Türkiye'nin en iyi haber sitesi

FARUK TAŞÇI

Kötü Haber Gürültüsünde Kaçan Pozitif Veriler: Toplumun Değişen Ama Sarsılmayan Dinamikleri

TÜİK tarafından 12 Mayıs-2 Haziran 2026 arasında açıklanan "aile", "gençlik", "eğitim", "sağlık" ve "kültür-sanat" istatistikleri, genellikle gündelik tartışmalarda gözden kaçan ama birlikte okunduğunda oldukça anlamlı bir tablo sunuyor. Veriler, Türkiye'de toplumsal yapının birçok alanında yavaş ama istikrarlı bir iyileşme eğilimine işaret ediyor. Aile kurumu, tüm sorunlarına rağmen Türkiye'nin en önemli sosyal kurumu olmaya devam ediyor.

Verilere bakıldığında Türkiye'deki insanların büyük çoğunluğuna göre (yüzde 69) en güçlü mutluluk kaynağı hâlâ aile. Buna çocuklar (yüzde 15,6), eş (yüzde 3,9), anne/baba (yüzde 3,3) ve torunlar (yüzde 1,9) dâhil edildiğinde geniş ailenin mutluluktaki payının çok daha yüksek olduğu anlaşılıyor. Hanelerin önemli bir kısmında (yüzde 41,9) çocuk bulunması ve yaşlıların çocuklarıyla yakın (yüzde 27,7) ya da (yüzde 37,9'u en az bir çocuğuyla) aynı hane içinde yaşaması, kuşaklar arası dayanışmanın da etkili olmaya devam ettiğini gösteriyor.

Hal böyle olunca, modernleşmenin aileyi tamamen zayıflattığı yönündeki genel kabullerin, bu verilere bakıldığında Türkiye için tam olarak geçerli olmadığı görülebiliyor. Aksine, toplumsal değişime rağmen Türkiye'de aile merkezli dayanışma yapısı varlığını sürdürüyor. Başka bir deyişle, toplumsal değişimlere (veya olumsuz değişim anlamında bozulmalara) rağmen aile, Türkiye'de hem insanlar için en önemli mutluluk kaynağı hem de çocuklar, gençler ve yaşlılar için temel dayanışma mekanizması olmaya devam ediyor.

Gençlik verileri ise Türkiye'nin en kritik avantajının da devam ettiğine işaret ediyor: demografik dinamizm.

Türkiye'deki genç nüfus oranının (yüzde 14,8) Avrupa Birliği ortalamasının (yüzde 10,7) üzerinde olması, hem sayısal bir üstünlük hem de iktisadî hayat için potansiyel bir üretim ve yenilik kapasitesi anlamına geliyor. İlkokuldaki (yüzde 95,4), ortaokuldaki (yüzde 89,1), ortaöğretimdeki (yüzde 82,9) ve yükseköğretimdeki (yüzde 46,3) yüksek net okullaşma oranları, özellikle kadınların eğitimdeki güçlü yükselişiyle birleştiğinde, insan sermayesinin niteliğinde belirgin bir artışa da işaret ediyor. Gençlerin eğitimlerinden (yüzde 73,0) ve işlerinden (yüzde 75,5) duyduğu görece yüksek memnuniyet de bu tabloyu daha da güçlü kılıyor.

Kısacası; gençlik ile ilgili bu pozitif veriler, Türkiye'nin genç ve dinamik nüfus yapısının önemli bir ekonomik ve toplumsal avantaj oluşturmaya devam ettiğini gösteriyor. Dolayısıyla genç nüfus, halihazırda uygulanmakta olan GÜÇ hamlesinde olduğu gibi doğru politikalarla desteklendiğinde üretim, girişimcilik ve yenilik kapasitesini artırabilecek güçlü bir potansiyel sunuyor.

Bu noktada, eğitim istatistikleri belki de en dikkat çekici ilerlemeyi gösteriyor.

25-34 yaş grubunda yükseköğretim mezunu oranı 2008'de yüzde 13,5 iken 2025'te yüzde 45,6 seviyesine çıkmış durumda. Başka bir deyişle, yükseköğretim mezun oranı, son 17 yılda üç kattan fazla artmış durumda. Bu durum, Türkiye'nin eğitimde yaşadığı dönüşümün ölçeğini net biçimde ortaya koyuyor. Buna ek olarak, 25 yaş ve üzeri nüfus içinde yükseköğretim mezunu olanların oranı, 2008 yılında yüzde 9,8 iken 2025 yılında yüzde 26,1'e yükselmiş durumda. Bu artış, her dört yetişkinden yaklaşık birinin yükseköğretim mezunu olduğunu gösteriyor; yükseköğretimin artık yalnızca sınırlı bir kesimin erişebildiği bir eğitim düzeyi olmaktan çıkarak toplumun önemli bir bölümünün ulaştığı yaygın bir eğitim seviyesi haline geldiğini ortaya koyuyor. Okuryazarlık oranları da neredeyse evrensel seviyeye ulaşmış durumda. 6 yaş ve üzeri nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 91,8'ten (2008) yüzde 97,9'lere (2025) yükselmiş vaziyette.

Bölgesel farkların azalması da bu dönüşümün tabana yayıldığını gösteriyor. Zira örneğin 2016-2025 döneminde eğitim süresindeki artış Şırnak'ta yüzde 48,5, Hakkari'de yüzde 40,4, Muş'ta yüzde 35,7, Şanlıurfa'da yüzde 35,5 ve Van'da yüzde 33,1 seviyesinde. En hızlı gelişmenin geçmişte eğitim göstergeleri düşük olan illerde gerçekleşmesi, bölgesel yakınsama açısından Türkiye için önemli bir başarı göstergesi.

Kısacası; söz konusu pozitif eğitim verileri, Türkiye'nin son yıllarda insan sermayesini önemli ölçüde güçlendirdiğine işaret ediyor. Yükseköğretim mezunu oranındaki hızlı artış ve okuryazarlık düzeyinin neredeyse evrensel düzeye ulaşması, eğitimdeki olumlu dönüşümün en bariz göstergeleri arasında yer alıyor. Özellikle geçmişte daha düşük olan illerde kaydedilen eğitim göstergelerindeki ilerleme ise bu gelişimin ülke geneline yayıldığını ve bölgesel farkların azaldığını da ortaya koyuyor.

Sağlık alanında ise özellikle koruyucu hizmetlerin yaygınlaşması öne çıkıyor.

Kanser taramalarındaki artış (2022'in yüzde 10,8'inden 2025'in yüzde 16,7'sine), erken teşhis kültürünün güçlendiğini gösterirken, fiziksel aktivite oranlarındaki sınırlı ama olumlu artış da yaşam tarzında yavaş bir dönüşümün başladığını düşündürüyor. Toplumun büyük kısmının günlük yaşamını bağımsız sürdürebilmesi (mesela merdiven çıkma, yürüme, öğrenme veya hatırlama gibi alanlarda zorluk yaşayanların oranları çoğunlukla tek haneli seviyelerde) ve çocuklarda ağır hastalıkların yaygın olmaması, alkol kullanmayanların oranının yüzde 87,4 olarak gerçekleşmesi, genel sağlık görünümünü destekleyen unsurlar arasında.

Kültür ve sanat verileri de çoğu zaman göz ardı edilen bir başka olumlu tabloyu ortaya koyuyor.

Türkiye'de artık milyonlarca kişinin sinema ve tiyatro etkinliklerine katılması, sahne sanatlarında üretimin artması ve opera-bale gibi alanlarda seyirci sayısındaki yükseliş, kültürel hayatın daralmadığını aksine çeşitlenerek sürdüğünü ve geliştiğini gösteriyor. Çocuk tiyatrosundaki büyüme ise geleceğe yönelik kültürel bir yatırım olarak okunabilir. Mesela, çocuklara yönelik tiyatro faaliyetlerinde gösteri sayısı yüzde 5,5 ve seyirci sayısı yüzde 5,3 artmış durumda.

Nihayetinde tüm bu alanlar/veriler birlikte değerlendirildiğinde, ortaya parçalı değil bütüncül bir resim çıkıyor: Türkiye'de aile bağları güçlü, genç nüfus dinamik, eğitim seviyesi yükseliyor, sağlık hizmetlerine katılım ve önleyicilik artıyor ve kültürel yaşam gelişerek canlılığını koruyor.

Elbette TÜİK verilerine göre geliştirilmesi gereken alanlar da bulunmakta; ancak genel eğilim, Türkiye'nin toplumsal göstergelerinde yavaş ama istikrarlı bir iyileşmenin varlığına işaret ediyor. Dolayısıyla Türkiye'de (doğal olarak) bir toplumsal değişim var, ama bu yıkıcı olmaktan ziyade dengeli bir hat üzerinde ilerliyor.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA