Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İran ve ABD arasındaki ilişkiler 4 Kasım 1979'da Tahran'daki ABD elçiliği baskınından beri hiçbir zaman "normal" seviyede olmadı. Tabes rehineler operasyonu, Lübnan'daki ABD deniz piyadelerine yönelik bombalı saldırı, Irak savaşının sonlarına doğru iki ülke deniz ve hava kuvvetlerinin Körfez'de karşı karşıya gelmeleri ve bir İran yolcu uçağının düşürülmesi, Irak'ın işgalinden sonra Körfez'de sık sık taciz ve esir alma olaylarının yaşanması gibi hadiseler İran ve ABD arasındaki gerilimi sürekli canlı tuttu. ABD'nin "çifte kuşatma stratejisi" ve "şer ekseni" ithamları da İran'a yönelik söylemlerin sert kalmasında rol oynadı. Obama yönetiminin nükleer anlaşma ısrarı bir anlamda Washington ile Tahran arasındaki diğer gerilim alanlarının ihmal edilmesinde önemli işlev gördü.

'ın Kasım 2016'da ABD başkanlığına seçilmesi aslında İran ile ABD arasındaki görece yumuşamanın sona ereceği mesajını vermişti. Trump bir yılı aşkın süren arka kapı diplomasisinin sonuç vermemesinin ardından Mayıs 2018'te nükleer anlaşmadan çıktı. Ağustos ve Kasım aylarında İran'a iki aşamalı sert yaptırımlar uygulamaya başlayan ABD nihayet 8 Nisan'da İran güvenlik bürokrasisi ve bölgesel politikalarının bel kemiğini oluşturan İslam Devrimi Muhafızları Ordusu'nu resmen terör örgütü ilan etti. Bir ülkenin resmi silahlı gücünün terör örgütü ilan edilmesi ilk kez gerçekleşirken karara İsrail, ve Bahreyn'den başka herhangi bir ülkeden destek gelmedi.

Trump'ın İran'a yönelik stratejisinde sürekli el yükselttiği ve Tahran'ın kabul etmek istemediği her şartın yerine bir süre sonra çok daha ağırlarını öne sürdüğü görülüyor. Nükleer anlaşmayı gözden geçirmeyi kabul etmeyen Tahran'a anlaşmadan çıkarak yanıt vermiş, ardından İran'ın tüm dış politikasını hedefe alan 12 maddeyi normalleşme şartları olarak ileri sürmüş, nihayetinde İran'ın ekonomik yaptırımlara rağmen direnmekten vazgeçmemesi üzerine ülkenin en temel kurumlarından birisini terör örgütü ilan ederek yapısal varlığını hedef tahtasına yerleştirmiştir. İran'ın da karşı adım atarak CENTCOM'u terör örgütü ilan etmesi iki ülkenin arasında fiziksel bir çatışmayı önleyen hiçbir engelin kalmaması olarak yorumlanabilir.

ABD'nin bölgesel stratejisinde doksanlı yılları andıran gelişmeler yaşanıyor. Irak'ın yerine bu kez hedef tahtasına İran'ı yerleştiren ABD benzer şekilde "petrol karşılığı gıda"yı hatırlatan sert ekonomik tedbirlerle Hameney yönetiminin sosyolojik meşruiyetini kaybetmesi için çaba gösteriyor, üçüncü ülkelere baskı yaparak Tahran'ı siyasi açıdan tam bir izolasyona maruz bırakmaya ve ülke dışındaki İran muhalefetini organize hale getirmeye çalışıyor. Doksanlı yıllarda Clinton'ın "çifte kuşatma" stratejisinin ikincil hedefi olan ve Damato gibi daha hafif yaptırım yasalarıyla baskılanan İran'ın yerini ise Türkiye almış görünüyor. Yine o dönem İsrail ile yoğun siyasi ve istihbari ilişkiye giren ise yerini Riyad'a bırakmış durumda.

Trump'ın son kararı İranlı liderlerin daha önce de dile getirdikleri "ABD'nin asıl hedefi anlaşma değil rejim değişikliği" söylemini güçlendirecektir. İran'da sertlik yanlıları güç kazanacak ve Trump'ın baskılarının dayanılmaz hale gelmesi Tahran'ı bir cevap vermeye mecbur bırakacak gibi görünüyor. Özellikle iki ülkenin terörist ilan ettikleri hasım askerlerin iç içe bulundukları Irak ya da Körfez gibi alanlarda çatışma yaşanması ihtimali yüksek. İranlı birçok uzman ve yetkili günden güne artan baskılar karşısında edilgen durumdan çıkmak için ABD'ye cevap verilmesi gerektiğini vurguluyor. Bununla birlikte kararın alınmasında etkili olan John Bolton gibi şahinlerin bu fırsatı kullanarak İran'ın ülke içinde ve dışındaki hedeflerine yönelik sınırlı da olsa askeri bir operasyona girişmesi tüm bölgeyi son on yılda yaşanan kaostan çok daha büyük ve kanlı bir sürece sokabilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN