Türkiye'nin en iyi haber sitesi

"Dünya bir tek ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu." Napolyon'a ait olan bu söz aslında dünya ile alakalı önemli bir jeopolitik realitenin dışavurumundan ibaret. İstanbul dünyada gerek doğu-batı gerekse de kuzey-güney ekseninde anahtar ve merkezi bir konuma sahip. Ve bu konumuyla da siyasi/ekonomik/kültürel boyutlarda çok ciddi bir potansiyel taşıyor. Fakat bu potansiyeli son yüzyıllık süreçte iyi bir şekilde değerlendirebildiğimizi söyleyemeyiz. Zira ne bu potansiyeli kullanacak bir ekonomik güce ne de siyasi özgürlüğe (bağımsızlığa) sahipti.
Bu durum 2000'li yıllarla birlikte giderek değişmeye başladı. iktidarıyla birlikte yakalanan rüzgarı arkasına alan Türkiye bir taraftan ekonomik olarak önemli mesafeler kat etmeye diğer taraftan da ABD'nin güdümünden çıkmaya başladı. Ve tam anlamıyla bağımsız hareket etme noktasında çok ciddi adımlar attı. Özellikle son birkaç yılda savunma sanayiinde yaşanan teknolojik atılımın oldukça kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulamak gerekiyor. Türkiye'nin son beş yılda maruz kaldığı ve atlatmayı başardığı çeşitli saldırılar (Gezi Parkı Şiddet Eylemleri, 17-25 Aralık, PKK-DEAŞ saldırıları, 15 Temmuz darbe girişimi, ekonomik/finansal saldırılar) ülkenin 2000'li yıllarda ortaya koyduğu söz konusu güçlenme/ bağımsızlaşma iradesini ortadan kaldırma amacını güdüyordu. İlgili süreçte Gezi Parkı Şiddet Eylemleri'nin sona erdirilmesi için eylemcilerin öne sürdüğü şartlar arasında "üçüncü köprü" ve "üçüncü havalimanı" projelerinin iptal edilmesinin bulunması da aslında garip değil, son derece manidardır.
Türkiye bugün İstanbul'un söz konusu potansiyelini realize etme noktasında gerekli olan ekonomik güce ve siyasi iradeye/bağımsızlığa sahip. Bu hafta Türkiye Cumhuriyeti'nin 95. yıldönümünde açılışını yaptığımız İstanbul Havalimanı da bu gücün ve iradenin anlamlı bir sonucudur.
Gerek havayolu taşımacılığı gerekse de havalimanı performansı bağlamında 2000'li yıllarda Türkiye'nin gösterdiği parlak performans 'nı mümkün kılan yolun taşlarını döşedi. Uluslararası Havalimanı Konseyi'nin verilerine göre dünyanın en çok yolcu trafiğine sahip havalimanları listesine ilk defa 2011'de yıllık 37 milyon yolcuyla 30. sıradan giriş yaptı. Daha sonraki süreçte de yolcu sayısında çok ciddi bir artış yaşandı. 2017'de Atatürk Havalimanı 64 milyon yolcuya ulaştı ve bu performansla dünyanın en büyük 15. havalimanı haline geldi. 2018'de yolcu sayısının 70 milyona kadar çıkmasının beklendiğini de belirtelim. Fakat son yıllarda yaşanan ciddi büyümeyle birlikte Atatürk Havalimanı'nın maksimum kapasitesi olan 75 milyona epey yaklaşılması önemli bir handikap oluşturmaya başlamıştı. Atatürk Havalimanı artık İstanbul'a ve Türkiye'ye dar geliyordu ve bu havalimanının bulunduğu bölgenin Avrupa yakasının neredeyse merkezi haline gelmesi de herhangi bir genişlemeye imkân vermemekteydi. Atatürk Havalimanı'nın şehrin çok içinde kalmış olmasının ayrıca bir problem teşkil ettiğini de vurgulamak gerekir.
İşte bütün bunlardan ötürü İstanbul yeni bir havalimanına ihtiyaç duyuyordu. Adını İstanbul'dan alan yeni havalimanının ilk fazı yıllık 90 milyon yolcu kapasitesiyle açıldı. Bütün fazlar tamamlandığında İstanbul Havalimanı yıllık 200 milyon yolcu kapasitesine sahip olacak. Bu rakamın ne kadar önemli olduğunu şu şekilde anlayabiliriz: Dünyanın en çok yolcu trafiğine sahip havalimanları listesinin zirvesinde yer alan Atlanta Havalimanı'nı 2017'de 104 milyon yolcu kullandı. Bunu Pekin Havalimanı 96 milyonla, Dubai Havalimanı da 88 milyonla takip ediyor. İşte İstanbul Havalimanı 200 milyon yolcu kapasitesiyle dünyanın en büyük havalimanı olma potansiyeline sahip bulunuyor. İstanbul'un merkezi konumu ve Türkiye'nin giderek artan ekonomik/siyasi gücü de söz konusu hedefin bir hayal olmadığını, bilakis orta vadede gerçekleşmesi beklenecek makul bir senaryo olduğunu gösteriyor. Evet, İstanbul dünyanın bir nevi "merkezi" olmasına uygun bir şekilde, dünyanın en büyük havalimanına da ev sahipliği yapacak. Bu da Türkiye'nin ekonomik kalkınma mücadelesinde oldukça önemli bir yerde duruyor zira dünyanın en büyük havalimanı ekonomik/ticari/teknolojik/ kültürel boyutlarda kendi ekosistemini oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu, Türkiye'nin tam da ihtiyacı olan şey.
Dünyada ekonomik eksenin Asya'ya kaymakta olması İstanbul'un da öneminin zaman içinde artması anlamına geliyor. Yani İstanbul yakın gelecekte şu ankinden de daha önemli ve daha kritik bir merkez haline gelecek. Çin tarafından başlatılan "Bir Kuşak Bir Yol" projesinin de önemli katkısıyla Avrasya'da ticaretin ve ekonomik/ teknolojik difüzyonun orta/uzun vadede ciddi ölçüde genişlediğine/artığına tanıklık edeceğiz. Bu durum İstanbul Havalimanı'nın da öneminin giderek artmasını beraberinde getirecektir. Yolcu taşımacılığı Türkiye'nin ekonomik anlamda çok daha merkezi bir konuma yükselmesine neden olacakken kargo taşımacılığı da ticari anlamda Türkiye'ye çok önemli katkılar sağlayacak. Böylece yeni havalimanı yüzbinlerce kişiye doğrudan iş imkânı sunacak olmasının yanı sıra Türkiye'nin ekonomik kalkınma mücadelesine anlamlı düzeyde bir katkı sağlayabilecek. Gerard De Nerval tarafından "antik zamanlardan bu yana Avrupa ile Asya'yı birleştiren sihirli bir mühür" olarak tanımlanan İstanbul'a da böylesi bir havalimanı yakışırdı zaten.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA