşmeyi, fırsatlarını görmeyi kolaylaştırmaz. Sadece bugüne dair sağlıklı bir muhakemenin önünü kapatır. Oysa gerçekçi olmak için ihtiyaç duyduğumuz şey, geçmişe sığınmak değil; geçmişi olduğu gibi görmek. 90'ları ne abartılı bir özlemle yüceltmek ne de bugünü sürekli bir belirsizlik ve kriz hikâyesiyle anlatmak.
Yaklaşık olarak çocukluğunu 90'larda, gençliğini ise milenyumda yaşamış bizim kuşağımız için bugünler, görmek isteyenler için siyasal ve toplumsal açıdan 90'lardan çok daha olumlu bir tablo sunuyor. Mesela devletin karar alma kapasitesi ile bunun gündelik hayata yansıması, 90'lara kıyasla çok daha belirgin ve öngörülebilir bir çerçeveye oturmuş durumda. 90'larda siyasetin temel niteliği belirsizlikti; hükümetlerin ne kadar süreceği, alınan kararların ertesi gün geçerliliğini koruyup koruyamayacağı, hatta ülkenin temel siyasasının değişip değişmeyeceği çoğu zaman muammaydı. Bugünün siyasal atmosferi ise 90'ların dağınık ve kırılgan atmosferinden oldukça farklı. Mesela bugün terörün aldığı canları değil, terörün bitirilmesini konuşuyoruz. Dış politikada da önemli bir fark göze çarpıyor. 90'larda Türkiye, büyük ölçüde içine kapanık, savunmacı ve çoğu zaman kendi meseleleriyle boğuşan bir ülke görüntüsü veriyordu. Dış gelişmeler genellikle tehdit diliyle okunuyor, uluslararası alandaki değişimler endişeyle izleniyordu. Bugün ise toplumun geniş kesimleri, dünyanın gidişatını daha yakından takip ediyor, küresel gelişmelere daha aşina ve dış dünya ile daha fazla temas hâlinde. Bunun temel sebebi Türkiye'nin izlediği dış politika ile bölgesel bir ağırlık merkezi haline gelmiş olmasıdır. Pek çok açıdan ekonomik sorunlar bugün de hepimizin gündeminde fakat toplumsal refah seviyemiz de 90'lardan belirgin şekilde yüksek. İnsanlar fiyatından şikayet etse bile herhangi bir mal veya hizmete erişim sorunu yaşamıyor, ilaç ya da mutfak tüpü kuyruklarında beklemek zorunda kalmıyor.
Kültürel alanda da benzer bir dönüşümden söz etmek mümkün. 90'ların popüler kültürü bugün hatırlandığında daha samimi veya eğlenceli görünebilir. Fakat o dönem kültürel üretimin alanı oldukça sınırlıydı. Medya birkaç kanalla, kültürel dolaşım dar bir çerçeveyle sınırlıydı. Bugün kültürel üretim çok daha yaygın, çok daha çeşitli ve çok daha erişilebilir. Bu çeşitlilik, beraberinde tartışmaları ve başka problemleri getirse de toplumsal hayatın tek tipleşmediğini ve farklı seslerin kendine rahatlıkla alan bulabildiğini gösteriyor.
Ezcümle, çocukluğunu 90'larda yaşayamamış milenyum gençliği için asıl mesele, 90'lardan bugüne her şeye rağmen ve her alanda ülkece nasıl bir mesafe aldığımızı fark edebilmek. Bu mesafeyi görmezden gelerek yapılan her nostalji, geçmişi yüceltme değil bugünü küçümseme kolaycılığı anlamına geliyor.