Türkiye'nin en iyi haber sitesi

HÜSEYİN ARSLAN

Terörsüz Türkiye Sürecinin Bölgesel Boyutları

Terörsüz Türkiye süreci, büyük bir dikkat ve hassasiyetle, çok boyutlu bir güvenlik ve siyasal perspektif çerçevesinde ilerlemektedir. Bu süreç, Türkiye'nin kendi iç güvenliğini sağlamaya yönelik bir politika seti olmanın ötesine geçmekte ve bölgesel istikrarı hedefleyen daha geniş bir stratejik yaklaşımı yansıtmaktadır. Nitekim Türkiye'nin terörle mücadele deneyimi, diğer devletlerin benzer süreçlerinden hem yöntem hem de hedefler bakımından belirgin farklılıklar barındırmaktadır. Bu farklılıklar, söz konusu sürecin zamanla özgün bir "Türkiye Modeli" olarak anılmasına zemin hazırlamaktadır.

Terörsüz Türkiye sürecini diğer örneklerden ayıran temel unsurlardan biri, mücadelenin yalnızca ulusal sınırlar içerisinde düşünülmemesidir. Süreç, eş zamanlı olarak terörsüz bir bölgesel düzenin inşasını da hedeflemektedir. Bu bağlamda Türkiye, terörün kaynağını ve beslenme alanlarını sınır ötesinde de ele alan bütüncül bir güvenlik anlayışını benimsemektedir. Özellikle Suriye sahası, bu yaklaşımın en kritik boyutlarından birini oluşturmaktadır. Türkiye açısından Suriye'de kalıcı istikrarın sağlanması, insani ve diplomatik gerekçelerle birlikte doğrudan ulusal güvenlik kaygılarına da dayanmaktadır.

Bu çerçevede Suriye'nin üniter yapısının korunması, terörsüz bölge hedefinin vazgeçilmez unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Üniter yapının zedelenmesi, ülkede farklı silahlı yapıların kalıcı hale gelmesine ve merkezi otoritenin aşınmasına yol açabilecek bir risk alanı yaratmaktadır. Bu durum ise Suriye'nin iç dengelerinin yanı sıra komşu ülkelerin güvenlik mimarisini de olumsuz yönde etkileme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla Türkiye'nin Suriye politikasında, devlet otoritesinin tekliği ve silahlı güçlerin meşru merkezi yapı altında toplanması temel bir ilke olarak benimsenmektedir.

10 Mart Mutabakatı ve Suriye'de Merkezi Otoritenin Tesisi

Nitekim bu yaklaşım, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın SETA tarafından düzenlenen "Bir Yılın Ardından Suriye: Toparlanma ve Yeniden İnşa" başlıklı konferansın açılış konuşmasında yaptığı değerlendirmelerde de açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Bakan Fidan, Suriye'de çoklu silahlı yapıların kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, "YPG'nin şunu görmesi gerekiyor, hiçbir ülkede ama hiçbir ülkede iki tane silahlı unsur olmaz. Elinizdeki silahlı unsurlar Suriye yönetiminin emrine girmek zorundadır" ifadelerini kullanmıştır. Bu açıklama, Türkiye'nin terörle mücadelede askeri, siyasi ve hukuki bir çerçeveye dayanan bir normalleşme hedeflediğini göstermektedir.

Bu bağlamda YPG'nin 10 Mart tarihinde imzalamış olduğu mutabakata sadık kalması, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi açısından kritik bir önem taşımaktadır. Mutabakatın ihlali hem Suriye'de merkezi otoritenin yeniden tesisini zorlaştıracak hem de bölgesel istikrar arayışlarını sekteye uğratacaktır. Dolayısıyla terörsüz Türkiye sürecinin başarısı, bir yandan Suriye sahasında atılacak somut adımların tutarlılığına ve silahlı yapıların meşru devlet mekanizmaları içerisine entegre edilmesine bağlıdır.

Ancak YPG, bir süredir özellikle İsrail'den aldığı siyasi ve güvenlik temelli destekten cesaretle, 10 Mart Mutabakatının gereklerini yerine getirmeme yönünde belirgin bir direnç sergilemekteydi. Mutabakat kapsamında, 2025 yılının sonuna kadar yerine getirilmesi öngörülen sekiz maddelik yükümlülük bulunmasına rağmen YPG bu maddelerin uygulanmasına yönelik somut ve bağlayıcı adımlar atmaktan kaçınmıştır. Bu durum, sürecin ilerlemesini yavaşlatmış ve hem Türkiye hem de Suriye açısından ciddi bir güvensizlik alanı oluşturmuştur.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, söz konusu mutabakata ilişkin değerlendirmelerini kamuoyu ile paylaşırken, sahada kayda değer bir ilerleme görülmediğini açık bir dille ifade etmiştir. Bakan Fidan, yaptığı konuşmada, "Şu ana kadar burada birtakım somut adımlar atıldığını biz görmedik. En son Doha Forumu sebebiyle Dışişleri Bakanı kardeşim Esad Şeybani ile de konuştuğumda çok fazla olumlu gelişmenin olmadığını söyledi. Biz Türkiye olarak bu sürecin ilerletilmesini, meselelerin sulh yoluyla çözülmesini ve yeni bir çatışmanın, yeni bir karşı karşıya gelişin kimsenin lehine olmayacağını her zaman için söylüyoruz" ifadelerini kullanmıştır. Bu açıklama, Türkiye'nin süreci askeri zorlamadan ziyade siyasi çözüm ve kurumsal entegrasyon üzerinden ilerletme iradesini net biçimde ortaya koymaktadır.

Benzer bir değerlendirme Suriye tarafından da dile getirilmiştir. Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, YPG'nin entegrasyon konusunda herhangi bir gerçekçi adım atmadığını, aksine süreci zamana yayarak bir oyalama taktiği izlediğini belirtmiştir. Bu açıklamalarla birlikte Ankara ve Şam yönetimleri, YPG'ye yönelik ortak bir uyarı çerçevesi çizmiş; örgütün dış aktörlere, özellikle İsrail'e yaslanarak sürdürülebilir bir pozisyon elde edemeyeceği vurgulanmıştır. Aynı zamanda YPG'nin imza attığı 10 Mart Mutabakatına sadık kalmasının kendi geleceği ve bölgesel istikrar açısından zorunlu olduğu mesajı verilmiştir.

Bu noktada YPG'nin, vakit kaybetmeden Suriye Devleti'nin meşru güvenlik ve idari yapıları içerisine entegre olması gerekmektedir. 10 Mart Mutabakatına uyum sağlanması, Suriye'de merkezi otoritenin güçlenmesine katkı sunmakla birlikte Terörsüz Türkiye sürecinin de yeni ve daha ileri bir aşamaya geçmesini kolaylaştıracaktır. Sürecin bölgesel boyutu dikkate alındığında, Suriye sahasında sağlanacak kurumsal normalleşmenin, Türkiye'nin güvenlik perspektifi açısından doğrudan etkiler üreteceği açıktır.

Nitekim Abdullah Öcalan'ın, "10 Mart Mutabakatının uygulanması, süreci hızlandıracaktır" yönündeki açıklaması da bu noktaya işaret etmektedir. Bu değerlendirme, daha geniş bir siyasi ve güvenlik normalleşmesinin anahtarı olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Dolayısıyla YPG'nin mutabakata sadakati Terörsüz Türkiye sürecinin bölgesel düzlemde kalıcılaşmasında önemli bir adımdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.