Bu yazıda yeni yıl başlangıcı vesilesiyle hukuk ve yargı alanında hem geçen senenin kısa bir muhasebesini yapmaya hem de önümüzdeki yıla dair öngörü ve önerilerimi paylaşmaya çalışacağım.
2025'in yargıyı yapısal olarak ilgilendiren en önemli gelişmesi yeni strateji belgesinin ilan edilmesi oldu. 23 Ocak'ta iktidarın uzun soluklu bir siyasi taahhüdü olan yargı reformu süreci kapsamında 4. Strateji Belgesi yayınlanmıştı. 2009 yılından itibaren bir stratejik plan doğrultusunda sürdürülen yargı reformunda daha önce beşer yıllık dönemler halinde üç strateji belgesi kabul edilmişti. Bu doğrultuda mevzuat, organizasyon, işleyiş, insan kaynakları ve fiziki altyapı alanında neredeyse bir külliyat oluşturacak derecede revizyon ve reforma imza atıldı.
Yargının Sistemik Sorunlarına Çözüm Arayışı
Esasen bu durum yargının uzun yıllar boyunca içinde bulunduğu ihmal edilmişlik veya kronik sorunlarının da bir tezahürüydü. Burada kökleri Osmanlı Devleti'ne kadar dayanan sorunlardan söz ediyoruz. Örnek vermek gerekirse 17. yüzyılın önemli devlet adamlarından Koçi Bey, Osmanlı adalet sisteminin merkezi aktörü kadılarla ilgili değerlendirmesinde, insan kaynağındaki nitelik eksikliğinden şikayet etmiştir. Daha sonraki süreç ise hukukun batılılaşması ve modernizasyonu ekseninde yürümüş, vatandaşı asıl ilgilendiren yargı pratiğine ilişkin sorunlar ise 2000'li yıllara kadar varlığını sürdürmüştür. Öyle ki bitmeyen davalar, köhne adliye binaları, yetersiz personel ve yargıya erişimdeki güçlük, sinemadan edebiyata sık sık popüler kültüre konu olmuştur.
Adalet mekanizmasındaki tıkanıklık, toplumun önce yargıya ardından kaçınılmaz olarak devlete olan güvenini sarsarak hukuk düzeninde telafi güç yaralar açabilir. Şüphesiz böyle bir vasatta ne sosyo-ekonomik refahtan ne de kamu güvenliğinden söz edilebilir. Nihayet bu durum devlet için beka tehdidine dönüşür.
Vaziyetin ciddiyetinin farkında olan karar alıcılar 2000'lerin başından itibaren sorunun üzerine eğilmiş, özellikle demokratikleşme ve sivilleşme motivasyonuyla düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır. AK Parti hükümetleriyle birlikte reform iradesi AB'ye uyum perspektifinin de etkisiyle hız kazanmış, sayısız uyum ve reform yasası paketi kabul edilmişti. Ardından strateji belgeleri ve eylem planları çerçevesinde etkin, hızlı ve adil yargılama mottosuyla yargı reformu devam ettirilmiştir.
Öte yandan hedefleri hayata geçirmek için yargıya ciddi bir mali kaynak tahsis edilmiş; Adalet Bakanlığı'nın 2002'de yüzde 0,8 olan merkezi yönetim bütçesi içindeki payı 2025 itibarıyla yüzde 1,9'a çıkarılmıştır. Nitekim bu sayede hükümet konaklarına sıkışan adliyeler vatandaş ve personele daha elverişli koşullarda hizmet veren yerleşkelere kavuşmuş, hakim ve savcıların niceliği ve özlük hakları iyileştirilmiş, katipten icra ve kalem çalışanlarına insan kaynağı güçlendirilmiştir. Bunlar, adaletin tesisi için yeterli olmasa da gerekli koşullardır.
Strateji Belgesi
Mevzuat tarafında temel yasalar neredeyse tamamen yenilenmiş; hedef süre, adli kontrol, e-duruşma, e-tebligat, uzlaşma ve arabuluculuk gibi yenilikçi kurumlar ceza ve hukuk yargısına entegre edilmiştir. İşte 4. Strateji Belgesi de bu perspektifin devamı niteliğindedir. 2025-2029 yılları arasında hayat geçirilmesi planlanan 45 hedeften müteşekkil Belge; hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuki güvenlik, yargının etkinliği, güven ve memnuniyet, teknoloji destekli adalet ve mesleki yetkinlik şeklinde altı tema temelinde hazırlandı.
Belgenin, yargı bağımsızlığı için dönüm noktası teşkil edecek olan "Hakim ve cumhuriyet savcılarının nakilleri coğrafi teminat çerçevesinde gerçekleştirilecektir" hedefine yer vermesi son derece önemli. Yine makul sürede yargılama ilkesi de her zaman olduğu gibi en önemli gündem maddesi olarak öne çıktı. Bu doğrultuda yargılamanın süreceği azami süreyi ifade eden hedef süre uygulamasının altı ay şeklinde temyiz ve istinaf aşamalarına da taşınacağı öngörüldü. Aynı şekilde ceza adaleti sistemindeki iyileştirmeler geniş yer ayrılan hususların başında geliyordu.
Yıl içinde kabul edilen yargı reformu yasa paketleri Strateji Belgesindeki bu amaçları hayata geçirmek için onun rehberliğinde hazırlanan düzenlemelerdi. Bu bağlamda haziran ayında 10. Yargı Paketi olarak bilinen 7550 sayılı Kanun kabul edildi. Paketin odağında cezasızlık algısı (ya da bence daha doğru bir tabirle "infazsızlık algısı") sorunu yer alıyordu. Gerçekten görece hafif olarak nitelendirilen basit yaralama ve trafik suçları gibi eylemlerde denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme gibi kurumların etkisiyle sanığın neredeyse hiç cezalandırılmaması vatandaşın hukuk düzenine duyduğu güveni derinden sarsmaktaydı.
Ceza ve İnfazda Yeni Dönem
İşte 10. Yargı Paketi, 2005 ceza hukuku reformundan sonra belki de bu konuya en ciddi eğilen düzenlemedir. Paketle, caydırıcılığı sağlamak için (iki yılın altında hapis cezası alanlar başta olmak üzere) hükümlünün denetimli serbestliğe ayrılmak için koşullu salıverilme tarihine kadarki sürenin onda birini fiilen ceza infaz kurumunda geçirmesi şartı getirildi. Bu sayede "cezaevine girmeden tahliye olma" gibi toplumsal infiale yol açan uygulamaların önüne geçilmesi hedeflendi.
Ayrıca infaz dışında bazı suçların cezalarında da artışa gidildi. Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etme suçunda cezanın alt sınırı üç aydan dört aya yükseltildi. Alkol ve uyuşturucu madde etkisi altında araç kullananlara verilecek hapis cezasının alt sınırı ise üç aydan altı aya çıkarıldı. Benzer şekilde kasten yaralama ve tehdit suçları ile suça teşebbüs hallerinde de ceza artışlarına gidildi.
Yılın son günlerinde kabul edilen 7571 sayılı Kanunla yasalaşan 11. Yargı Paketi ise örgütlü suçlarda ceza artışına giderken ve çocukların örgüt suçlarında kullanılması halinde örgüt yöneticisine verilecek cezayı %100 oranında artırdı. Ayrıca maganda terörü olarak bilinen ve ne yazık ki önemli bir sosyal soruna dönüşen düğün ve kutlamalarda havaya ateş açılması fiiline yönelik de düzenlemeler yapıldı. Bu şekilde işlenen "genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması" suçunda herhangi bir ölüm veya yaralamaya yaşanmasa dahi salt arz ettiği tehlike sebebiyle yedi buçuk yıla kadar hapis cezası öngörüldü.
Trafikte yol kesme olarak bilinen ulaşım aracının hareketinin engellenmesi suçu içinse üç yıla kadar hapis cezası öngörüldü. Taksirle yaralama ve güveni kötüye kullanma suçlarında da ceza artışları yaşandı. Bu düzenlemelerin özellikle 10. Yargı paketiyle birlikte istikrarlı şekilde uygulanması halinde adi suçlara ilişkin toplumsal algıyı önemli ölçüde iyileştireceği kanaatindeyim.
7571 sayılı Kanun'u kamuoyunda asıl gündeme getiren husus ise Covid-19 izni olarak bilinen tahliyelerdi. Daha önceki düzenleme mahkumiyeti kesinleşen hükümlülerin pandemi sebebiyle erken tahliyesine yol açarken bu durum aynı tarihte suç işleyip yargılaması bitmemiş sanıklar için eşitsizlik yarattığı gerekçesiyle eleştirilmişti. 11. Yargı Paketiyle, 31 Temmuz 2023 tarihi ve öncesinde işlenen suçlarda denetimli serbestlik ve açık ceza infaz kurumuna üçer yıl daha erken ayrılma olanağı getirildi. Bazı öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve terör ile örgüt suçlarını kapsam dışında tutan düzenlemeyle ilgili olarak Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, "Bu tamamen ceza adaletini, eşitliği sağlamaya yönelik bir düzenleme. Burada bazı suçlar istisna tutuldu" ifadelerini kullandı.
2026 Gündemi ve Yeni Anayasa Fırsatı
Önümüzdeki yıl Meclise sunulması beklenen 12. Yargı Paketiyle, Strateji Belgesinin hayata geçirilmesine devam edilecek. Yukarıda değindiğim iki yasa paketiyle yapılan ceza ve infaz mevzuatındaki hedef odaklı düzenlemeler önemli bir kazanım. Bununla birlikte ceza infaz kurumlarındaki kapasite yönetimi bakımından rehabilitasyonu da dikkate alan, belli başlı suç tipleri için cezanın ıslah ve caydırıcılık fonksiyonlarının ölçüldüğü, önleyici kolluk ve sosyal tedbirlerin yer aldığı daha kapsamlı ve entegre bir reform sürecine gidilebilir.
Diğer yandan yeni anayasa çalışmaları da 2026 hukuk gündeminin bir parçası olmaya devam edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuya verdiği önem biliniyor. Cumhurbaşkanı son olarak iki hafta önce yaptığı açıklamada AK Parti bünyesinde devam eden çalışmalara atıf yapmış ve "Şu an itibarıyla hem sivil hem özgürlükçü hem de kuşatıcı bir anayasayı yapma arzusu içerisindeyiz. Bunu yapalım ki, milletimiz de "işte benim anayasam" desin. Kendi geleceği ile ilgili de herhangi bir endişeye kapılmasın" ifadelerini kullanmıştı. 2026'da yeni anayasa gündemi siyasi partiler arasındaki diyalogun seyrine bağlı olarak ivme kazanabilir.
Şüphe yok ki hukuk devletini, hak ve özgürlükleri güçlendiren, hükümet istikrarını, etkili yürütmeyi, denetim ve yasama kapasitesi artırılmış yasama organını ve adil yargıyı esas alacak anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi üreterek Türkiye yüzyılının itici kuvveti olacaktır.
Küresel anlamda insan hakları ve demokrasideki gerileme dalgasına bir ümitsizlik yaratmamalı; ulusal güvenliğin tesisi ve hukuk devleti yarışan değil birbirini tamamlayan öncelikler olarak görülmelidir. Kuşkusuz hukuki güvenlik, güçlü devletin ve milli güvenliğin yapı taşıdır.